The Circle (New Novel) in Turkish

“My sadness for all things lost, my sorrow
for an Istanbul and Beyoglu lost,  but exist  in my memory.There were
moments  I was feeling  I was at the edge of a real and non real
world.

As for the novel. I loved, as already I mentioned, the setting, the
way Defne moves in time, her language, her writing,  her characters.
The loneliness of Mr Perikles, the way he realises the truth about
himself.  He is an old man,  he knows it, but not in his heart,   he
falls in love, he believes in life.  The grandeur of humans!”

Stella Vretou, Author

The Circle can be read as an elegy to bygone Istanbul.  The main character of the novel, a Greek-Rum Istanbulite in his mid-seventies, named Periklis Drakos, embarks on writing about his life, his dreams, and reckonings through the pen of his young neighbor Leyla.  The opening of the novel bears witness to the onset of the Covid-19 pandemic.  Periklis, who has fallen for Leyla, is confined to the Circle Building, an old building in Istanbul’s cosmopolitan Beyoğlu neighborhood, where Periklis was born and grew up.  Isolated from the world, save a few neighbors with whom he still interacts, he turns his attention to the architectural and decorative details of the Circle Building, such as the leaded glass windows, floor mosaics, the antiquated elevator, and the shadowy corners.  The novel conjures up the past through these material details as well as the depiction of the interiors.  The ornaments adorning the building and the old-fashioned furniture point toward an irretrievable past, and they imbue the narrative with subtle nostalgia and melancholy. 

At the same time, the name “Circle,” evokes the circular structure of life, a revolving or return to the beginning.  While one thread of the narrative gives testimony to the early weeks of the pandemic, another thread represents the radical transformation that Istanbul has undergone in the twentieth century:  as a result of this process, the neighborhoods, demographic texture, and culture of the city gradually changed, leading to a visible decline. 

In the present time of the novel, the urban gentrification movement of the twenty-first century is about eradicating the old identity of Istanbul.  Seen against this backdrop, Beyoğlu, or Pera– as the neighborhood was called in the past—, considered the heart of Istanbul’s lost multicultural life, emerges as a major character of the novel.  With its architecture and social fabric, the site becomes the central metaphor for the transformations Istanbul has experienced since the last century.  As a novel of decline, The Circle has an aged man as its narrator.  Clearly, due to his long life span, the narrator has lived through and retained in his memory the city’s past.  However, this choice implies more: Periklis is the hero who, despite the urban decay, and despite having been subjected to the politics of oppression and intimidation due to his minority identity, has retained his integrity.  Not only does he stand upright but is surprised to find himself falling in love with the much younger Leyla at the threshold of his seventy-fifth birthday. Through its multilayered dimensions, The Circle presents a reflection on home, belonging, memory, and identity. 

It is a novel of friendship, passion, resistance, and hope, as it is a narrative of melancholy and mourning.  The novel is inspired by Marquez, Nabokov, Kafka, Proust, and Pamuk, and at times we can find subtle greetings sent to these beloved writers. 

Çember Apartmanı’na davetlisiniz!

“tarlabaşılı bir rum ailesinin oğlu periklis’in hikâyesini ve değişen istanbul’u anlatacak…” Ekşi Sözlük (100922)

Yeni romanım Çember Apartmanı bu hafta çıkıyor!

Dahası, yanında ilk romanım Saklambaç’ın Doğan Kitap’tan yeni baskısını da getiriyor. Neden? Çünkü ilk romanımda bizimle Saklambaç oynayan Leyla, Çember Apartmanı’nda ortaya çıkıyor. On sene sonra.

Bu iki romanın çıkışını hep beraber kutlayalım istiyorum. Hepiniz davetlisiniz.

Ne zaman:

16 Ekim Pazar saat 17:00

Yer:

Zoğrafyon Rum Lisesi, Galatasaray- İstanbul (Dikkat! Bu bir Beyoğlu romanıdır)

“Tarlabaşılı bir rum ailesinin oğlu periklis’in hikâyesini ve değişen istanbul’u anlatacak…”

Ekşi sözlük 10 Eylül 2022

ARKA KAPAK

Defne Suman’ın İstanbul’un son yetmiş yılında dolaşan, hikâyesinde hüznün ve matemin olduğu kadar dostluğun, direnişin ve ümidin de yer aldığı yeni romanı Çember Apartmanı, Doğan Kitap’tan çıktı.

