Toplumsal İçerikli 3: Anguttan Ermişe

Yeni yazı serisine gösterdiğiniz ilgi için hepinize teşekkür ederim. Yorumlarınızdan ve bana özel yazdığınız epostalardan çıkardığım sonuç:

Yalnız değilsiniz!

Yalnız değiliz hiçbirimiz. Biz. Bir biz varız, bütünlük yanlısı olanlar ve bir de onlar var beslenmek için kutuplaşmaya muhtaç olanlaryanlısı olanlar. Biz bütünlük yanlısı olanlar özellikle bu ayrımı idrak etmek zorundayız.  Önce tarafları tanıyalım.  Nerede durduğumuzu bilirsek, neyin karşısında olduğumuz da bilebiliriz. Biz şiddetin karşısında duruyoruz ve mücadelemiz şiddeti iletişim/yaşam biçimi olan kullananlara karşı.

Ve bizi çetin bir savaş bekliyor. Öyle çetin ki kazandığımızı görmeye ömrümüz yetmeyecek. Ama şiddeti normal saymayan üç beş insan yetiştirmiş olacağız. Mücadeleye onlar devam edecek. Onların üç-beş devamı olacak. O büyük dönüşümün ardından insanlık yeniden yeşerirken, şiddet normal bir iletişim/yaşam biçimi olmaktan çıkacak.

Belki… denemeye değmez mi?

***

Ben ve öteki kemikleşmiş bir yapı. Şiddetten yana ve onun karşısında olanlar derken bile ben bu yapıya referans veriyorum. Bu insan zihninin çalışma biçimi. Bu yapıyı değiştimeye çalışmak ötekini değiştimeye çalışmak kadar beyhude. Madem öyle işe denklemin ben tarafından başlayabiliriz.

Ayrılık değil bütünlük, nefret değil sevgi, korku değil cesaret, yalan değil hakikat diyoruz ama aslında hepimizin kafası biraz karışık. Bir tek Türkiye’ye has bir durum değil bu, bütün dünyanın kafası karışık. İyiler ve kötüler birbirine karıştı. Sistem diye bir canavardan bahsediyor ama onunla ancak bankalardan içeri molotof kokteyli atarak savaşabileceğimizi düşünüyoruz. Bu sırada dici türke para ödeyip evimize davet ediyor, kredi kartına 10 taksit ile satın aldığımız made in china plazma ekranlarımızdan bilinçaltına balıklama dalan reklamlara bakıyoruz.

***

Beni en çok totaliter rejimler korkutuyor. Politik ideolojisinin ne olduğu zerre kadar önemli değil, rejim totaliter olup da bireysel özgürlüklerimize el koyma hakkına sahip olacak diye–şiddet yolu ile tabii- tüylerim ürperiyor. 1980 eylülünde ilkokula başladım ben. Hava anlam veremediğim bir korku kokuyordu. Kimin hayatta kalıp, kimin bir gece ansızın ortadan kaybolacağı rus ruleti usülü belirleniyordu. Çocuk içgüdüm ile duyduğum o koku insanların hayatta kalma korkusundan geliyordu.

Ama artık çocuklar bile dünya politikasının şirket politikası olduğunu biliyor da, nasıl oluyor hala iki karı aldın özgürlüğümüz çaldın, çıplak bacakların ile namusuma dil uzattın vs tarzında inançlara fanatiklik boyutunda inanan insanlar dolanıyor etrafta?

Eh be Defn’anım diyeceksiniz, siz nerede yaşıyorsunuz, uzayda mı? Tamam zaten cevap beklediğim bir soru sormamıştım. Sorumun cevabını biliyorum. İngilizcede rhetoretical dedikleri cinsten bir soru idi bu. Cevap beklenilmeyen cins.

***

Benliklerin Evrimi diye bir şeye inanıyorum ben. Benliklerin evrimi skalasını da anguttan ermişe doğru boyamak isterim. Bir uçta angut var:  kendi dahil kimseyi insan olarak göremeyen, diğer uçta ermiş var, diğerinin suretinde Yaradan’ı görmeyi başaran kişi. Biz sıradan kullar da   işte bu skalanın başına, sonuna bir yerlerine serpiştirilmişiz.

Ermiş, herhangi bir inanca dahil olmaksızın bütün varlıkları sevendir. Sevmek için bir sebebe ihiyacı yoktur. Onun gözünde varolmak sevilmek için kafidir. Bu nadide kişi medya meydanlarında gezinmez, kendisini ermiş kişi diye tanıtmaz. Dolayısı ile ağzını açıp orta yerde konuştuğuna da raslamayız. Piyasada yer edinmek gibi bir derdi de yoktur Yamacında oturayım diye arasanız, bulmanız kolay olmaz. Yine de arayan bulur ermişi. Ancak çok arayanların bulabileceği kadar basit bir yerde durur çünkü. İnsanların hayatlarını korku etrafında şekillendirdikleri sistemlere dahil olmaz. Karşısına çıkanlara kimlerden değil, kim olduklarını sorar. Zaten kendini bütüne ait hissettiğinden bir grubun, projenin, misyonun parçası olmaya ihtiyaç duymaz. Onun için en önemlisi mutlu olmaktır ve yaşam enerjisini bu uğurda kullanır.

Ermiş bütün anlaşmazlıkların şiddetsiz çözülebileceğine can-ı gönülden inanır.

