Ne olur uyan Komşu!

REUTERS

REUTERS

Komşu Günaydın,

Günaydın dediğime bakma, ben uyumadan geçirdiğim bir sabahın ilk ışıklarında yazıyorum sana bu satırları. Beni tanıyorsun yıllardır aynı binada yaşıyoruz. Sesim soluğum çıkmaz, evime pek gelen giden de bulunmaz. Erkenden yatar, sabah ezanından önce uyanırım. Dün gece uyumadım ama. Benim yerime sen uyudun komşu. Uyudun, biliyorum çünkü defalarca balkona çıktım elimde tencere tava ile. Eşim içeride ışıkları yaktı söndürdü, dikkatini çekmek için çıkarmadığımız patırtı kalmadı.

Sen uyumayı sürdürdün komşu.

Biz kimbilir saniyede kaç hızla çarpan yüreklerimiz ağzımızda, gözlerimiz çakmak çakmak, elimiz kapı tokmağında otururken sen uyudun. Sana kızmıyorum. Dünyadan, ülkemden ve hatta iki sokak ötede olan bitenden haber almak için televizyon denen o kutuya teslim etmiş olsaydım kendimi, ben de senin gibi akşam bülteninin ardından girer yatağıma içim rahat, gönlüm ferah tatlı bir uykuya dalardım.

Ne de olsa ne dedi televizyonlar? Gezi Parkı boşaltıldı. Hem de nasıl? Kolaylıkla. Kimseye zarar gelmeden. “Halkımız yarım saat önceden başlayan uyarılar sayesinde parkı vakitlice boşalttı, geriye kalan marjinal-illegal-terörist gruplara polis biber gazı ve tazyikli su ile müdahale etti.” Üstüne valimiz de çıktı konuştu, halka, çocuklara zarar gelmemiş, Gezi Parkı boşaltılmış, belediye ekipleri çadırları söküyorlarmış. İçimiz rahat etsin. Bu hikaye de böyle bitmiş işte.

Derin bir soluk almışsındır herhalde komşu. Ben senin yerinde olsam alırdım. Marjinal grup avı sırasında masum çocuklara zarar gelecek diye kalbin pır pır ediyordu eminim. Masum çocuklar polis parkı boşaltın deyice çıkmışlardır parktan. Geri kalanların derdi başka zaten…

Komşu bak şimdi sana ne olduğunu bir de ben anlatayım. Çocukluğumdan beri bu binada oturuyorum, beni tanıyorsun. Sözüme inanacağını, en azından beni dinleyeceğini umuyorum.

Biz de eşimle dün akşam Gezi Parkı’ndaydık. Eşimi de tanıyorsun, görüyorsun en azından her gün. Kendisi yürüme engelli. Tekerlekli sandalye kullanıyor. Beraber parka gitmiştik. Yediyi biraz geçiyordu saat ve çok kalabalıktı park. Çoluk, çocuk, analar, babalar, bizim gibi tekerlekli sandalyesi ile parka gelmiş başka engelliler… Tatlı bir ilk yaz gecesi. Müzik çalıyor, dans ediliyor, halay çekiliyor, çocuklar yerlere yayılmış resimler çiziyor. Seyyar arabalarda pişen köfte kokuları havaya karışmış, pamuk helva, simitiçi, kuruyemişci ortalıkta dolanıyor. Malum, tatilin ilk cumartesisi. Herkes rahat, neşeli ve umut dolu…Panayır yeri gibiydi park.

Biz eşimle parkı baştan başa geçip Taksim meydanına vardık. Orada da müzik çalıyor, bir grup halay çekiyordu. Polisler AKM’nin önüne dizilmiş meydanı izleyerek sigara içiyorlardı. Önlerinde fotoğraf çektirdik, parmaklarımız zafer şeklinde.