Yitip giden İstanbul’a bir ağıt niteliğindeki Çember Apartmanı, İstanbullu Rum Periklis Drakos’un anılarını, hem aşk ile tutkunun hem de acıyla kaybolan Beyoğlu’nun hikâyesini anlatıyor.

Yetmiş beş yaşındaki İstanbullu Rum Periklis Drakos, koronavirüs günlerinde, doğup büyüdüğü Çember Apartmanı’ndaki dairesinde anılarını kaleme almaya başlar. Mahallede kendine bir ev arayan Leyla’ya ilk görüşte âşık olur. Artık anılarını kendini Leyla’ya anlatmak için yazacaktır.

“Yağmur bastırmıştı. Temrin Yokuşu’ndan Dolapdere’ye içinde çalı çırpıyla seller akıyordu yine. İstanbul gri bir perdenin ardında yitip gitmişti. Tam da bana lazım olan dekor. Kalemi elime aldım. İnce mavi mektup kâğıtlarımın kırışıklıklarını elimle düzelttim. Yazdıkça Leyla’yı daha çok düşünüyor, onu düşündükçe daha çok yazmak istiyordum. Böyle bir çemberin içinde bulmuştum kendimi. Belki de matemin panzehriydi aşk.”

Defne Suman’ın İstanbul’un son yetmiş yılında dolaşan, hikâyesinde hüznün ve matemin olduğu kadar dostluğun, direnişin ve ümidin de yer aldığı yeni romanı Çember Apartmanı, Doğan Kitap’tan çıktı.

Yitip giden İstanbul’a bir ağıt niteliğindeki Çember Apartmanı, İstanbullu Rum Periklis Drakos’un anılarını, hem aşk ile tutkunun hem de acıyla kaybolan Beyoğlu’nun hikâyesini anlatıyor.

Yetmiş beş yaşındaki İstanbullu Rum Periklis Drakos, koronavirüs günlerinde, doğup büyüdüğü Çember Apartmanı’ndaki dairesinde anılarını kaleme almaya başlar. Mahallede kendine bir ev arayan Leyla’ya ilk görüşte âşık olur. Artık anılarını kendini Leyla’ya anlatmak için yazacaktır.

“Yağmur bastırmıştı. Temrin Yokuşu’ndan Dolapdere’ye içinde çalı çırpıyla seller akıyordu yine. İstanbul gri bir perdenin ardında yitip gitmişti. Tam da bana lazım olan dekor. Kalemi elime aldım. İnce mavi mektup kâğıtlarımın kırışıklıklarını elimle düzelttim. Yazdıkça Leyla’yı daha çok düşünüyor, onu düşündükçe daha çok yazmak istiyordum. Böyle bir çemberin içinde bulmuştum kendimi. Belki de matemin panzehriydi aşk.”

Ne Güzel Şey Sezen Aksu’yla Yaşamak

Sevgili Sezen Aksu’nun yeni yılımızı kutlarken bize söylediği “Ne Şahane Bir Şey Yaşamak” parçası etrafında dönen tartışma canım ülkemin kimi acınası kesimlerinin cahilliğini iyice ortaya çıkardığı için manidar.

Sezen Aksu parçada diyor ki

“Acısıyla Tatlısıyla

Ne güzel şey yaşamak.”

Bu sırada fonda Sezen’in sanat hayatı boyunca çekilmiş filmlerinden kareler görüyoruz. Görüyoruz biliyoruz ki bu bizim hayatımız. Çünkü hepimiz Küçük Serçe ile büyüdük, aşka, yaşama, acıya onun sözlerini tekrar ederek kanat açtık. Fonda geçen film bizim hayatımız ve o hayatı beraber yaşamış olduğumuz için evet NE GÜZEL ŞEY YAŞAMAK…


Neyse gelelim meşhur dizeye…

“Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete… “(Buraya kadar itirazı olan var mı? Varsa lütfen ve zaten “Don’t Look Up” sizler)

Devam ediyor parça:

“Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e”…

Zurnanın zırt dediği yer bu dizeymiş… Kadının evinin önünde kamp kurmadan önce bir okusanız ya rendice ruhlar! Mesela Kuran, mesela Eski Ahit, mesela İncil… Ne diyor bir baksanız. Vedalara bile bakabilirsiniz.

