IMG_4274Sevgili Okur,

Nasılsın?

Ben, biliyorsundur belki, bir zamandır İstanbul’dayım. İstanbul’da olduğum için de hayatı nefes nefese yaşıyorum. Günümü asgari miktarda faaliyetle de doldursam yine de hep bir yetiştim, yetişemiyorum, yetişmeliyim hissi yakamı bırakmıyor. Stres dedikleri bu işte, değil mi? Bir boşluk bulamamak… Dolu, dolu dolu. Her yer, herkes, her an dolu.

İstanbul’da hayat böyle dolu dolu bir şey – inanır mısın, uzaklardayken özlenen bir doluluk bu ama bu konuyu uzaklardan yazacağım bir mektubumda işlerim.

Stres, malum, akıllara zarar bir illet. Ben de aynı senin gibi ondan kurtulmanın, onsuz yaşamanın yollarını düşünüyorum. Zamanla ilgili bir durum. Zaman varsa stres yok, zaman yoksa stres var. Ama o kadar basit değil. Çünkü stresin bağımlılık yaratan bir tarafı da var. İnsan ona bir alışınca, zamanın bol olduğu günlerde bile yetişmeliyim, yetişmeliyim, yetişmeliyim temposu ile yaşıyor.

Tatillerde olur ya bazen, bir rahatlayamazsın. Koca bir gün deniz derya gibi önünde uzanır, onu bile bölüp parçalayıp programlamak istersin. Tatil bile dolu dolu geçsin istersin. Öyle bir bağımlılık sözünü ettiğim.
İşte ben de tünelde, metroda, vapurda hemşerilerimin oluşturduğu nehirler içinde bir damla misali koşturup dururken bu doluluk, boşluk üzerine kafa yoruyorum. Hiç vaktim yok diyoruz, birbirimize. Ben diyorum yani, soranlara. “İnan ki hiç vaktim yok” diyorum yolda rastladıklarıma; “Ve olmayacak da” diye içimden geçiyorum. İstanbul’a geleli üç ay oldu neredeyse, görüştüğüm arkadaş sayısı üçü bulmadı.

Çok doluyum.

Çok çok çok doluyum.

İyi peki tamam da, hayat nerede yaşanacak?

Ha, işte bence stresin en fena tarafı bu. Doluluğu, kaygısı, koşturmacası değil…

Onunla dolu dakikalarımızı hayattan saymayışımız.

O bitsin de hayat başlasın, diye düşünmemiz… Dört gözle beklediğimiz -ve programlarla dolduracağımız- tatillerde, hafta sonlarında, emekliliğimizde yaşayacağımız “gerçek” hayatı şu andan başka, şu andan uzak bir şey sanmamız.
Belki tam da bu yüzden bir türlü yavaşlayamayışımız.

Koşturmacanın içindeyken hayatın tadını alamıyoruz çünkü tatmak için bir durmuyoruz. Aklımıza bile gelmiyor. Ben en azından sessiz bir çalışma odasında roman okumak yerine (benim için “hayat”) berbat trafiğin, gürültünün, egzozun içinde tatminsizlik içinde hızlı hızlı yürüdüğüm o anın, hayatın ta kendisi olduğuna aklımı bir türlü ikna edemiyorum. Şimdi koşmazsam hep uzaklarda, stresin bittiği, günlerin boşaldığı bir zamanda yaşanacak olan hayatı kaçıracakmış gibi bir telaşla bir işten diğerine atılıyorum.

Hayat, hayatı beklerken geçiveriyor galiba!

Oysa hayat uzaklardaki bir hayal değil, şimdi şu anda her nerede isen tam da orada akan su gibi bir şey. Kendi yolunu bulan, açan, akan, çağlayan bir şey… Koştursak da damarımızda, dursak da orada.

Geçerken onu görmek de bizim elimizde, görmeden içinden geçivermek de…

Ne dersin?

Sen de yaz bana okur.

Ve sağlıcakla kal!

Defne

* Bu yazı ilk olarak Kuraldışı Dergi‘nin Nisan sayısında yayımlanmıştır.

