Gravity & Grace Yoga


23 Ocak 2008

Istanbul

Geçenlede eski bir arkadaşıma rasladım. Beni hala Boğaziçi Üniversitesi’nde asistan sanırmış. Ya da ne bilsin, doçent fılan olmuşumdur diye düşünmüşmüş. “Yok” dedim, “yogaya başladım, bir daha da bırakamadım, Boğaziçi de o arada mazide kaldı”! Meğer o da ilgilenirmiş yogayla. Soruyor nerede ders veriyorum, nasıl dersler veriyorum…Birden şaşkın, başını kaldırdı, “ah!” dedi “yoksa gravity Defne sen misin?”

Böylece öğrendim ki Gravity Defne diye bilinir olmuşum ben yoga çevrelerinde! Eh bu kadar Gravity & Grace dersi verince olacak tabii! Nisan sonunda bu tarz yoganın yaratıcısı hocam Peter Sterios Cihangir yoga’da ders (worskhop) vermeye geliyor. Şaşıracak herhalde dünyanın öte yanında bu kadar çok öğrencinin kendi serisini böyle iyi biliyor olmasına!

Bakıyorum da çoğunuz seriyi artık ezbere biliyor ve alışılmadık spiral, dairesel eklem hareketlerinden oluşan pozları yadırgamadan nefesle yapıyorsunuz. G&G derslerine ilk defa girenler de kendilerini sınıfın havasına kaptırıp kısa zamanda nefes ve yerçekimi yardımı ile akıp gitmeye başlıyorlar. Derslerde bu stilin özelliklerinden dem vuruyorum ya biraz da yazayım dedim.

Gravity ve Grace yoga stilinin en belirleyici özelliği eksta kas gücünü serbest bırakıp iç enerjileri canlandırmaya yönelik asanalardan oluşması. Pozlara dış kasları etkinleştirerek girmek yerine kendimizi yerçekimi ve nefese teslim ediyoruz. Hocam Peter yerçekimi (gravity) için “iki fiziksel gücün birbirine olan çekimi” tanımını yapıyor. Bu fiziksel güçlerden bir tanesi yer çekimi (büyük güç) diğeri de maddi bedenimiz (küçük güç). Pozlar ikisi arasındaki ilişkiyi kullanmamız sonucunda kendiliğinden geliyor.

Peter’ın “grace” (hem zerafet hem de tanrının lütfu anlamına geliyor. Eren’in “letafet” tercümesi en yerinde olanı galiba!) tanımı ise iki ruhun (manevi bedenin) birbirine doğru çekimi. “Ruhumuz (özümüz) ile kainatın ruhunun (Yaradan’ın) birbiri ile ilişkisi” diyor Peter. Küçük ruh büyük ruh ilişkisi diye basitleştirebiliriz. Bu ilişkiyi kuran köprü ise nefes. Maddi beden kendini yerçekimine (gravity) bırakırken, manevi beden kendini nefes yoluyla kainatın kollarına bırakıyor. Peter’ın derslerinde sık sık tekrarladığı, mat üzerindeyken veya günlük hayatımızda yol alıken ara sıra kendimizi bu iki güce teslim etmeyi deneyebiliriz.

Kas gücü gerektiren büyük asanalara G&G setlerinde raslamıyoruz. Dinamik bölümün başındaki aya selam serisinde bile kaslar olabildiğince gevşek, hareketlerin kaynağı dış kaslar değil, iç enerji. Bu yüzden bir çoğumuz kollarımızı sanki başka bir güç kaldırıp indiriyormuş hissine kapılabiliriz. (“Kanat takmışım gibi hissettim” diyordu bir dostum dersin sonunda) Genellikle dış kasları etkinleştirerek hareket etmeye alışmışız. Günlük hayatta ve spor yaparken hareket dış kasların devreye girmesiyle başlıyor. Yogada ise (bir kaç stil haricinde) bu durum tersine dönüyor. Ünlü yoga hocası Iyengar, asanaların bedenin dış tarafını değil, iç taraflarını çalıştırmak üzere tasarlanmış olduklarını yazıyor. Yoga asanalarını yaparken dış kollar yerine iç kollar, (örn: köpekleme-Adho Mukha Şvanasana) üst bacak kasları (kuadresepler) yerine iç bacaklar (örn: at pozu -Vatayanasana) , karnın yüzeye yakın baklava kasları yerine omurgayı saran iç kas psoas çalışıyor (örn: Kayık pozu- Navasana) .

