Hürriyet Kitap Sanat Eki Kahvaltı Sofrası Röportajı

Hatırlamak iyileşmektir.

defne hurriyet

Defne Suman’ın yeni romanı ‘Kahvaltı Sofrası’ ailenin bir gününe ama daha çok da geçmişine tanıklık ediyor.

Bir güne, bir hafızanın içerisine ne çok şey sığdırılabilir, ufak bir anımsama ile insan olduğu yerden kopup yıllar öncesindeki bir ana öylece sığınabilir. Bir koku, bir melodi, bir ses neleri hatırlamamıza kadir olabilir? Defne Suman’ın Doğan Kitap’tan yayımlanan yeni romanı ‘Kahvaltı Sofrası’ bir ailenin bir gününe ama daha çok geçmişine tanıklık ediyor.

Suman’ın yıllar önce açtığı blog’u ‘İnsanlık Hali’nde aslında insan ilişkilerine, insanın hayatta başına gelenlere dair pek çok yazısı mevcuttu. Şimdiler de blog Defne Suman’ın kişisel web sitesi üzerinden devam ediyor. Daha önce yazdığı romanlarda da aile mahremiyeti üzerine eğilen Suman, sırları ortaya çıkarmayı seviyor.

Aile önce her şeyin çözülüp, sonra her şeyden kurtulunması gereken bir yapıya sahiptir. Ama önce öğrenmek gerekir. Bir aile bir çocuğun en büyük hayal kırıklıklarının nedeni olabilir. Ne kadar mutlu ya da mutsuz olduğunuz bir şeyi değiştirmez. Sonuçta anneler, babalar, büyükler de insan. Ve insan bile isteye ya da bilmeyerek, ailesini, kendisini, sevdiklerini korumak adına neler yapıyor, neleri hatırlıyor, neleri unutmayı tercih ediyor biliyoruz.

Defne Suman’ın romanı ‘Kahvaltı Sofrası’nda Şirin Saka bir dönemin ünlü ressamlarından biri. Onun 100. yaşı nedeniyle aile bireylerinden Saka’nın torunları Nur ve Fikret, Fikret’in üniversite öğrencisi kızı Selin ve Nur’un eski dostu ve bir zamanlar sevgilisi olan gazeteci Burak Gökçe, Büyükada’da taş bir konakta toplanıyorlar. Gazeteci Burak Gökçe aynı zamanda Şirin Saka ile özel bir röportaj yapmak için adaya gidiyor. Fikret ve Nur’un, aileleri ve Şirin Hanım hakkında farklı fikirleri var. Hayatları da zaten birbirine benzemeyen iki kardeş, geçmişin araştırılması, konuşulması, yorumlanması konusunda da farklı hassasiyetlere sahipler.

Defne Suman bütün romanı Selin’in, Nur’un, Burak’ın ve evin yardımcısı Sadık Efendi’nin ağızlarından anlattırıyor. Kahramanlar dün ve bugün arasında gidip geliyor. Ortaya çıkmasından endişe edilen bir sırrın ya da sırların olduğu, kahvaltı sofrasının gerginliği ile yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Torunlar büyüklerini araştırmak istiyorlar. Ailenin üzerindeki lanetin nereden geldiğini merak ediyorlar. Ailenin yaşlılarının hafızaları bir bir kaybolurken, onlar da unutmak isteyecekleri pek çok şey yaşıyorlar. Herkes bir yerden sonra kendi kuyusunda kimseyle çok yakın olmadan yaşamanın derdine düşüyor.

‘Kahvaltı Sofrası’nın akışı bir polisiye misali. Suman’ın kendisi de Büyükada’da büyümüş. Romanın içerisinde adaya dair detaylı bilgi, elbette orada geçen çocukluğundan hafızasında kalanlar. Yazar bir kahvaltı sofrası sırasında ve elbette öncesinde / sonrasında bir ailenin sırlarını ortaya dökmeye hazırlanırken dönüp çocukluğundan kendi anılarını da bulup çıkarmış.

Boğaziçi Üniversitesi’nde Sosyoloji okuyan ve yüksek lisansını da aynı bölümde yapan Suman, romanında farklı kuşakları tanımlamayı başarmış. Her insanın içerisinde, ait olduğu yerin dışında kendine kurduğu başka bir alan, başka bir kimlik olduğunu da anlatmanın derdine girmiş.
Defne Suman, ‘Kahvaltı Sofrası’nın finalinde bir kısmımızın bildiği, bir kuşağın haberdar bile olmadığı bir coğrafyaya savuruyor. Bir arayışı bir acıyla buluşturuyor. Mazinin o kadar mazi olmadığını, unutmanın değil hatırlamanın iyileşmek olduğunu okuruna yeniden hatırlatıyor.

Hürriyet Kitap Sanat Eki Kahvaltı Sofrası Röportajı” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s