Boşluk Serisi I: Boşluk ile Dolmak

Yeni ayımız kutlu olsun! Bu sefer ne şans ki bizim ay (temmuz) başı ile esas ay (luna olan) aynı anda başlıyorlar. Biz burada, Portland Oregon’da saat dilimleri açısından dünyanın en sonunda yer aldığımız için günün olaylarına son dakikada yetişiyoruz. Mesela babalar gününde kahvaltımı edeyim de babamı arayayım dediğim zaman İstanbul’a çoktan akşam inmiş, babam bütün günü benden telefon bekleyerek geçirmiş oluyor.

Kısmi ay tutulması için yarih 1 Temmuz verilmiş ama biz burada Haziran’ı devirmemişken henüz ay tutuldu, oldu bitti. Dolayısı ile Temmuz’a uyandığımız bu sabah Yeni Ay ikazını dikkate almayarak kendi yogamı yaptım. Zaten ay tatilimi dün vermiştim. Güneşli ve serin sabaha çıktım, Pallino kafenin yolunu tuttum.

Nereye?

Yazmaya…

Sen hani gelin gidiyordun Atina’ya, nereden çıktı bu Portland diyebilirsiniz.  Yeni tanışmışızdır, olabilir. O halde anlatayım: Biz yazlarımızı serin ve yağmurlu Oregon memleketinde geçirmeyi seven bir hane halkıyız. Kışları satsak da kurtulsak mı,  yoksa kiraya  verip de mi saklasak diye hakkında kafa patlattığımız ve nihayetinde kapısını çekip çıkıp gittiğimiz  65 metrekarelik bir dairemiz  var. Bizim değil aslında, mortage canavarına ait. Haracımızı ödediğimiz sürece bize dokunmuyor.

Atina’ya gelin gidene kadar Amerikan rüyasını sürdürüyoruz! Uynadığımızda Atina’dan geriye bir şey kaldı ise, niyetimiz hala dönmek. (Balayımızı merak ediyorsanız buraya buyurun: http://www.kuraldisidergi.com/balayi-sohbetleri/)

Bizim Amerikan rüyası da hakiki bir  rüya ama…

Portland bir masal ülkesi sanki. Altı ay uzak kalıp da dönünce yine yeniden fark ediyoruz bu şehrin güzelliğini…Motorlu araç trafiğine kapalı geniş sokaklar, heybetli ağaçlar, yeşil gölgelerin ardında iki katlı evler, dağınık bahçelerde vahşi çiçekler, bisikletlerinde genç babalar ile arka selede parlak gözlü, çıplak ayaklı bebeleri, her meyve ve sebzenin, ekmeğin taze ve organik olarak satıldığı bakkallar, dumansız hava, Pasifik’in tuzlu rüzgarları…

Ve ilk evvela dikkatimizi çeken…

En çok hasretini çektiğimiz…

BOŞLUK

Burada boşluk derken ingilizcedeki space sözcüğünü kasdediyorum. Bu ayrımı yapıyorum çünkü Türkçe ”boşluk”un  ingilizcedeki hem space hem de emptiness sözcüklerinin karşılığı olabilir. Space’in tam türkçe karşılığının olmaması bizlerin kafasında/hayatında böyle bir kavram olmamasından mı? Sözlükte space‘in türkçe karşılığı olarak uzay veriliyor.  Burada bahsettiğim tarzda bir space için uzay için uygun sözcük değil. O yüzden müsadenizle ben space karşılığı olarak boşluk terimini kullanacağım.

Boşluk Samkya kozmolojisinde Akaş adı altında beşinci element olarak tanımlanır. Toprak, su, ateş ve havadan sonra gelir. Önceki elementlerin tümünü içinde taşır ve aynı zamanda hepsinin toplamından büyüktür. İlahi olana en yakın, en ince (subtle anlamında- buyrun karşılığını bulmakta zorlandığım bir sözcük daha) ve her frekansdaki dalganın içinden geçebildiği elementtir Akaş. Merkezi boğaz olarak tarif edilir ve kulaklarla -dolayısı ile ses ile- bağlantılıdır. Ses ancak boşlukta dalgalanabilir.

Hatha Yoga çalışmaları bedenlerde boşluk açmayı amaçlar. Açılan boşluk boş değil boşluk elementi ile doludur. Ve bu boş alanda ışık, ses, düşünce, duygu, enerji ve nefes serbestçe akar.

Portland boşluk ile dolu bir şehir. Sadece caddeleri, sokakları, ferah kafeleri, doğal ışık ile aydınlanan süpermarketleri, trenleri, otobüsleri değil, insanların birbirlerine karşı davranışları da diğerine alan yaratma bazında şekilleniyor. (Şimdi aklıma space’in bir diğer türkçe karşılığı geldi: Alan. Özel alan, kamusal alan… Ben bu konuda bir master tezi yazmıştım bir zaman! )

İnsanlar birbirlerine alan açıyorlar burada. Nasıl oluyor? Dinleyerek. Hemen bir karara varmayarak. Hemen yaftayı yapıştırmayarak. Üstüne başına ne giydiğine çok da bakmayarak. Kendini doğru ve tam ifade etmen için sana verilmiş kulak alanları ile dolu bu boşluk.