Dış kas kaynaklı hareketten iç kaslara geçmek o kadar da kolay değil. Yılların alışkanlığı var bir kere. Egzersiz yaparken efor harcamamız gerektiğine dair sarsılmaz inancımız ve yoga asanaları egzersiz olarak görmeye eğilimli zihnimiz var sonra…Dış kasları serbest bırakmak başlangıçta kavraması zor bir talimat. Hele ki serbet bırakmanız söylenen o kaslar elinizin altında tir tir titremekte iseler!!! (Hatırlayınız: At pozu!) Yine de iç kaslara geçiş dış kasları serbest bırakmakla başlıyor. Yüzey kasları serbest kalınca, bizi ayakta veya içinde bulunduğumuz pozda tutmak için iç kaslar devreye giriyorlar. Bunlar kemikleri saran, doğru hizaladığınız zaman kendi kendilerine çalışmaya başlayan kaslar. Pek fazla iş görmediklerinden güçsüzler ama kaslar en nihayetinde. Çalıştırdıkça güçleniyorlar.

“Merkezden hareket etmek” ancak iç kaslar güçlendiği zaman anlam kazanan bir kavram. Merkez, göbek deliğimizin iki-üç cm aşağısından içeriye, kuyruk sokumuna doğru girdiğimizde tam ortada hayal ettiğimiz enerji küresi. Burası bedenin hareket, enerji ve ağırlık merkezi. (Başın ağırlığı burada dengeleniyor) Bu bölge kendi başına yeni bir blog konusu bile olabilir (eh olsun o zaman!). Tias Little “belly brain” tabirini kullanıyor bu bölge için. Karın beyni. Hocalık eğitimindeyken kafamızdaki beynin bir diğerinin bu merkezde saklı (manevi bedene ait) olduğunu anlatmıştı. Ana rahminde büyümeye başlayan ceninin kafa beyni ve karın beyni ilk aylarda birbirine yapışık olarak gelişiyor. Ancak üçüncü aydan sonra omurganın gelişimiyle ayrılıyorlar. Ya da, daha doğrusu omurga aralarında köprü olarak hizmet görüyor, aslında hiç kopmuyorlar!

Gravity & Grace derslerinde “hareketleriniz merkezden kaynaklansın” dediğimi sık sık duyuyorsunuz. Bu kasları zorlayarak değil, nefes ve yerçekimine teslim olarak, dış kaslar serbest, iç kaslar aktif, dikkatinizi tam o orta noktadaki hayali kürede tutarak hareket edin, demek oluyor. Kolay iş değil! Hem de hiç kolay değil. Uzak doğu savaş sanatlarının (Martial Arts) özünde bu merkez enerjisi ile çalışmak yatar. Karate, Taekwando, Aikido, Tai chi ve Qi Qong ustalarının çalışmalarındaki zerafet dış kaslarından değil, merkezlerinden gelen hareketlerden kaynaklanır. Rivayete göre gerçek bir Qi Qong hocası, kendisine gelen öğrenciye at pozunu (Vatayanasana) gösterip yarım saat boyunca bu pozda durmayı öğrendikten sonra (ortalama on ay) geri gelmesini söylermiş. Öğrenci ancak o zaman hazır olacakmış qi qong öğretisini almaya!!!

Grace’in anlamlarından biri olan zerafet, merkezden, iç enerji kaynaklı hareket ettikçe, nefes ile yerçekimine kendimizi teslim ettikçe yogamıza yerleşiyor. Hareketlermize zerafet getirmeyi düşündüğümüzde (mat üzerinde veya günlük hayatta) daha az efor harcıyoruz. Bu da bizi prana tasaffurufuna götürebiliyor. Kendi enerjimizin tasarrufu! Çocuk pozundan bağdaşa geçişte “mümkün mertebe az hareket ve ses olsun” diyorum mesela. Zerafet parmak uçlarında atılan adımlardan değil, rafine ve duru hareketten doğuyor. Olabildiğince az sağa sola bakınarak, çıkardığımız seslerin farkında, fazlalıkları hayata katmadan, uyanık, dikkatli yaptığımız yoga çalışmaları bize dolu dolu bir hayat sunuyor.

Bu da işte grace’in lütuf anlamına gelen karşılığı olsa gerek!
Namaste!
“Gravity” Defne

Bu yazı Türkçe Yazılar içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s