Angut ise kendisi de dahil insanlarla sahici bağ kurma yeteneğinden mahrum olduğu için en kolay manipüle edilip, bir misyona alet edilebilen tiptir. Anguttan çok şahane fanatik olur. Bu arada angutu aptal ile karıştırmayın sakın. Eğitimsiz ile hiç karıştırmayın. Çok zeki ve eğitimli olabilir ama zekasını yönlendireceği bir istikametten yoksundur çoğunlukla. İcabında misyonu için bir otel dolusu insanı yakabilir veya komşusunu kurşuna dizebilir. Sırf belli bir milletten, ırktan veya bir inanca dahil olduğu için bir diğer insanı öldürmenin kamu hayrına bir davranış olduğuna inanır. Onun için en önemlisi haklı çıkmaktır ve yaşam enerjisini bu uğurda kullanır.

Angut şiddetin hak edene uygulanması gereken bir şey olduğuna can-ı gönülden inanır.

Benliğin evrimi skalasının bir noktasında yer alan bizler anguta olan uzaklığımız ve ermişe yakınlığımız oranında şiddeti hak edene uygulanması gereken bir şey olarak algılarız.

****

Bazılarınız bana başınızdan geçen olayları anlattınız. Bütün hikayelerde başta ötekine hoşgörü ile yaklaşan bir esas kişi vardı. Ama öteki öyle ters, öyle pis, öyle angut idi ki ister istemez de esas kişi de sesini yükseltiyor, hakaret ediyor, gücü yetmediğinde tehdit ediyordu. Bunun üzerine zaten skalanın angut tarafına yakın olan öteki, horoz gibi kabarıyor, esas kişinin üzerine yürüyor, ağzını burnunu kırıyor filan.

Sonra bakın bakalım bizim esas kişide hoşgörü moşgörü kalıyor mu?

Siz herkesi bir görüyorsunuz da onları sizleri hep öteki olarak görüyorlarsa ne olacak?

Bir başkası tarafından ötekileştirilince, kategorik nefret üzerimize saçıldığında ne yapacağız?

Esas mücadele işte burada. Oyuna dahil olmamakta. Mücadelenin en çetin yanı karşı tarafın,  yani bize nefret saçan tarafın gözünü oynanan oyuna açmakta. Bu çok zor bir şey ve bir hayli cesaret istiyor. İşe kendi kategorik nefretlerimizden, korkularımızdan arınmakla başlayabiliriz.  Çünki öteki ile bağ kurmamız gerekecek. Ötekinden korktuğumuz sürece onunla bağ kurmamıza imkan yok.  Öteki, skalanın anguta yakın tarafında yer alıyorsa kategorik nefretimizden sıyrılmamız da çok zor. Dedim ya bu mücadele çok çetin ve meyvelerini yemek muhtemelen bize değil, bizden sonraki kuşaklara kısmet olacak.

İnşallah!

***

Herkesin kafası karışık.

Önce skalanın neresindeyiz, bunu dürütçe kendimize söylememiz lazım.

Nefret ettiğiniz bir insan seçin. Sizi üzmüş tanıdığınız biri veya tarihten ya da medyadan bildiğiniz bir politikacı veya kitle kıyımları yapmış bir diktatör olabilir. O insanı düşünürken içinizden birer birer çıkan duygulara bir bakın (nefretin, tiksinmenin, korkunun fiziksel bedeninzde yarattığı kasılmaları, nefesinize yansıyan etkisini fark edin) ve o insanın ne hakettiğini düşünün.

Sonra skaladaki yerinizi işaretleyin.

***

Devamı gelecek. Belki yarın, belki yarından da yakın.

Bu yazı Türkçe Yazılar, Yaşama Dair, Yoga içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Toplumsal İçerikli 3: Anguttan Ermişe

  1. Rasit Kırmızı dedi ki:

    Totaliriter rejim , bu nasıl bir rejimdir nasıl bir cümledir, sözcüğün kökü ne eki nedir?
    Totariter rejim.) TV de eskiden ŞOK diye bir program vardı , (sunucusu şimdi Show tv de ana haber bültenini sunuyor, Korcan Karar), bu programda angutla tavuğun aşkını anlatmışlardı izlenesi bir bölümdü.Totariter rejimden dolayıda eleman zaman içinde ana heber spirkeri oluverdi.

  2. peacefulmarvin dedi ki:

    Benim karşılaşmaktan da, farketmeden kendimi kaptırmaktan da en çok çekindiğim şey “kibir”dir. Skalanın anguta uzak kısmında ilerleyenler arasında nedense daha çok rastlıyorum buna. İçimizde taşıdığımız bu nefret, tiksinme korku hislerini arayıp bulmak daha kolay oluyor, o söz konusu “ötekileştirdiklerimiz”e karşı. Ama nispeten kendi tarafımıza koyabildiklerimiz arasında da görünmez duvarlarımızı, duvarı kaldırsak onun ardında görünmez çekişmelerimizi; gizlenmiş, bastırılmış kavgalarımızı buluyorum hep. Ve hep kibir çıkıyor karşıma. İstisnasız hepimiz kendimizle yüzleşmelerden kaçınıyoruz zaman zaman. Sanırım skalanın ermiş tarafının en ucuna varmadıkça kusurlarımız hep olacak. Ermiş olamasak da ermişi anlamak lazım belki, hiç olmazsa nasıl ve neden koşulsuz sevebildiğini.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s