Atina Günlükleri 17 -Son

Portland’dan gelecek bir arkadaşım Türkiye seyahatini iptal ettiğini yazmış. Haksız mı? Ben de şimdi Atina havalimanından papatya çayına peksimet batırırken sosyal medyayı son bir defa tarıyorum. (Sosyal) Medyası kapatılmış bir ülkeye gitmenin klostrofobik bir hissi var. Uçak inecek ve duvarlar yükselecek. Dışarıda olup bitenlerle bağımız kopacak. Gerçi hangi haber doğru ki diyebilirsiniz. Senin şimdi internet dediğin alan özgür bir alan mı? Hiç sanmıyorum. Ben bile kelimeleri seçe seçe tuşlara basıyorum şimdi. Oysa söyleyecek ne çok sözüm var. (ve onları burada söylemeyecek kadar aklım)

Atina Eleftherios Venizelos Havalimanı. Bomboş. Korona Günlerinde Aşk diye bir öykü yazacağım!  Maskeler gelişmiş, cins cins maske var etrafımda. Bazıları 1. Dünya savaşından kalma gaz maskelerini andırıyor.  Yunanistan’da ilk korona virüsü vakasını İtalya’dan ihraç etmiş. Patra’da hastanede yatan kadının durumu iyiymiş. Zaten bağışıklığınız güçlüyse bu virüs öldürmüyor. Bir de sıcak suda yaşayamıyormuş. Siz de benim gibi sadece sıcak su için. Ben Hindistan’dan beri 36 derecenin altında sıvıyı mideme indirmedim.

Yolculuklar beni hep heyecanlandırır. Strese girdiğim pek nadir olur. Günlük hayatın dertlerinden uzaklaşacağım gün havalimanlarına kuş gibi giderim. Yola çıkayım da bu kuş gibi hal hemen gelsin, beni bulsun diye sabırsızlanırım. Bu sabah da yolcuyum diye 6’da kalktım. (sorunsuzca ve hevesle) Kahvemi yaptım. Kedilerimi doyurdum, öptüm, okşadım. Hastabakıcı kızımız dün gece ilk defa bizim evde kaldı. O da uyandı. Bey’in kahvesini nasıl pişireceğini gösterdim (ama ona bu konuda bol şans diliyorum. Bey’in istediği kıvamda aeropress kahvesi yapmak kolay iş değil). Bey’i yatakta oturttuk, kahvesini sunduk. Havuç kaçtı. Mili’yi öptüm. Bey’i öptüm.  Bir troleybüs ve bir tren yolculuğundan sonra havalimanındayım. Herşey toplam birsaat sürdü. Tüm yol, check-in, pasaport, güvenlik dahil. Yolda sosyal medyada baktım. Ülkede fena, çok fena birşeyler olduğu belliydi. Birisi söylenecek söz yok yazmış kendi duvarına. Hiç katılmıyorum.

Yolun devamında Quichotte kitabımı okumayı sürdürdüm. Müziklerde Birsen Tezer ve Fikret Kızılok. Tren normalde tıklım tıklım olur sabah havalimanı yönünde. Bu defa o kadar boştu ki tüm yol boyunca oturdum. İnsanlar seyahatten korkuyor, haklı olarak. Harvard Üniversitesi’nden bir uzman demiş ki bu koronavirüsü dünya üzerindeki insan nüfusunun yarıdan fazlasını kırıp geçirebilirmiş. Bir yandan biricik yaşamım için korkuyorum ama bir yandan da bizim hayatımız dünyanın sonunun başlangıcına rastgeldi diye de biraz seviniyorum. O hep konuşulan kıyametin nasıl da bir anda kapımızın eşiğinde bitiverdiğini bizzat yaşıyoruz, yaşayacağız. Nihayetinde de herkes ölecek. Bu fikre ne kadar çabuk alışırsak o kadar rahat ve özgür yaşarım gibime geliyor. Ölümsüzlük yanılgısı insanevladını açgözlü ve kibirli yapıyor. Anlam arayışımız bu çerçevede sürmeli.

Bizim cephede, hastabakıcımız şimdi Bey’i kaldırmıştır, inşallah. Düşürmeden tekerlekli sandalyesine oturtmuştur. Kayınvalidem de birazdan bize geliyor. Artık onları düşünüp düşünüp dertlenmeyeceğim.

Zaten bizim kapıdan uçağa binecekleri çağırıyorlar.

Ben de müsadenizle Atina Günlüklerine burada son veriyorum. Bu yolda benimle yürüdüğünüz, her gün yazmama vesile ve esin kaynağı olduğunuz için çok teşekkür ederim.

İstanbul günlükleri gelecek mi?

Bunu bilmiyoruz. Yarın ola hayrola…

Şimdilik kali sas mera…

Defne.

IMG_1543
Korana Günlerinde Aşk

 

 

 

 

Atina Günlükleri 17 -Son” için 8 yorum

  1. Defne hanım,
    Yazınız çok hoşuma gitti. Bilhassa aşağıdaki satırlar.
    “Nihayetinde de herkes ölecek. Bu fikre ne kadar çabuk alışırsak o kadar rahat ve özgür yaşarım gibime geliyor. Ölümsüzlük yanılgısı insan evladını açgözlü ve kibirli yapıyor. Anlam arayışımız bu çerçevede sürmeli.”
    Yolunuz açık, İstanbul günleriniz sevgi dolu geçsin.
    Balık arkadaşıma…..🐾🐟🐳❤🧿

  2. Defne Ablacığım, sağlıkla gel.. Seninle Atina günlüklerini okumak çok güzeldi. Hep yaz her gün yaz ve her gün heyecanla okuyayım istiyorum tabi. Fakat bu da okurun sevdiği yazarına duyduğu açgözlülük sanırım. Bunu fark edince bir anım geldi şimdi aklıma.
    Yıllar önce çok genç ve delikanlı günlerimde İhsan Oktay Anar’a mektup yazmıştım; “hocam ne zaman yeni kitabınız çıkacak, heyecan ile beklemekten yoruldum” diye. Çok naif ve net bir cevap gelmişti. “Beklemeyin, siz de yazın; günler daha kolay geçer.” Sağlıkla kavuşmak üzere ❤ Oyku

  3. Sanki biraz tüm sorumluluklarinizdan kaçar gibisiniz..gununuzun nasıl daha güzel geçer gibi yaşıyorsunuz..yazdiklarinizdan bıkkınlık hissediyorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s