Riot police enter Gezi Park at Taksim Square in Istanbul

Saat 8:15 idi, biliyorum çünkü çektiğimiz fotoğrafın saatini telefonum gösteriyor. Yavaş yavaş dönelim evimize dedik. Parkı baştan sonra bir daha katederken, ağaçlar yerlerinde sökülmesin diye orada nöbet tutan  öğrencilerimi gördüm. Sen komşu, benim öğrencileri de bilirsin, hep gelip giderler benim eve. Asansörde raslamışlığın vardır onlara. Alçak sesle konuşan, kibar, parlak gözlü genç kadınlar. Bildin mi? Hah işte onlardı parka çadır kurmuş, ilk günden beri üç beş ağacı koruma isteklerine saygı duyulmasını, onurlu ve özgür bir yaşamı savunan seslerinin duyulmasını sabırla bekleyen, üzerlerine atılan her iftirayı bir şakaya dönüştürüp geri sallayanlar…Onlarla çene çalıyorduk. Bostan kurmuşlar, ismine “Gezi Βostanı” demişler. İki haftada çiçekler, sebzeler dikmişler. Salı gecesi TOMAlar parka dışarıdan su sıkarken darmadağın olmuş bostan. Iki günde toparlamış, yeni çiçekler ekmişler. Kütüphane kurmuşlardı, bayağı da iyi de kitaplar vardı. Salı gecesi bütün kitaplar da sırılsıklam olmuş. Yeni kitaplar getirmiş birileri. Annem de kütüphaneye kitap bağışlamış. Annemi de bilirsin, o da bizim binada yaşıyor,  emekli profesör. Cuma gecesi de onunla gitmiştik parka. Onun da öğrencileri var parka kurdukları çadılarda kalan. Onlar da gururla söylemişlerdi. Kütüphane yeniden kurulmuş.

Anlayacağın komşu, umutu bir yerden eziyorsun, öbür taraftan yine baş veriyor. Yabani ot gibi bir şey.

Biz orada sohbet ederken ederken «müdahale olacakmış» dedi birisi diğerine. Biz hepimiz güldük komşu. Güldük çünkü dünyanın en sert diktatörü de olsa o akşam o parka müdahale etmezdi. Hamile kadınlar vardı, omuzlarına çocuklarını oturtmuş gururlu babalar vardı. Çakır gözlü yaşlı bir amca “bana nasıl vurur ya” diye söylendi sadece. Biz sohbete devam ettik. Müzik devam etti.

Kimse anons filan duymadığı gibi komşu, inan ki kimse parkı terk etmedi. Gazı yedikleri anda bu saydığım herkes orada, lafının, lokmasının, halayının tam ortasındaydı. Biz Divan otelinin önüne arabamızı bırakmıştık, etraftan yardım ettiler eşimi, tekerlekli sandalyesini acele yükledim. Gaza basarken dikiz aynasından Taksim meydanını gördüm, gaz ve toz bulutu altındaydı.

Eve geldik, televizyonlar Harbiye tarafına kaçan eylemcilerden bahsediyorlardı. Sen seyrediyordun komşu. Parkın içinde onbinden fazla insan vardı tahminim. Meydandan üzerlerine atılan göz yaşartıcı bombadan kaçmak için parkın arkasına, aynı bizim yaptığımız gibi Divan oteline doğru gerilemekten başka yolları yoktu. Vali çıktı sonra ekranlara, “Halkımız yapılan anonslar doğrultusunda parkı müdahaleden önce boşaltmıştır, geride kalan marjinal gruplarla polis çatışmaya girmiştir» dedi. Komşu, ilk gaz bombası atıldığında ben oradaydım, eşim de oradaydı. Bütün halk da oradaydı. Parkı TOMA’ların cilti cayır cayır yakan asitli suyundan ve göz yaşartıcı bombalardan kaçan analar, babalar, çocuklar panikle kendilerini sokağa atınca boşaldı.

Yüzlerce insan yaralandı. Senin karşısında oturduğun televizyonun güvendiğin kanalları sadece yirmidokuz kişinin hafif sıyrıklarla yaralandığını söyledi. Divan oteline sığınan arkadaşlarım kendi kollarının, enselerinin fotoğraflarını yayınladılar. Bütün çocukları ve yaralıları Divan oteline sevk edin diye duyuru yaptılar. Biz de yaydık duyuruları. Acil oksiyen tüpü ve dikiş atmak üzere iplik, iğne istedi insanlar. Ben civardaki nöbetçi eczanelerin yerlerini tesbit etmeye çalışırken eşim kendi bilgisayarının başından hayrkırdı. «polis Divan’a da biber gazı attı» diye.  İnanmadım. İnanmak istemedim. Uğur Dündar Kanal +’dan yayın yapıyordu. O sırada o da kesildi. Derken Divan’ın içinde mahsur kalan arkadaşlarımdan resimler gelmeye başladı. Komşu, içini sıkmak istemiyorum ama benden duymazsan kimseden duymazsın diye korkuyorum. Bir davayı savunmak gibi bir derdim yok.  Her insanın haysiyeti ile yaşama hakkına sahip olmasından başka bir davam da yoktur bu hayatta. Neyse uzatmayayım, çocukların resimleri geldi Divan otelinden. Bayılmış, oksijen maskesi ile zar zor nefes alan. Bir tanesini tanıdım. Babasının omuzlarında oturuyordu parkta dolaşırken. Kıvırcık saçlı iki üç yaşlarında bir bebek. Babası kucağına almış, ağlıyor fotoğrafta. Arkada kanepede bayılmış yatan gençler var, biz Susurluk için tencere tava çalarken daha doğmamış olan.