Hepsi de aynı şeyi söyler:

Istırabın sebebi cehalettir. Cehalet HAKikati görememekten gelir. Bunun Sanskrit karşılığı A-vidya’dır. Vidya bilgidir. Avidya- Bilmemek. Yani cehalet. Yaradılış (Genesis) bölümünde Havva ile Adem cahill oldukları için elmayı yemişlerdir. Tanrının onlara sabredin, vakt, gelince elbet yiyeceksiniz ama henüz hazır değilsiniz sözünü dikkate almadıkları için başlarına gelmiştir gelenler. Yedikleri anda hissettikleri ilk yeni duygu UTANÇ olmuştur. Tanrının ışığında, bilginin ışığında yaşarken utanç denen duyguyu tanımazlar. KENDİNİ BİLMEZLİKLERİ (öz- cehalet mi diyelim?) yüzünden o elmaya yeltenmişlerdir.

Kutsal kitaplardır onları masumiyetten utanca taşıyan cahilliklerini bize anlatan. Sezen Aksu değil.

O günden beri insan a-vidyayı, bilgi-sizliği, cahilliğini aşarak tanrıyı, Hak’kı, ışığı, gerçeği aramaktadır. Bunu bilmeyenler gidip Sezen Aksu’ya saldıran KARA CAHİLlerdir.
Madem RTÜK yasak koydu bu elmaya… Biz buradan dinleyelim. Dinletelim. Kimler okuyor beni? Yine topu aramızda döndürüyoruz tabii ama olsun…

GÜZEL ŞEY SİZİNLE YAŞAMAK… Sezen Aksu seninle de…

Parçanın ve video klibin linki burada…

Herkese iyi seneler…

Defne

Writing The Silence of Scheherazade

By Women Writers Women Books

I grew up in Istanbul, The New York city of Turkey. Being immersed in the rich, layered history of my own town and in the imminent vibrancy of it at the time of my youth I didn’t pay much attention to Smyrna (Izmir), the third biggest city of Turkey. For me it was a nice seaside town which we passed by in our family car when we traveled for summer holiday.

I must have been 30 years old when I first (I say “first” because I read it countless times after that first round) read Jeffrey Eugenides’ Middlesex. I was traveling the world with a backpack, and I found the book (or did it find me?) in a guesthouse in Vientiane, the melancholic capital of Laos. Having nothing else to do in the boiling hot of Southeast Asian afternoons I started Middlesex on my bed in the guesthouse which must have been a colonial mansion in the times of Indochina.

And where did I myself all of a sudden? Back in my own country! In Turkey. In Bursa, a town that is only a few hours’ drive from Istanbul. As I turned the pages the story moved on to Smyrna and all of a sudden I was in a new world that I never knew existed. 

I didn’t leave the guesthouse that afternoon and kept reading until there was not enough light in my room. Back then electricity was sporadic in Laos and my room didn’t happen to have any. I took the book with me as I headed for Luang Prabang the next day. I was traveling on the backs of crowded pickup trucks with babies and chickens. Long and winding roads of Laos heading from south to north were making inexperienced travelers sick, but I was not there anymore! 

I was in Smyrna. It was 1922. The month of September. I was with Desdemona and Lefty. I was in the quay of Smyrna. I was sharing a piece of bread with them. I was with the Greek villagers who were piled up at the waterfront of Smyrna waiting for ships from Greece to save them. They didn’t know ships were never going to arrive. I was sitting next to Desdemona who was sitting on a suitcase and smiling at Lefty. I saw her long black braids and I saw the fear in her eyes. 

I kept on reading as the truck that took me from Vientiane to northern Laos kept winding around the mountains. I read the chapters on fire. Of course, I knew about the fire. It the “The Great Fire of Smyrna” which I learned at school. But this time the story was different. It was not what I read in the history books. There were civilian victims, children, old men and women drowning or burning in Smyrna. Desdemona and Lefty were trapped between the sea and the city that was burning and the flames were approaching to the people who were piled up on the shore, hundreds of thousands of them. 