Ve tabii özel alana olan saygı. İnsanlar diyelim ki önünüzden geçip domateslere uzanacaklar. Muhakkak ”excuse me” diyerek geçiyorlar. Bu özürün neden dilendiğini anlamam  yıllar aldı. Benim alanıma girdikleri için pardon diyorlar.  İstemeden çok yaklaştık, sizin sahanıza girdik, excuse me.  Üstelik kasaya onlardan önce varmak için omuz atarak ilerlerken sahalarını işgal ettiğim insanlar bir kere bile bana dönüp de ”öküz müsün kardeşim, bir önüne bak” da demediler.

Demedikleri gibi eminim ki akıllarından bile geçirmediler.

Boşluk bolluğa alan açıyor, bollukta hoşgörü ve nezaket filizleniyor. Olabilir. Ama boşluğun ne ile dolduğu da önemli. Amerika’nın sırf can sıkıntısı ile dolan boşluklarında da insanlığın tarih boyunca şahit olmadığı düzeyde bir vahşet yaşanabiliyor.

Portland’da boşluk genelde içine güzel bir şeyler doldurmak üzere değerlendiriliyor. Boş bir bahçe köşesi ya da günün boş bir saati olabilir. 

Bir başka boşluk da buradaki BOŞ zaman. Uzun yollarda, trafikte, toplu taşıma araçlarında  geçen saatler, ayıp olmasın diye gidilen ziyaretler  insanın hayatından çıkınca, koca bir günün bir dolu boş vakti kalıyor geriye.

İstanbul’da yazmak benim için niye böyle zor diye düşünürken geldi aslında aklıma bunlar. Şimdi sahip olduğum boşluğu bol bol yazı ile dolduracağım diye umuyorum.

Boşluk serisi devam edececek! Arkası yarın, bizden ayrılmayın!

Bu yazı Türkçe Yazılar, Yaşama Dair, Yoga içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Boşluk Serisi I: Boşluk ile Dolmak

  1. tuvish dedi ki:

    merhaba defne … yeni hayatında cokkk cokk mutlu ve kendin olmanı diliyorum
    yogik felsefeyle cok ciddi bisekilde ilgilenmeye basladım…aslında senin kitabın önayak oldu…yogik beslenmede kahve yasaklı bölümde ama senin kitabında kahve içtiğini ögreniyorum.. yada alkol ..yasak olan her yiyecek aslında suan tamda hayatıımda… hepsini bırakmak zor olcak…yogik beslenme yada felsefesiyle ilgili önerebilecegin kitap.. hoca ..link…. var mı?
    aslında ikinci kitabını cıkarmanı bekliyorum:)

  2. sumandef dedi ki:

    @tuvish:
    iyi dileklerin ve desteğin için teşekkür ederim. ikinci kitabı da işte böyle böyle yazıyoruz hepberaber!
    Soruna gelince: Yogada yasak olan yiyecek yok aslında. Bütün eski metinlerin -ve benim hocamın- bize söylediği her bedenin ihtiyacı olan besin farklıdır. Zorlayarak alışkanlıklarını değiştirmek uzun vadeli denge ve sağlık getirmez. Değişik besinler ile denemeler yapabilirsin. Belli şeyleri yediğinde içtiğinde ertesi sabah yoga yaparken kendini nasıl hissediyorsun? Dengede, sakin, güçlü ve esnek hissediyorsan, bir önceki gün yediklerin sana iyi geliyordur muhtemelen. Ağır, karışık, yorgun, şişkin, sinirli hissediyorsan iyi gelmiyordur. Böyle böyle sana en iyi gelen beslenme yöntemini keşfedip o gıdalara sadık kalabilirsin. Ben ara sıra içtiğim alkol ile hergün içtiğim kahvenin yogama ve bedenime negatif bir etkisini görmediğim için canım çektikçe içiyorum. Dikkatini kontrolden çok farkındalığa doğru yöneltirsen, yoganın merkezli hayatın sana neşe ve zenginlik kazandırır.

  3. tuvish dedi ki:

    cevap yazdıgın için cok tesekkürler defne…
    hiç birsey zorlamayla olmaz demişsin … yemek saati de mi? gün batımında yemek gerekli mi?
    ve neden özellikle bira içilmiyor….bu da son sorumdu beslenmeyle ilgili:)
    sevgilerle…
    tuba

  4. sumandef dedi ki:

    akşam yemek yiyince ben gece derin uyuyamıyorum, sabah erken kalkmakta zorlanıyorum. yoga yaparken de geceden kalma yemekler nefesimi kısaltıyor, nefes ile derine dokunamıyorum. bildiğim şey güneş battıktan sonra metabolizmanın ve sindirimin yavaşladığı. o yüzden artık içimden gelmiyor güneş battıktan sonra yemek. bunlar öneri olarak yoga ve ayurvedada sunuluyor ama öğrencinin buraya kendiliğinden, içinden gelerek varması koşulu da yanında veriliyor.
    birayı kim içmiyor? ben içmiyorum çünkü arpa ve buğdaydan tahıllarının özündeki gluten maddesini kolay sindiremediğimi keşfettim. gluten ile aran iyi ise, biranın da bir zararı olmaz. yine de dediğim gibi deneye yanıla bulacaksın yolunu…

    istediğin kadar soru yazabilirsin. herkesin işine yarayabilir hem sorular ve cevaplar! ama özel sormak istersen info@defnesumanyoga.com adresine de yazabilirsin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s