Gece devam etti komşu. Televizyonlar boşaltılmış, ıslak ve karanlık bir Taksim meydanı gösterirlerken, Facebook arkadaşlarım onar yirmişer evlerinden fırlayıp Taksim’e doğru yol almaya başladılar. Sen sıkıldın yattın herhalde o arada. Televizyonlarda yeni bir şey yoktu çünkü. Sıra Selviler Caddesi, İstiklal Caddesi, Cumhuriyet Caddesi hınca hınç doldu. Bağdat Caddesinden yürüyenler Kadıköy’de buluşup köprüye yürüdüler. Gazi Mahallesinden çıkan binlerce insan TEM otoyoluna aktı. Al bir bu kadarını bir de Ankara’ya koy. Binlerce Ankaralı sokaklara taştı. Kuzenim var Ankara’da, ondan alıyorum haberi tabii, kimimiz kaldı başka güvenebileceğimiz birbirimizden başka? 97 yaşında bir yengem vardır benim Ankara’da. Onu da tanırsın komşu, eskiden bizimle bu binada yaşardı. Sessiz sakin kibar mı kibar yengem. Bildin değil mi? Hah işte o da yaşına başına bakmadan, geçen iki hafta boyunca her akşam 7’de Kuğulu Park’a gitmiş, sesini duyurabilmek için.

Komşu gecenin karanlığını üzerin çekmiş uyurken inanır mısın polis Hilton Oteli’ni bastı. Koskoca Hilton’a daldılar. Oraya kapağı zor atmış, nefes almaya çalışan arkadaşlarım vardı. Yaralılar vardı. Lobinin oradaki orta masaya ilaçları yığmışlar, polis içeri dalınca ilk önce o ilaçları toplamış. Sonra duyduk Alman hastanesine TOMA ile girip su sıkmışlar. Hastanenin acil servisine bile indikleri bile söyleniyor yaralıları tutuklamak için.

Komşu, duyuyor musun aşağıda sokakta insanlar bağırıyor. Pencereye çık da bak, hep mahallenin tanıdığın simaları. Manav da alkış tutmuş, emekli amcalar da balkonlarında tence tavalarına vuruyorlar. Marjinal kimseler yok dışarıda. Sen, ben varız komşu.

Hadi ne olur uyan!
gezi 10

Bu yazı Diren İnsanlık, Türkçe Yazılar içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

5 Responses to Ne olur uyan Komşu!

  1. nergis dedi ki:

    Sevgili Defne, üzülme. Yalnız değiliz çok şükür, dünya bizi duyuyor. Senin sevgili Joan Baez de bizi destekliyor baksana bizim için söylüyor http://www.youtube.com/watch?v=CRz090qq4C0&feature=youtu.be

  2. ozgurzeytin dedi ki:

    Bence güzel bir yazı ama haklı olmayabilir çünkü sessiz çoğunluk lafının anlamını es geçmişsin. Adı üstünde sessiz..

    Bizim mahallede metalci motorcu iki çocuk hariç kimse çalmıyor tencere tava, ama pazar günü insanları kovalarken gaz bombası attılar, 10 ayrı komşu bar bar bağırdılar polislere, ne yakası açılmadık laflar ettiler bir duysan! Ve her apartmanın kapısı açıldı, böylece birden çok eve sığınabildiler çocuklar. Polis de peşlerinden gelemedi.

    Düşündüğümüzden çok daha fazla insan sinir oldu bu işe bence, tepkisini sesli bir şekilde ifade etsin veya etmesin.

    • Anonim dedi ki:

      Ayrıca başbaş marjinal lafını hakaret olarak kullanıyor diye biz de mi vazgeçeceğiz ondan? Marjinalim ben kardeşim, hem güzel birşey ki bu! Eskiden de örgütlü vardı böyle öcü sözcük, amaaan örgütlü bunlar maazallah gibilerden kullanılırdı.. Ne pis günlerdi hakikaten..

    • sumandef dedi ki:

      Evet, tabi ki komşu uyansın da tencere çalsa da olur, sessiz kalsa da…yeter ki bir şeylerin farkına varsın. Yorumun için teşekkürler!
      Defne

  3. Yunus Alyaz dedi ki:

    Umarım seslenecek komşu kalmıştır. 😦

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s