Hayatı Beklerken*” üzerine 10 yorum

  1. Yazını okududuktan hemen sonra bu video’ya denk geldim. Benzer noktalara değiniyor, bir başka bakış açısı.. :

  2. Ne kadar şanslısınız Sevgili Defne, kendinize sakin bir yaşam kurmuşsunuz(Portland kısmı), bizse İstanbulun bu stres dolu ortamında yaşayıp gidiyoruz…Yogayla bir spor salonunda tanıştım ve daha iyi öğrenebilmek adına araştırma yaparken sizin yazılarınızla karşılaştım. Olanaklarımın kısıtlı olmasına karşın yaşantımda yogaya daha fazla yer vermeye çalışıyor, yazılarınızı severek okuyorum…

  3. İçimden gelen öneri: İstanbul’dan Bodrum’a gelen ilk uçağa atlamak, karşılanıp ilk feribotla karşıdaki adalardan birine gitmek. Deniz kenarında hiç kimsenin bilmediği tanımadığı, telefonun olmadığı bir yerde, sadece kağıt, kalem, kitap ve güneş (ve tabi deniz). 48 saat. 🙂

  4. Merhaba Defne, yazinisi okudum ve bilmiyorum kalp kaple karsi ayni seyleri Bende dusunuyordum bu zamanlar da . Bende Londranin disinda Cok sansli olarak kucuk bir sehirde yasamama karsilik bu telas , stress gibi hayatin verdigi kosturmada hemem bir on dakika da olsa savasana yatip o dediginiz boslugu yakalayip butun benligimi rahatlatiyorum. Dediginiz gibi bu her olayda karsimiza cikan herhangi bir problem de bu rahatligi bozma maya calisiyorum . Bence rahatlik her yerde iste onuda guzel benlige uygulamak icin sadece Su anda yasamak lazim. Su anda hic kaygi yok,stress yok ve aklimida siraladigimiz listeler yok.Su an ogle tatli , bos ve Cok dolu ayni zaman da.
    Istanbul’da ici kipir kipir insanlariyla birlikte collective energy varolusu Siz ne kadar acele etmeseniz veya rahat siniz rahatliginizi bozuyor. Bunu bende hep Ben gittigimde yasiyorum. Bunum far kinda olusum Benim o boslugu yakalama ma yardim ediyor
    Esra

  5. Dünyada, yeryüzünde yaşadığımızı düşünsek de aslında içimizde yaşıyoruz. Beynimizde, düşüncelerimizde, hissettiklerimizde,… Dışımızdaki dünyada olup bitenler içimizi de şekillendiriyor. Düşüncelerimizin ve bedenimizin yaşamaya devam edebilmesi için dışımızdaki dünyayı değiştirmemiz gerekiyor. Örneğin; su ihtiyacımızı gidermek için suyun konumunu değiştirmeliyiz. Şişede duran su midemizde durmaya başladığında yaşam devam edecektir. Peki suyun konumunu değiştiremezsek neler olur? Strese gireriz. Su aklımızdan hiç çıkmaz. Sürekli suyu düşünürüz. Üstelik bu durum uzarsa bir sürü önemli ihtiyacımızı unutup sadece suya odaklanırız.

    Yaşamımızı şekillendiren, ömrümüz boyunca bizi peşinden koşturan şey ihtiyaçlarımızdır. Bu zaman içinde öyle karmaşık boyutlara ulaşır ki, önemli ve yaşamsal ihtiyaçlarımızı unutuveririz. Erteleriz, bazende baskılarız. Hayatın fiziksel sınırları olduğunu da düşünemeyiz. Oysa yapabileceğimiz, bizi mutlu edecek bir sürü şey var. Hepsini yapabileceğimizi bildiğimiz halde, hepsini yapabilecek zamanımız yoktur. Çünkü “1 gün 24 saat”. Balon ile havalanabilmek için fazla yükleri atmak gerekir. Karar vermeliyiz, bizim için en önemsiz yüklerin hangileri olduğuna. Bu yanlış ya da küçümsenecek bir durum değildir. Herkesin balonunun taşıma kapasitesi farklıdır. Şu dünyada her insan balonla uçacaksa eğer, kendi balonunuzun kaldırabileceği kadar yük almalısınız. Aksi halde balon havalanmaz. Yerde sürüklenip durur ve yukarıdan görebileceğiniz güzellikleri göremeden zamanınız dolar.

