Kızını koruma oğlunu eğit ama nasıl?

Feminist Protesto Yürüyüşüİki gündür aklım sürekli yazıyor, parmaklarım bir türlü klavyeye varmıyor. Pınar Gültekin ölü bulundu. Ben iki sabah önce uyandığımda bu haberi aldım. O andan beri sözcükler, cümleler, zulümler, cinayet haberleri, anılar, yazılar aklımın, vücudumun içinde dolanıyor. Bir tarafım yaz diyor. Yaz ve hepsini okura ulaştır. Diğer tarafım ise ümitsiz. Dünya liderlerine bir bak diyor. Dünyanın gittiği yöne bak, neresi düzgün ki, insainsan olmasını bekleyelim? Hem ne demek “insan olmak”? Kadına, erkeğe, trans kişiye, çocuğa, hayvana, doğaya saygı gösterecek bir çoğunluk insan nüfusu içinden çıkacak mı? İnsan bunu kendi içinden çıkartabilecek mi? İçime soruyorum.

İçim tükenmiş. Yapacak bir şey kalmadı diyor. Ne yaparsan yap bir fark yaratamayacaksın. Çünkü insanın kötülüğü başlara taç edildi. Zulüm meşru. Zulüm cezasız. Zulmün daima bir mazereti, bir “hak edeni” var. İktidarın (sadece siyasi iktidardan bahsetmiyorum) elinde zulüm bir oyuncak. Onu tutan yok. İçindeki kötülüğü frenlemene gerek yok insan evladı. Çünkü kötülük artık serbest. Küfret, aşağıla, ayır ve hor gör, suiistimal et, kabadayılık et, zorbalık et, kendini üstün gör, üstünlüğünü ilan et, ez ve geç. Yeni dünya düzeninde bunların hepsi seni daha da beğenilir ve sayılır konumlara getirecektir. Bunlar liderlik vasıflarıdır artık. O karı kılıklı eski düşünürlerinin etik ahlak saygı fraternite egalite liberte (ne biçim laflar bunlar zaten? Kesin içinde ahlaksızlık var) kavramlarını da at çöpe. Hayır varile koy ve yak. Üzerine beton dek. Erdem neydi? Emin değilsin. Cevap şıklarını görebilir misin? Gerek yok. Yeniden tanımla. İçinde zulüm olsun. Erdemli kişi öteki olarak tanımladığı herkesi ezme hakkına sahip olsun mesela. Öyle bir düzen. Neden olmasın? Her şey mümkün artık bu dünyada. Sky is the limit.

Evli bir erkek, artık onunla birlikte olmak istemediğini söyleyen bir kadını öldürüyor. Yetmiyor. Yakıyor. Yetmiyor gömüyor. Üzerine beton döküyor. Sonra evine mi dönüyor artık ne yapıyor bilmiyorum. Belki akşam sofraya oturuyor. Ne hissediyor? Kendinden memnun mu? Güçlü mü hissediyor kendini? İnsan bir diğer insanı ne kazanmak için öldürür? Bunu düşünmeden edemiyorum. Ruh hastası, sapık, cani diye bu Pınar Gültekin’in katilini ötekileştirmek istemiyorum. Oraya girdiğimde çünkü bu pisliğin merkezine gidemeyeceğim. Bu pisliğin merkezine gitmeyi pek çoğumuz istemiyoruz. Çünkü biraz kazıdık mı o pisliğin merkezindeki kesif kokunun çok yakınımızdan, kendi evimizden geldiğini fark edebiliriz. Hatta belki tam olarak kendi içimizden.