By the time I finished the Smyrna chapter, Middlesex was just beginning. The two main characters were saved from the Great Fire of Smyrna and made their way to Detroit, to the new world where the rest of the book unfolds. 

I was deeply shaken by what I read. For it was the reversal of everything I knew. Turkish official history recognizes September 1922 as the emancipation of Smyrna from a three year long Greek occupation which had taken place from 1919 to 1922.  History books in my country mention the atrocities of the Greeks against Turks but nothing was ever mentioned about the massacres against the Christian populations of Smyrna and whereabouts. I vaguely knew something about Smyrna being a “Greek town” during Ottoman times but that was long time ago. 

The truth that I had known but never realized that I did, came back to me with Middlesex. There was once a beautiful harbor town called Smyrna. People of Smyrna spoke five languages and laughed a lot, four religions existed side by side and people enjoyed their rose smelling city. Smyrna was cosmopolitan, cultured, elegant. It was the pearl of the Levant. It was the Paris of the East. It was destroyed and killed by nationalism. It was reduced to a place where only one language is spoken and no more variety of religions living side of side. Here is what Eugenides describes it: 

“And did I mention how in summer the streets of Smyrna were lined with baskets of rose petals? And how everyone in the city could speak French, Italian, Greek, Turkish, English, and Dutch? And did I tell you about the famous figs, brought in by camel caravan and dumped onto the ground, huge piles of pulpy fruit lying in the dirt, with dirty women steeping them in salt water and children squatting to defecate behind the clusters? Did I mention how the reek of the fig women mixed with pleasanter smells of almond trees, mimosa, laurel, and peach, and how everybody wore masks on Mardi Gras and had elaborate dinners on the decks of frigates?

I want to mention these things because they all happened in that city that was no place exactly, that was part of no country because it was all countries, and because now if you go there you’ll see modern high-rises, amnesiac boulevards, teeming sweatshops, a NATO headquarters, and a sign that says Izmir . . .”  (Eugenides, Jeffrey. Middlesex: A Novel . Farrar, Straus and Giroux. Kindle Edition.) 

I kept traveling up North toward the Chinese border of Laos with Middlesex under my arm. As I turned its pages, I found myself dreaming about Smyrna, what it was once upon a time: Levantine ladies in lush gardens and Greek youth in small wooden boats under moonlight, Muslim neighborhoods with its narrow streets and the famous quay with cafes, theatres and its happy people. I wished there were more chapters of Smyrna in Middlesex but Smyrna was burned down to ashes and the story moved on just like life did. 

Orhan Pamuk’s novel New Life begins with this famous sentence: “One day I read a book and my whole life changed.” 

Same thing happened to me and the book was Jeffrey Eugenides’ Middlesex. 

Many years later when I was jutting down some notes for a new novel, Middlesex came back to me. At that time historical fiction was the last thing on my mind. And yet this is maybe one of the most amazing things of literary writing. You never know where it is going to take you. As you plan your chapters and plot, new characters pop out of nowhere. Even if you try not to follow them, they kept on “bugging” you in your dreams and daydreams until you let them guide the pen. 

That is how Scheherazade came into my life. No, she was not the famous Scheherazade of the Arabian nights. She was just a distant aunt in another novel that I was working on. An old aunt who lives in a dilapidated mansion in Izmir. She didn’t speak and nobody knew her age. Yet she too, had a story to tell. 

Then I remembered my wishful reading of Middlesex in the smoky mountain villages of Laos. I remembered how I wished there were more chapters of the old Smyrna before it was destroyed. Well then, it was my turn to create that world on paper. Because it was only through imagination, I was going to satisfy this deep desire. That is how I reconstructed the old Smyrna in a book. Through my writing and research, I managed to walk on its streets and went inside the houses and grand hotels, lived in it for a little while. 

Then it was time to face the inevitable end. I had to destroy this beautiful town; I had to kill some of my characters because that is what history does to us. It was time to tell the loss. At that point all my characters started talking all at once. They all wanted to tell me the destruction of Smyrna, how war and politics took lives of loved ones and the harmony. 