  6. Defne hocam merhaba, geçenler Berivan hocamın yin yoga dersine girmiştim orada kendisi dersin başında olanı sevmekten bahsetti. Hayatımızda karşımıza çıkan ne varsa ona kendini bırakmak hakkında konuştuk biraz. Sonra düşündüm İstanbul bunu uygulamak pratik etmek için iyi bir yer. Evet trafik var evet koşturmaca var ancak birazda bunu biz yaratıyoruz. Örnek olarak metroya çok sık biniyorum ve genelde gideceğim vakitten daha erken çıkıp sakince metroya biniyorum ancak insanlara bakındığımda metro sık sık gelen bir araç olmasına rağmen yürüyen merdivenlerde koşturuyorlar. Ya da en iyi oturma yerini kapmak için koşturuyorlar. Bende bunu pratik etmek için kendimi bilerek yavaşlatıyorum elimde kitabım yürüyen merdivenin beni indirmesine izin veriyorum. Varsın oturmim ama sakin gidim daha mühim. Yani benim kaanatime göre hep bir farkındalık içinde olup kendimize nerelerde işkence ediyoruz neden bunu yapıyoruz gereği var mı bir bakmamız lazım. Yoksa metroda otobüste vapurda gelecek elbette ve gecikirsemde gecikirim sorun değil ve tabi böyle rahat davrandıkça mörfi kanunu olsa gerek gecikmiyorum. Bir de yoganın ahimsa kuralını kendime hep hatırlatmaya kendimede şiddet uygulamamaya çalışıyorum. Böylelikle istanbulu seviyorum burası beni besliyor büyütüyor öğretiyor. Çok sevgiler.

  7. Defne hocam merhaba, geçenler Berivan hocamın yin yoga dersine girmiştim orada kendisi dersin başında olanı sevmekten bahsetti. Hayatımızda karşımıza çıkan ne varsa ona kendini bırakmak hakkında konuştuk biraz. Sonra düşündüm İstanbul bunu uygulamak pratik etmek için iyi bir yer. Evet trafik var evet koşturmaca var ancak birazda bunu biz yaratıyoruz. Örnek olarak metroya çok sık biniyorum ve genelde gideceğim vakitten daha erken çıkıp sakince metroya biniyorum ancak insanlara bakındığımda metro sık sık gelen bir araç olmasına rağmen yürüyen merdivenlerde koşturuyorlar. Ya da en iyi oturma yerini kapmak için koşturuyorlar. Bende bunu pratik etmek için kendimi bilerek yavaşlatıyorum elimde kitabım yürüyen merdivenin beni indirmesine izin veriyorum. Varsın oturmim ama sakin gidim daha mühim. Yani benim kaanatime göre hep bir farkındalık içinde olup kendimize nerelerde işkence ediyoruz neden bunu yapıyoruz gereği var mı bir bakmamız lazım. Yoksa metroda otobüste vapurda gelecek elbette ve gecikirsemde gecikirim sorun değil ve tabi böyle rahat davrandıkça mörfi kanunu olsa gerek gecikmiyorum. Bir de yoganın ahimsa kuralını kendime hep hatırlatmaya kendimede şiddet uygulamamaya çalışıyorum. Böylelikle istanbulu seviyorum burası beni besliyor büyütüyor öğretiyor. Çok sevgiler.
    Şeyda Tosçalı

  8. Yazınizi okurken bir taraftan da dün bahceden topladigimiz kayısılardan şekersiz marmelat yapıyorum.
    Hayat hep kosusturmaca. Emekli olsak da bu devam ediyor.Eskiden okul,kariyer,evlilik,çocuk kosusturmaca

  9. Yazınizi okurken bir taraftan da dün bahceden topladigimiz kayısılardan şekersiz marmelat yapıyorum.
    Hayat hep kosusturmaca. Emekli olsak da bu devam ediyor.Eskiden okul,kariyer,evlilik,çocuk kosusturmacasi. Şimdi de hayat sonlanmadan daha onceden yapamadiklarimi yapma telaşı.
    Okuyamadigim kitapları okuma,gormedigim ülkeleri görme ve tanıyıp tanımadığım herkese sevgi verme telaşı. Daha neler neler.
    Bana göre telaş bittiği anda hayat biter.Sevgiyle.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s