O yüzden diyorum ki, ötekileştirme bu katili. Gözlerinde yaşamın tüm ışıltısını taşıyan bir genç kadını boğan, yakan, gömen, üzerine beton döken bu adamın o akşam evinde ya da kaçtığı otel odasında ya da her neredeyse (Hikâyenin o kısmına önem atfederek büyütmek istemiyorum. Pınar’ın dostları günlerce kayıp ilanı verdiklerine göre adam polise gitmemiş, bu kadarı benim için yeter) ne hissediyor? Ağlamaklı bir biçimde, ellerini avuçları arasına almış, neden beni buna zorladın, diye Pınar’ı mı suçluyor? Gül gibi geçinir giderdik. Metresim olurdun. Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Kimse beni reddetmez. Reddederse işte böyle olur. Rahatladı mı? Bir kadının seni istemiyorum, demesinin benliğinde açtığı yarık kapandı mı? Tam bir insan oldun mu yine? Adam oldun mu? Erkek misin tekrar? Nedir o anda hissettiğin? Onu bir anlarsam, ona benzer bir şeyi kendi evimde, kendi içimde yakalarsam, sanki değişimi oradan başlatabileceğim. Bir taş oradan oynayacak.

Bu akşam Atina’da Türk ve Yunan kadınlar bir araya gelip elimizde pankartlarla yürüyeceğiz. Bu, bir şeyleri değiştirir mi? Bu yazı bir şeyleri değiştirir mi? Topladığımız imzalar, savunduğumuz İstanbul Sözleşmesi, kadınlar dayanışması? Bunlar bir şeyleri değiştirir mi? Doğruya doğru pek ümidim yok. Kendi hayat dilimimde, erk iktidar karşısında bağımsız ve özgün bir biçimde dikilmek isteyene söz (ve yaşam) hakkı tanınacağına dair umudum benim yok. Ama yazıyorum. Ama akşama meydanlarda yürüyeceğim, pankart taşıyıp, slogan atacağım. Çünkü evrenin bir noktasına bir yerde bir taş yerinden oynayacaktır. Sonu ve sonucu nereye varacak olursa olsun benim atacağım, atmaya mecbur olduğum adım budur. Atacağım. Yazacağım. İktidarın benim içimde ördüğü zulüm şemasını bir yerinden çatlatacağım.

Bu akşamki protesto yürüyüşünün planı yapılırken, arkadaşlarımdan biri şunu sordu: Yürüyüşe erkekler de katılacak mı? Naifçe diyebilirsiniz ki, elbette kadın erkek beraber, dayanışma içinde erk iktidarın zulmüne karşı duralım. Erkekler de bu zulme bir dur demek istiyorsa, buyursunlar. Birleşe birleşe kazacağız nihayetinde. Değil işte işin astarı öyle. Bu soruyu soran arkadaşım da naif yanıtlara karşı gerekçesini derhal sorusuna iliştirmiş. Çünkü bu olay özelinde vahşeti ve şiddeti kınamak isteyen erkekler, iyi niyetli, hayatında kimseye el kaldırmamış, dövüşmemiş, kavgaya karışmamış dost canlısı erkekler(imiz), lanetlediğimiz zulmün bir parçası olduklarını, onu bilmeden etmeden yeniden nasıl tekrar tekrar ürettiklerini bilmiyorlar. Onlar Pınar Gültekin’in katilini içlerinde, vücutlarında, akıllarında, dillerinde yaşattıklarının farkında değiller. Üstelik bu ve benzeri protesto yürüyüşleri, katledilen kadının ismini neşreden heştegli postlar, tvitler ile kadın cinayetlerine karşı bir şeyler yaptıklarına inanarak vicdanlarını da rahatlatıyorlar. Böylece de erkek zulmünüm kalbinde yatan o çekirdek kalıbı yeniden üreten dil, düşünce ve davranış pratiklerini bırakıp dönüştürmeyi, onlara eleştirel bir gözle bakmayı dahi akıllarından geçirmiyorlar. Buna benim eşim de dahil. Gözünü bu gerçeğe her açtığımda hayret ediyor. Vay be ne şovenistmişim ben. Ama hiç fark etmemiştim.

Katili düşünürken herkes kendi içine, kendi evine baksın diye düşünüyordum. Kötülük ve iyilik insanın içinde yan yana durur çünkü. Yaşam bize her anıyla bir seçenek sunar. Manav paranın üstünü fazla verir. Dürüstlüğü mü seçeceksin kârı mı? Kedin eve ağzında canlı bir çekirgeyle girer. Yaşamı mı seçeceksin yoksa apartmanda yaşamaktan içi geçmiş kedinin kısacık da olsa özüne dönüp eğlenmesinin sende uyandıracağı hazzı mı? Her anımız bir seçimdir. En basitine indirdiğinde, iyilikten ya da kötülükten, hakikatten ya da yalandan, yaşamdan ya da ölümden yana bir seçim yapmamızı bekler hayat bizden. O katil kötülüğü seçmiştir. Kötülüğün bunca yüceltildiği bir dünyada kötülüğü seçmese erkekten sayılamaz zaten.