Some days my fingers got so tired from typing and inside my head the characters kept talking. 

Other days I simply sat down and wept. 

At the end from the ashes of Smyrna was born the Silence of Scheherazade as a distant relative of Middlesex, forever in gratitude for the inspiration.

Smyrna early 1920s

Defne Suman was born in Istanbul and grew up on Prinkipo Island. She gained a Masters in sociology from the Bosphorus University then worked as a teacher in Thailand and Laos where she studied Far Eastern philosophy and mystic disciplines. She later continued her studies in Oregon and now lives in Athens with her husband. The Silence of Scheherazade was first published in Turkey and Greece in 2015 and is her English language debut.

Follow her on Twitter https://twitter.com/DefneSuman

Find out more about her on her website https://defnesuman.com/

Zakynthos Yazar Evi’nden Mektubunuz Var

Çok pek sevgili blog okurlarım, sadık dostlarım,

10 gündür Yunanistan’ın Zakynthos adasında bir Yazar Evi’nde kalıyorum. Yazar Evi nedir diyecek olursanız, biz kafamızı sadece yazdığımız metinlere yoralım diye dünyanın çeşitli yerlerine kurulmuş evler diye tarif ederim. Türkiye’de de var. İtalya’daki kimi yazar evleri kaleli, kuleli şatolarda. Oralarda onlarca yazar beraber kalıp akşam yemeklerini uzun masalarda yiyorlarmış (bir zamanlar) diye duymuştum. Bizim Zakynthos Author’s House ise iki odalı bir yazar evi. İki odayı birleştiren alanda açık mutfak ve oturma odası var. Oturma odasında kütüphane. Bugüne kadar buraya gelmiş, burada kalmış yazmış yazarların eserleri kütüphaneye dizilmiş ve tabi pek çok başka kitap da var.

Ben buraya bir bavul kitapla geldim. Araştırmam için gerekli diye düşündüm. Sonra da -tabi ki- o kitapların kapaklarını açmadım, kütüphaneden çektiğim başka bir kitabı okumaya daldım. Pazartesi sabahı bavula doldurup getirdiğim gibi Atina’ya geri götüreceğim.

Kahvaltı Sofrası

Yazar Evi’nde geçirilecek bir süre benim en büyük hayallerimden biriydi. Yaz başında bir gece, ruhumu daraltan günlük hayattan, yakamı bırakmayan kıstırılmışlık hissinden kurtulmak için yattığım yerde Avrupa’daki yazar evlerini araştırdım internetten. Bir de ne göreyim Yunanistan’ın Zakynthos adasında, burnumum dibi sayılacak bir mesafede (ben Almanya’ya, İsveç’e, Cebelitarık’a filan gitmeye de hazırdım) bir yazar evi. Sabaha cayarım diye hemen oracıkta, uykusuz yatağımda başvuru formunu doldurdum. Her yazar evinin kendince şartları var. Bilindik bir yayınevinden basılı en az üç kitabınız olması mesela bunlardan biriydi buraya başvururken.

Sabah uyandım bir de baktım kabul gelmiş. 31 Ağustos-13 Eylül arası seni bekliyoruz diyorlar. Cüzzi bir konaklama ücreti ödüyorsun, yol ve yemek masrafları da cebinden çıkıyor ama olsun. 18 aylık kedili kocalı bir ev yaşamından sonra iki hafta tek başıma kalacağım ve benden tek beklenen şey bu iki haftada yazmak! VAy canına dedim. Ben romanımı bile bitiririm orada iki haftada!

Kedilerin, kocanın bakımı için düzenlemeler yapıldı. Ardımda bıraktıklarımın başına dünyanın yıkılmayacağına ikna olmam biraz zaman aldı. Birkaç defa “ben gitmeyeyim en iyisi” dedim. Ama sonunda gittim. Bensiz de dünyanın döneceğine inanmam lazımdı çünkü.

Buraya vardığımda anneme telefonda dedim ki yarından tezi yok rutinimi oluşturuyorum ve her gün aynı saatte aynı şeyleri yapmak üzere kampa giriyordum. Annem de dedi ki “biraz oluruna bıraksan?”.

