Farketmişsindir. 
Yazmaya bir süreliğine ara verdim. Bilerek, isteyerek aldığım bir karardan ötürü değil. İçimden öyle geldiği için. 
Ben aslında -prensipte daha doğrusu- içten gelenleri çok ciddeye almam hayatımda. Aylaklığa bahane olarak görürüm hatta. Robert Svoda’nın bir sözü vardı: New age çağında herkes kalbinin götürdüğü yere gitmek istiyor ama acaba kaçımız kafamızın gürültüsünün ardında  sahici yürek sesimizi duyabiliyoruz? Ben de katılıyorum kendisine. Duyguların egemenliğinde çalışan kafamızın isteklerini, arzularını içimizden gelen ses zannetmek mümkün. İşte bu yüzden içimden gelen, gelmeyen mesajları pek de kaale almadan, bana iyi geldiğini bildiğim şeyleri yapmaya yönlendiririm kendimi ben normalde.
İçimden bir kafeye gidip miskinlik etmek gelse de kısaca bir sabah yogası yaparım mesela. Sonrasında pişmanlık duyduğumu hiç hatırlamıyorum. Yazı da öyle. İlham gelmese de her gün oturup ıvır zıvır da olsa bir iki satır bir şey yazarım. Bilirim ki tıpkı yoganın ilk bir kaç nefesi gibi yazının da ilk bir satırından sonra açılacak kanallar. Ki öyle de olur.
Ve fakat…bu sefer başka bir içimden gelme haline girdim. Belki de kafamın değil, sahiden de yüreğimin sesi idi duyduğum. ‘’Yazma’’ dedi çünkü. Yazamıyorum filan değil, ‘’yazma’’! Hayırdır inşallah! Ben de uydum bu sese. Ta ki bugüne kadar, günlüğüm dışında mektup bile yazmadım. Böyle bir kış uykusuna yatmam gerekiyormuş.
Şimdi uzun sessizliği bozarken, kendimi bir başka hissediyorum. 2007 yılından beri düzenli olarak blog yazıyorum. Yoga, yolculuk, yaşam üzerine düşüncelerimi, yorum  ve tecrübelerimi aktardığım bu yazılar yıllar içinde tanıdığım, tanımadığım sizlerle yaptığım sohbetlere dönüştü. Blogu takip edenler, yorum yazanlar sayesinde çok değerli yeni dostlar edindim.
Kış uykumun sonunda, yani şimdi, yazılarımın ikinci bölümüne başlıyorum. Ne değişti diyeceksiniz..Yüreğim tarafından öngörülen sessizliğimde bir arpa boyu büyüdüm, bir nebze dönüştüm. Orasını hissediyorum. Yazmaya yeniden hazırım. Onu da biliyorum. 
Ama derinlerde, yürekte ne değişti, onu daha bilmiyorum. 
Hep beraber keşfedeceğiz.
İkinci bölüme hoşgeldiniz!
Foto: Zeyno Erdost

İKİNCİ BÖLÜM” üzerine 5 yorum

  1. Yaşasın geri döndün Defne! II. bölümde yanında olmaktan çok mutlu olacağım…Yolun(umuz) açık olsun.Çok sevgiler…

  2. Defne, Meher Baba'nın 31 yaşında konuşmaktan vazgeçmesi gibi sen de bloguna yazmaktan vazgeçeceksin ya da daha uzun süre ara vereceksin diye üzülmüştüm gerçekten. Ve bil ki o arpa boyu yolu ve bir nebze dönüşümünü paylaşmaktan ben de çok mutlu olacağım. Rastgele …

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s