Kadın olmak çok zor, diye yazıldı çizildi son günlerde. Bu ülkede kadın olmayacaksın. Doğru. Ama bu ülkede erdemli bir erkek olarak yaşamını sürdürmeye çalışmak da çok zor. Önünde iki seçenek belirdiğinde, iyiliğin yoluna sapmak da zor. Seni oraya doğru sevk eden hiçbir değer yüceltilmediyse, bilicine işlenmediyse özellikle. “Kızını koruma, oğlunu eğit” sloganını beğeniyorum. Oğlunu eğit. Doğru. Ama nasıl? Kadına saygı gösterecek şekilde mi? Ne demek kadına saygı? Saygı nedir bilen bir toplum muyuz ki kadına saygıyı öğretelim oğullarımıza? Hayır, önce kendine saygı duy. Seni dışarıdan hiçbir kuvvet tamamlayamaz oğlum. Ne bir futbol takımı ne bir din, ne bir millet ne de bu aile, bu soy, bu soyadı seni sen yapamaz. Bu ailenin/milletin/cemaatin/tuttuğun takımın bir parçası olduğun için değil, sen, sen olduğun için tamamsın.

Evet, bence buradan başlamak gerek oğlanları eğitmeye. Sen her ne kadar kendi içinde bir bütünsen, annen de öyle, kız kardeşin de öyle. Onlara da neyi nasıl yapmaları gerektiğini sen söyleyemezsin. Her bir birey bütünlük içinde kendi kararlarını verebilir. Bu gerçeği en yalın haliyle görebilmelisin. Bir başkasının kendi vücudu veya hayatı hakkında vereceği kararlar senin bütünlüğünü, bozmaz. Bunlar sana karşı alınmış kararlar değildir. Bunlar senin bütünlüğüne karşı tehdit unsuru değildir. Annen, kız kardeşin, kız arkadaşların, trans komşun, eşcinsel akrabamız aynı senin gibi otonom varlıklardır. Onlar da senin gibi öznedir. Kendi eksenleri etrafında dönerler. Sana karşı bir tehdit unsuru değillerdir. Sen etrafına değil, içine bak. Oradan büyü, oradan yaşa. İyilik senin içinde. Onu seç. Denmeli bence. Bunu da babalar demeli. En çok babalar. Dayılar. Amcalar. Enişteler. Dedeler.

Aklımda daha çok şey var yazacak. Zulmün çekirdeğinde yatan iktidar söyleminin ve pratiğin günlük hayattaki muhtelif yansımalarına dair… Onları da yazacağım.  Yarın devam ederim. Şimdi yürüyüş için hazırlanmalıyım.

 

 

 

Kızını koruma oğlunu eğit ama nasıl?” için 31 yorum

  1. Kadınlar da iktidar için adama öz oğlunu boğduran Hürrem’in ruhunu taşıyor olmasın? Evli olduğunu bildiği halde bir adamla birlikte olmakta ahlâk ve vicdan filtrenizden geçmiş herhalde… Olaya bir de aldatılan kadının gözünden baksan. O kadın da senin gibi düşünür mü?

      1. Mutlak eşitlikten yanaysanız neden bütün kadınlar ekonomik olarak kendine eşit olmayan hep kendinden aylık gelir, mezun olunan okulun ve bölümün segmenti bakımlarından dah “üstün” olan erkekleri tercih ediyor? Sebep? Onlar kadın haklarına saygılı da asgari ücret alanlar erkekler “barzo” mu?

    1. Olay bakılan tüm gözler tarafından vahşice bir katliam olarak görülmeli ve dayanağı ne olursa olsun bu katliam meşrulaştırılmamalıdır. Umarım sizin ve diğer tüm canlıların da yaptığı hiçbir şeyin karşılığı bir başkası tarafından öldürülmek olmaz.

