Atina Günlükleri 7

18 Şubat 2020

Atina

IMG_1485
Little Tree and Books – Tartışmasız en sevgili kahvem

Sevgili Günlük okurları,

Bugün çok güzel bir gün olarak başladı ve son bir kaç saate kadar da öyle sürdü. Hatta ben bu bloğa yazmaya başladığımda ümitli ve sevinçliydim. Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu ve tüm dostlarımızın Gezi davasından beraat ettiklerinin haberini almıştım. Bu müjde telefonuma mesaj olarak düştüğünde ben bakkalın önünde bisikletimi çözüyordum. O anda sadece bisikletin değil, içimin de zincirleri boşaldı ve ağlamaya başladım. Demek adaletsizlik ve iyiliğin böyle hunharca katledilmesi çabası içimde koca bir yumruymuş.

Sonra hevesimiz kursağımızda kaldı. Beraat kararı çıkmış ama Osman Kavala salınmayacakmış. Bu haberin doğru olmadığını umarak  Arundathi Roy’un yazısını hatırlıyorum.  Özellikle de şu cümlesini:

“Birçoğumuz “Başka bir dünya mümkün”ün hayalini kurarken, bu adamlar da aynı şeyin hayalini kuruyorlar. Ve onların rüyası –bizim kabusumuz– ne yazık ki gerçekleşmek üzere.” (Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz)

Sonra eve koştum ve müjdeyi Bey’e, o sırada bizim evde buluna kayınvalideme ve hatta bugün iş başı yapan yeni bakıcımıza vermek istedim. Verdim de. Ama sevincimi paylaşamadılar. Paylaşamazlar. Bu da yabancı bir damada varmanın dayanılmaz hafifliği. Neyse ki Facebook var ve herşeye rağmen iyi ki var! İnstagrama dudak büküp, twitter’dan şaşmasak da Facebook bunların arasında en samimi mecra olarak yerini buldu mu ne? Benim Facebook’da bir bayram havası ki sormayın! Sevincimiz katlanarak çoğalsın dilerdim. Hala da diliyorum.

Bizim domestik cephede de haberler iyi. Yeni bakıcımız, biz yaşlarda, akıllı bir kadın. Sabah 9’da geldi, öğleden sonra üçe kadar kaldı. Hızlı öğreniyor. Bugün ben demo yaptım, o seyretti. Ortalığı toplayıp temizledi. Temizlik tekniği dersinde kaynanamdan geçer not aldı. Beraber kahvaltı ettik. Bey’i kaldırdık, yıkadık, giydirdik. Kedilerle oynadık. Ancak o gittiğinde ben çok yorulmuştum. Yükselen duygulardan sersemlemiş bi biçimde, saat 4 gibi yediğimiz erken akşam yemeğimizden sonra kanepeye uzandım, alarmı 24 dakikaya kurdum (24 dakika=1 gatika=yoga bir zaman birimi). O gatika boyunca sanıtım hayatımın ennn derin uykusunu uyudum. 24 dakika sonra alarm çalarken nerede olduğumu, neden uyandığımı filan uzun süre hatırlayamadım. Kara deliğe düşmüşüm sanki. Nihayet ayaklandığımda gördüm ki kediler ve Bey de derin bir uykunun kucağına düşmüşler. Artık yıldızlara ne olduysa o sırada….

Çantamı hazırlayıp evden çıktığımda saat 5 buçuk olmuştu. Bugün Atina’nın toplu taşıma araçları genel greve girdi. Metro, otobüs, troleybüs, tramvay hiç biri çalışmıyor. Sabah trafik felçti, herkes arabasını almış çıkmış tabii. AMa akşam 5 buçukta ortalık süt liman. Belki de millet korkup erkenden evine döndü, bilmiyorum. Kolaylıkla bir taksi bulup Little TRee and Books’a geldim. Badem sütlü kakaomu içerken Salman Rushdie’nin yeni kitabu Quichotte’tan bir kaç sayfa okudum. Kitap çok iyi. Ursula le Quin demiş ki Rushdie bizim Şehrazat’ımızdır. Katılıyorum sevgili Ursula’ya. Rushdie bizim Şehrazat’ımız. Bir hikayeden diğerine kayar gibi geçiyorsun ve her biri hayalinde yıllarca yaşıyor. Bu işte ustalık.

Bir kaç sayfa okuduktan sonra baktım, kendi öyküme başlamak için sabırsızlanıyorum. Pansiyonda geçen öykü. Ne vapur, ne tren, ne otogar. Sorry. AMa biliyorum siz heveslendiniz. Siz yazın o öyküleri. Ben pansiyona başladım. Öykünün veya ilk bölümün adı Eylül Konukları. 1000 kelime yazdım. Aktı gitti. Yarın biraz şekil veririm bu ilk 1000 kelimeye. Şimdilik üst üste yığdığım çamur gibi. Yarın bıçakla gireceğim. Biraz da yeni bölüm yazarım.

Gece çöktü artık. Eve dönme vakti. Bu saatlere kadar sokakta kaldığım görülmüş şey değildir ama bugün özel bir gündü. Öyle sürmesi dileğimle…

Hepinize sevgiler.

 

Atina Günlükleri 7” için 3 yorum

  1. “Eylül Konukları”nı çok merak ediyorum. Çünkü Eylül deyince çocukluğumdan beri göğsümün ortasına bir bıçak saplanır. Eylül aşıklarını anlamam asla, Eylül demek tatilin bitmesi, okulların açılması, yazlıktan kışlığa taşınma, kalın kıyafetlere bürünme zamanı demek benim için. Hiç sevmem, sevemedim, sevemeyeceğim de.. 35 yaşındayım hala Eylül ayında aynı hislere bürünürüm, bir an evvel geçsin gitsin isterim..

  2. Hiç Salman Rushdie okumamış birine şu 3’ünden hangisiyle başlamasını tavsiye edersiniz:

    1. Floransa Büyücüsü
    2.Utanç
    3.Geceyarısı Çocukları

    Sevgiler

    Hakdan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s