Shadow Yoga, ışığa giden yolun gölgeden geçtiği prensibi üzerine kurulu bir ekol. Hocamız Zhander gölgenin kaynağını araştırırsak, ışığa varacağımızı söylüyor. Güneş ve ay aydınlattıkları objeler üzerinde gölgeler doğururlar.

Allama Prubhdeva, yoganın fikir babalarından biri, “insan vücudu donmuş gölge katmanlarından ibarettir” diye yazmış.

Bireysel Asana adı verilen eğitimlerde grubumuz sabahları dörde ayrılıyor. Altı buçuk, yedi,yedi buçuk ve sekizde gelenler. Her grupta altı yedi kişi var. Aynı anda hepimiz birden salonu doldurmuyoruz. Gelir gelmez herkes yüzünü duvara dönüp kendi yogasına dalıyor…Dalmalı… Dalması bekleniyor…Oysa benim sağıma, soluma, kapıya gözüm kayıyor. Her birimiz yüzümüz duvara dönük çalışıyoruz. Ama işte öne eğilirken kime hangi poz verilmiş diye bakmadan edemiyorum. Köpek pozu Zhander’in kiminle ilgilendiğini görmeme müsaade ediyor mesela! Sağıma tivist ederken yanımdaki kızın prelüdündeki yanlışları tespit edebiliyorum. Soluma tivist ederken diyorum dön içine, sana ne? Ama niye ki? Madem kendimize dürüst olmayı öğreniyoruz, kendimden başka bir şeymişim gibi davranmanın alemi var mı? Kimi kandırıyorum? Merak ediyorum kim ne yapıyor? Neden? Kendimde bir şeylerin eksik olduğunu düşünüyorum belki? Benden iyiler mi? Daha mühimi: Benden kötüler mi? Karşılaştır dur. Kendi değerimi diğerlerine bakarak biçme alışkanlığı. Donmuş bir gölge katmanı. Günlük hayatta varlığını fark etmiyorum ama işte böyle kendi kendim ile yüzyüze kaldığım yoga anlarında görüntü su gibi berrak. Ne yapayım, gülüyorum duvara karşı! Gölge erimeye yüz tutuyor.

Godfrey Deverux’nun çok beğendiğim bir Satya açıklaması var. Satya yoganın temel prensiplerinden birisi: dürüstlük. Godfrey diyor ki, yalan söylemiyor muyuz yani? Tabii ki söylüyoruz. Satya yalan söylememek değil, yalan anlarında kendimizi fark edip, birini (veya kendimizi) kandırdığımızı kabullenmek olarak düşünülsün.

Salonda duvara karşı otuz beş yoga öğrencisi kendi yalanlarımıza bakıyoruz. Yalanlarımdan utanıyorum. Sonra görüyorum ki utanmak da bir alışkanlık. Donmuş gölge katmanları ile yüzleşmek yerine, onlardan utanmaya, yoklarmış gibi yapmaya alışmışım. Utandıkça, yalan yılana dönüşüyor, sürüyor da sürüyor.

Yalanlarımıza bakıyoruz. Ve tabii yaralarımıza. Hocamız içinizdeki pislik kovası ile yüzleşin diye diye yürüyor salonda! Hem o öyle benim gibi kibar da söylemiyor! Haksız değil. Ben her sabah salondan çıkarken midem alt üst, kustum kusacağım. Emma suyumu çıkarıyor. Bu seneki kursta beni Emma sahiplendi. Bütün dikkati ile beni izliyor, dinliyor, düzeltiyor, pisliklerin su yüzüne çıkmasını sağlıyor.

Donmuş gölgelerden sıyrılırken bizleri çevreleyen yalanları bir bir görüyorum. Ne çok yalanla dolu hayatlarımız. Çalışmak zorunda olduğumuz yalan mesela. Savaşmak zorunda olduğumuz da! Tarihin içinde bulunduğumuz bu döneminde, teknoloji insan emeği/zamanı olmaksızın üretimi sağlayacak bir noktada. Ve yeryüzünde, şimdi, şu anda her bir insanın karnını hayatlarının sonuna kadar doyurmaya yetecek miktarda besin ve su mevcut. Yani güçlerin dengelendiği bir düzende, insanlar canlarını sömüren, ruhlarını tatminsizliğe mahkum eden işlerine gitmek yerine hayatlarını yaşayabilirler. Kitap okuyabilir, böceklerin mucizevi yaşamını inceleyebilir, yıldızları gözleyebilir, müzik yapıp, şiir yazabilir, kısacası bu aleme insan formunda gelmenin hakkını vererek yaşayabilirler.