    2. Bence; bu korkunç cinayet ile ilgili eğer bir empati kurmak söz konusu ise bu, yaşam hakkı elinden alınan genç kadına ve onun yakınlarına yönelik olmalıdır. Bunun dışında kurduğunuz empati, içimizde gölgelerde bıraktığımız taraflarımızı daha da karanlıklara itmekten öte bir etki yaratmayacaktır. Referans aldığınız “Ahlâk” ve erdemin konuları ancak insanın yaşam hakkından sonra gelen konular olabilir. Ki bunlar da sosyolojik açıdan tartışılmalı konulardır.

      1. Öldürmeyi asla savunmadım. Ortada bir cinayet var ve katil cezasız kalmamalı. Ancak dürüst olun, vicdanlı bir insan için cinayet sadece bir insanı fiziken öldürmek değildir. Kadınların sık sık yaptığı gibi bir insanın sosyal konumundan, ekonomik durumundan dolayı küçük görmek ve aşağalamak da bir cinayettir. Ailesi baskı ile yetiştirince özgüven eksikliği olan insanlara “ezik” demekte bir cinayettir. Ayrıca bir çelişkiniz var. Kadının tercihi beni ilgilendirmez bu konuda hemfikiriz ama o tercih sonucu yaşadığı güzel deneyimler gibi olumsuz sonuçlar da beni ilgilendirmez. Çelişkiniz şu; herkes istediğiyle birlikte olur. Ama bu tercihin sorumluluğu, olası sonuçlar kişinin kendisine aittir.

      2. Ne olur bir defa da cinayetin öldürülen kadının değil öldüren erkeğin sorumluluğu olduğunu hatırlayın. Bir deneyin yani. Minicik bir pencere açılsın bu yöne bakan. Olamaz mı?

    3. Pınar’ın söz konusu şahısla ilişkisi olmadığı adamın Pınar’ı durmadan taciz ettiği ortaya çıktı. Bu yazdıklarınızdan utandınız mı?

  2. Ümitsizliğiniz artmasın lütfen patriyarkal otoritede yetişmiş biz birçok genç kadın öldürülmemek için ekstra bir çaba sarf etmememiz gerektiğini kabullendirmek için sizin yolunuzdan ilerleyeceğiz. Din kisvesi adı altında eril tahakkümü destekleyen toplum ve devletle beslenen politik hatta ideolojik olan kadın cinayetlerinin son bulması ve katillerin gerekli cezaları alması için sonuna kadar savaşacağız. Bizler istediğimiz gibi yaşayacağız onlar öldürmeyecek!

    1. Ayrıca ortada patriyarka falan da yok. Öldürmenin savunulacak bir tarafı da yok ve savunmuyorum zaten. Vicdanım ve empati yeteneğim hepinizden fazla gelişmiş olduğu için ben “psikolojik olarak öldürülen erkekler var” diyorum. Onlar hiç konuşulmaz. Asıl o cinayetler politiktir.

      1. patrikarkal düzenin varlığını reddetmeniz ve vahşice katledilen, sebepsiz yere öldürülen kadınların önüne ‘psikolojik olarak öldürülen erkekleri’ koymanız çok naif bir hareket. hangi ütopyada yaşıyorsunuz acaba?

      2. Zımpara ya da adın her neyse. Benim söylediğim hiçbir şeyden cinayet iyidir sonucu çıkmaz ama senin söylediklerin, erkeklere saygısızlık yapmanın çokta önemli olmadığını ve belki de kadınların hakkı olduğu sonucunu doğurur. Erkek egemen toplum mecliste erkek sayısı fazla olunca olmuyor. Toplumda kadınlar rahat hareket edemez, otobüse bile yanında babası olmadan, kocası olmadan binemez o zaman geçerli. Ama kadınlar bacak bacak üstüne atarak oturubiliyor. ( Burada sorun bunu toplu taşıma araçlarında yapması, önyardılarını dizginle diye söylüyorum) Erkekler toplumsal baskı altında. Buna gülerim deme. Etrafına bak. Sokakta bir kadın bir erkeğe bağırırsa herkes konuyu bilmeden erkeğe saldırır suç bulur ve uyarır. Belki kadın haksız demez kimse. Hele bir de kadın ağlıyorsa… Ama bir insanın ağlaması onun masum ya da mağdur olduğunu göstermez. Bankada güvenlik görevlisiyim. ATM’den işlem yapamaz yardım ister ama yasak, parası eksik çıksa benden bilecek. Yardımcı olmadım diye bağırır. “Sesinizi yükseltmeyi Hanımefendi. – yükseltirsem ne olur beni döver misin?” Bu ne şimdi? Psikoloji de bile yeri var. “Acizliğin gücü” bunu kullanmayan kadın yok. Kadınların erki var bu toplumda erkeğin değil. Ütopya değil distopyada yaşıyoruz. “Şairlere aşık olup, müteahhitlerle birlikte olmayı” keserseniz, smokinlinin peşinden değil, haysiyetlinin peşinden giderseniz başınıza kötü şeyler gelmez.

      3. Hiçbir varlığa yapılan saygısızlığı kabul edilebilir bir boyuta taşımıyorum sadece vahşice bir cinayetin varlığının eleştirildiği yerde bunun önüne ‘erkeklere yönelik psikolojik şiddeti’ koymanın doğru olmadığı düşüncesindeyim. Erkek egemen toplumu tanımlarken de bu kadar uç örnekler kullanmanız konuyu oldukça sığlaştırıyor. Önemli olan benim o otobüse istediğim saatte istediğim kıyafetle bindiğim zaman kendimi güvende hissetmem olmalı. Babam olmadan dışarı çıkabildiğim için kimseye teşekkür etmem gerektiğini düşünmüyorum. İletişim halinde olduğunuz ve geçmişinde taciz hikayesi bulunmayan bir kadın olduğunu sanmıyorum ki benim her kesimden konuştuğum kadınların hepsi en az bir kere fiziksel veya sözlü tacize uğramış kişiler. Zorunluluktan ötürü yardım edemediğiniz bir kadının size sesini yükseltmesi mi daha büyük psikolojik şiddet yoksa benim tanımadığım hatta bazen de tanıdığım bir erkekle baş başa kaldığımda bakışlarından, sözlerinden yapacaklarından tedirgin hissetmem mi? Ayrıca son cümlenize ithafen söylüyorum ki istediğim herkesin peşinden gidebilirim ve bu benim başıma kötü şeyler gelmesini meşrulaştıramaz. Umarım hayatınızda kendiniz ve diğer herkes için bu felsefeyi benimseyebilirsiniz.

  3. Mutlak eşitlikten yanaysanız neden bütün kadınlar ekonomik olarak kendine eşit olmayan hep kendinden aylık gelir, mezun olunan okulun ve bölümün segmenti bakımlarından dah “üstün” olan erkekleri tercih ediyor? Sebep? Onlar kadın haklarına saygılı da asgari ücret alanlar erkekler “barzo” mu?

    1. Ben katliamların bitmesinden yanayım. Konumuz bu yazıda sadece bu. Eğer odağımıza sadık kalırsak bu vahşetin azalacağını umuyorum. Diğer adaletsizliklere odağımızı çevirmek, bu vahşete bakmamızı engelliyor. Burada cinayet var. Ölüm var. Katil var. Oraya bakalım şimdi. Bunu nasıl azaltabiliriz, yaşamı her şeyin üzerinde tutan evlatları nasıl yetiştirebiliriz, bunu soruyorum. Ekonomik alana girmiyorum. O başka bir konu. Tartışılır. Ama yeri burası değli. Burada çok daha evresen olan bir şey: yaşam hakkından söz ediyoruz. Hiç bir gerekçe ile bir insanın diğerinden almaması gereken o haktan. İyi’den söz ediyoruz. Orada duralım, başka konulara dağılmadan. Orada durabilir miyiz biraz?