Neden çalışmak zorunda olduğumuza -ve bununla bağlantılı her şeye- dair ailelerimizden/öğretmenlerimizden/ televizyondan (hele hele televizyondan!!!)/ gazetelerden/dergilerden duyduğumuz her şey yalan. Bize ihtiyacımızmış gibi gösterilen mallar, mülkler, garantiler, sigortalar, tatil köyleri, vitamin kapsülleri ve bütün bonuslar ve yanında getirdikleri krizler de yalan. Sağınıza solunuza bakın, şimdi şu anda hakikati görebilirsiniz. Bizi girdabına çeke çeke beslenen bu sistemin, kudretinin katmerlenmesi için yalanın sürmesi gerek. Canavarın kölelere ihtiyacı var. Mümkünse yabancıdan, yeniden, riskten ölesiye korkan, hayat güvencesi (ne demekse?) peşinde perişan kölelere…”Hayatımı kazanmak” denen yalanın doğrusu canımızı, yaşam enerjimizi feda etmek mi? Kime çalışıyoruz? Niye çalışıyoruz? Hakikatten mi?

Yalan sürdükçe, yoga pozumuz kurmadan padmasanaya, Amerikan başkanı siyahtan beyaza dönüşse bile, hakikati kaplayan donmuş gölge katmanları erimeyecek. Utanmak var ya da yüzleşmek var.

Bana sorarsanız, gölgelerin ötesinde özgürlüğümüz var.

YALAN DÜNYA” üzerine 4 yorum

  1. Yazı bütünüyle harika! “Hayatı Kazanmak” yalanı konusu da çok yerinde bir tespit olmuş hocam. Biz yoga ile iştigal edenler bir çok öğreti üzerinden hayatın bize bir armağan olduğunu duyarız, biliriz ama yine de onu hala niyeyse kazanmak için çalışıp, didiniriz. Yazdığınız gibi bizi buna ikna etmişler çünkü. Teşekkürler.

  2. Defne hocam, sizi bu akşam keşfettim. “Her şeyin hayırlısı derler.” ya, demek ki sizin yazılarınızı okumak için en hayırlı zaman bu zamanmış. Gerçekten sizin yazdıklarınızı okumadan önce çok kasvetli bir ruh hâline sâhiptim. Ama yazdıklarınızı okudukça sâkinleştiğimi hissediyorum. Kurduğunuz her cümle, yüzünüzde aydınlanan güneşin yansıması oluyor sanki. Ben hayâtım boyunca hiç yoga yapmadım ve duvara doğru durulduğunu da bilmiyordum. 🙂 Orada anlatmak istediğiniz duvar, bizim gölgemiz aslında. Belkide vicdânımız. Kişiye göre bunun anlamı değişebilir. Etrâfımızda hayâta dâir fikirleri olan bir sürü insan var. Bize hayâtla alakalı tavsiyelerde bulunurlar. Bir konu hakkında karar vermemiz gerektiği zaman, bize kendi tecrübelerini anlatırlar. Biz, bu anlatılan her şeyi içimizde bir süzgeçten geçirmeli ve duvarımızla başbaşa kalıp son kararı biz vermeliyiz. Sonuç ne olursa olsun, son kararı biz vermeliyiz. Herkesin bu Dünyâ’ya gelişinin bir sebebi var. Allah, bize neden bu beyin denen mekanizmayı verdi? Bu yüzden işte. Kendi kararlarımızı verebilmek için. Doğrusuyla ve yanlışıyla yaşıyoruz. Hayâtı yaşayarak öğreniyoruz. Bir de Dünyâ’daki sâdece zenginlerin daha rahat yaşaması için oluşturulmuş olan sistemden bahsetmişsiniz. Hocam, siz de iyi bilirsiniz ki, bu Dünyâ’da sâdece karnını doyurabilecek kadar parayla geçimini sağlamak zorunda olan insanlar var. Demek ki, birileri bu insanların hakkını fazlasıyla yemektedir. Fazla uzatmak istemiyorum hocam. Siz şu anda Amerika’dasınız herhâlde. Hocam, şimdi Türkiye’de saat 01:33. 🙂 Neden bunu belirttiğimi bilmiyorum, içimden geldi. 🙂 Herkese selamlar ve saygılar. Eyüp.

  3. Merhaba,

    Okurlar için son derece haz verici bir yazı. Okurlar adına şükran duygularımızı iletmekten sevinç duyarız.

    Cumhuriyet tarihine ve gündeme ilişkin haftalık yazılarımızın paylaşıldığı Sakıncalı Düşünür adlı web sitemizi ziyaret etmenizi de umarız.

    Sevgilerle.

    sakincalidusunur.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s