      1. Ben hiçbir yerde sorumluluk ölenindir demedim. Ama sen düpedüz altta kalanın canı çıksın dedin. “Senle benim toplumsal pozisyonlarımız çok farklı” sözü “sosyalist” bir kadına ait. “Seni insan olarak, arkadaş olarak çok seviyorum, çok iyi bir insansın ama ben mantıklı davranmak zorundayım” gibi cümleler de kadınlara ait… Size pozisyonu denk erkeklerle mutluluklar dilerim… İster düğünde pasta kesersiniz, ister cenazede helva kavurursunuz…

    2. Çünkü kadınlar ve erkeklerin sayısının eşit olmasına karşın kadınların eğitime, istihdama, kariyere ve imtiyazlara erişimi erkekler tarafından tarih boyunca engellenmiştir. Bu, kadınların bir tercihi değil kurulu düzende erkeklerin aralarında oluşturdukları yazılı olmayan kurallar (sosyal değerler) ile kadınları okumaktan, kariyer yapmaktan bilerek, isteyerek uzak tutması ve kendine muhtaç hale getirmesinden kaynaklanır. Bu cinayet de bu muhtaçlığa karşı duran bir kadına karşı işlenen politik bir cinayettir. (Ortaçağ islam veya katolik inancında kalan arkaik bir görüş olduğu için, birisinin evli biriyle ilişkisi olmasının cezasının ölüm olamayacağını konuşmaya gerek bile duymuyorum)

      1. Erkekler mi gidin de parası olan adamlara tav olun diyor? Kadınlar kendi özgür iradeleriyle, parasına kariyerine kapılıp gitmiyorlar mı? O adamın da kendi mekânı varmış. Adamlar alışkın etrafında kadınların fır dönmesine, sonra canı sıkılınca öldürmüş. Cinayet işlemiş bunu yapmaya hakkı yok. Kadınların da insanlara ” sosyal pozisyonu” için aşağılayıcı sözler söyleme hakkı yok. Tekrar ediyorum bir insanı küçük düşürmek de bir cinayettir. Kadınlar bu tarz cinayetleri sık sık işlerler… İnsan ölünce dünyada yaptığı hatalar, kötülükler ortadan kalkmaz. Ben İslam hukukunu az çok bilirim ve onu savunmam. Tekrar ediyorum kadının öldürülmesi yanlış. Tekrar ediyorum insanlar büyük ölçüde ekonomik durumlarını doğdukları aile ve çevreye borçludur. Bir adam zengin diye, smokin giyiyor diye iyi olmaz. Asgari ücret ile çalışması da bir adamı kötü yapmaz. Kadınlar kimin “ezik” kimin alfa olduğunu sezmek yerine kimin katil olup olmayacağını anlasalardı… Kadınlar her zaman “önemli olan; karakter, iyilik, hoşgörü, sevgi saygı” derler. Ama gerçekte onları hırpalayan ve “baskın” olan erkekleri tercih ederler. “Tam bir erkek” derler… E biz de “yarımlığımıza” yanalım öyle ya… “Kusur” bizde…

  4. Çok güzel ortaya koymuşsunuz sorunu. Sorun görülenden çok daha büyük, çok daha köklü. Sorunun esas kökeni zaten iktidarlar, kurumlar ve dolayısıyla toplum tarafından da alkışlanıyor. Alkış tutulan bu insani olmaktan hayli uzak olan sözde “değerler”in sonucu ise bu korkunç olaylar. Yazınız için teşekkürler.

  5. Bu yazının başlığını ilk gördüğüm anda özellikle 7 kız 3 oğlu olan anneme okumak istedim. Az çok bilmeme rağmen tepkileri benim için önemliydi. Çünkü köklerimin/atalarımın bakış açısı benim bu hayatta ki duruşumun kanıtı olabilir. Annem “ ne kadar doğru söylemiş. Ağzına sağlık “ demişti. O an haksızlıklar karşısında yaşayacağım belirsizliğin veya korkumun cevabını almıştım. Çünkü ben biliyorum ki annem de fiziksel ve duygusal şiddete maruz kalan ama bunu tamamen içselleştiren bir kadın. Bir tarafı hep buna baş kaldırsa bile…. Her türlü Şiddeti dillendirme cesareti olanlara minnetle.🙏

  6. Burada okuduğum bazı yorumları görünce gerçekten ağzım açık kaldı. Bazı okurlar şu gerçeği ayırt edemedi sanırım; bir kimse başka bir kimseyi aşağılarsa, beğenmezse, hakaret ederse veya aldatırsa hukuk yoluyla hakkınızı arayabilirsiniz, hala hayattasınızdır, iyileşme şansınız vardır, eğer çabalarsanız ve isterseniz hesap sormak, sordurmak mümkündür çünkü hayattasınızdır. Fakat bu yazıda yazarın irdelemek istediği bir genç kadının ölümü, vahşice öldürülüşü. Ve biri öldürülünce yaşam sona erer, yapılanın telafisi yoktur. Ve ne yazık ki bu tür cinayetler ideolojiktir. Tam da bu anlatmak istediğimiz farkı idrak edemeyen, “ama…” ile başlayan cümleler kuran zihinlerin eseridir kanımca. O sebeple yazmaya devam hocam. Belki bir gün anlayacaklar.

  7. Ağzınızın açık kalmasına hiç gerek yok Hanımefendi. Ben cinayeti ne meşru gördüm ne iyi olmuş dedim. Empati kur. Anneysen çocuğun varsa bak onun gözlerinin içine. Birilerinin onunla dalga geçmesi ya da onu yok sayması seni rahatsız etmez mi? Ama gerçekten bak çocuğunun gözlerinin içine. Olur mu? İnsanları itham etmek kolay ama anlamak zor. Adam cinayet işlemiş ben avukatı mıyım, anası babası mıyım, ben onu ya da cinayeti neden savunayım? Cinayet de kötü, kadınların tercihleri de… Böyle yorumlara hemen “kuyruk acısı var” diyen hemcinslerinde kusur ara. Kuyruk acısı da olabilir. Kimse istemez böyle bir şey. Anası babası tarafından “ezik” yetiştirilmek bizim tercihimiz değil. Ama zengin ve smokinli diye o adamı seçmek sizin özgür iradeniz.

    1. Anneyim, çocuğum da var. Onu kendi kendini yetiştirmeyi bilecek, etrafı ve karşı cinsi suçlamayacak, kendi hayatının sorumluluğunu alacak, isterse zengin ve smokinli olmayı da başarabilecek şekilde yetiştireceğim. Hayatta her zaman tercihleri olduğunu bilecek. Teşekkürler, nasıl yetiştirmemem gerektiği konusunda iyi bir tablo çizdiniz.

      1. Sen kendince hakaret etmişsin. Laf vurmuşsun. Ama ben de bunu söylemek istiyorum. Baştan özsevgisi ve özsaygısı yüksek olursa huzurlu ve mutlu olur. Sonradan çok zor oluyor. Özsaygı özsevgi özgüven kazanmak için beş yıldır kaç kitap okudum, neler yaşadım neler denedim. Bi bilsen ağlarsın. Ya da yok. Sen güler geçersin belli. Anlamak yerine alay etmenin dayanılmaz hazzına bırakmışsın kendini. Özsevgi özsaygı bunlar büyük sermaye. Kendini sevsin önce. Buluttan nem kapmasın. Kendine saygı duysun. O zaman özgüven de gelir. Bu yaşadıklarımı senin değil düşmanımın çocuğu yaşasın istemem. Sen gerçekten ayıp ettin. Tuzun kuru tabii. Nereden bilicen “el âlem ne der tanrısını?” Nereden bileceksin annen komşu kadına bir şey diyemiyor diye senin haklı olduğunu bildiği halde seni eşek sudan gelinceye kadar döverken aslında hak aramak nedir onu hafızandan sileceğini. Her kavgada ablan bağırıp ağladı diye sanki sen haksızmışsın gibi dayağı senin yemeni. Bir hata için üç gün azarlanırsan korku damarında kandan daha fazla yer kaplar. Almancı akrabanın senden on yaş büyük oğlu seni döver ama annen hiçbir şey diyemez. Bin Mark borcunuz var onlara çünkü… Eyvallah sen verdin ağzımın payını. Daha da bir şey yazamam bu posta. Sen haklısın ben suçlu…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s