İlk planım şöyleydi: Sabah 5:30 kalkış. Brahma Muhurta yakalamaca. Kahve. 6’da yogaya başlama. 7:20’de güneş doğarken yogayı bitirip denize yolculuk. Sabah yüzmesi ve o plajda yazılan sabah sayfaları. 10’da eve dönüş. 11’de yazmaya oturma. 5e kadar yazma. 5te akşam yemeği ve hemen sonra akşam yüzmesi, adayı gezme, vs. Akşam eve dönünce bir saat idari işler. Dokuzda yatış.

Ne kadar masum, ne kadar kolay görünüyor değil mi?

Kaç gün bu plana sadık kaldım dersiniz?

Sıfır

Evet, sanki içimde asi bir ergen yaşıyor. Ben alarmı kurdukça o uyuyor. Ben haydi şimdi plaj saati diyorum, ona ilham geliyor, saatlerce yazıyor. Uyumadan önce yarım saat kitap okuyalım diyorum, elinden telefonu bırakmıyor. Böyle bir ben var benden içeri yani. Benden ötede değil, otuz yıl geride kalmış bir ergen.

Ama yazınca o mu yazıyor ben mi yazıyoruz bilmiyorum. Çünkü ergenimle ben bilgisayar başına geçince yazdık. Epeyce bölümü yoktan varettik. Varolan bölümlerin üzerinden geçtik, tertipledik. Küçük bir okuma grubunda yeni yazılan bölümleri test ettik, onay aldık. O halde yola devam.

Zakynthos Yunanistan ile İtalya arasındaki Adriatik denizinde bir ada. Turkuaz renginde denizi bana Büyükada’yı anımsatan çam ormanları var. Her yer zeytinlik, incir ve çam. Yazar evimiz bir köyde. Sabah yokuş yukarı vurursanız sokaklarında tavukların, ördeklerin, hindi ve hatta tavuskuşlarının gezindiği eğri büğrü yollardan geçiyorsunuz. Zeytin-incir-zeytin-incir-çam-begonvil-zeytin-incir-zeytin-incir diye düşünün ve geceden de biraz yağmur yağmış olsun, sabah güneşinde hepsi koksun. Manzaraya hakim oldunuz mu?

Yazmaktan yorulunca buraya geliyorum. Marathia Plajı

Benim buraya varmamdan iki gün sonra Mikis Theodorakis’in ölüm haberini aldım. Annem telefonda söyledi. O söyleyince arabayla adayı gezdiğim ilk günüm boyunca araba radyousunu ayarladığım ERT 2’nin (Yunanistan’ın TRT2si) neden sadece Theodorakis çaldığı da açığa kavuştu. Bu acı haberi annemden almam da manidar oldu. Beni Theodorakis ile tanıştıran annemdi. Bizim evde plakları vardı ve çok dinlenirdi. Livaneli, Faranduri, Theodorakis üçlüsü çocuk kalbimde pek kıymetli bir hazineydi. Bugün hâlâ üçünün bir araya geldiklerinde icra ettikleri müziği hiç sıkılmadan dinlerim.

Sonra annem Mete babam ile evlendi. Mete babamın arkadaşlarıyla tanıştık ve onlarla uzun otomobil yolculuklarına çıktık. Mete babamın yakın dostları Ayşın ve Atilla Yücel’di. Kızları Yasemin ile ilk görüşte birbirimizi sevmiştik. Artık havamız mı, suyumuz mu, yıldızlarımız mı, mayamız mı bilmiyorum ama bir şeyimiz tutmuştu ve bugüne kadar da hiç kopmadı o gün tutan maya. Dün telefonda hesap ettik. Tam 38 sene önce bir Eylül günü tanışmışız.

Uzun otomobil yolculuklarında biz mayası tutmuş kızları bir arabaya koyarladı. Bizim araba ya da Yücel ailesinin arabası, fark etmez. Biz Yasemin ile arkada yan yana oturduğumuz sürece kimin arabasında gittiğimizin hiç önemi yoktu. Yolları hep çok uzun hatırlıyorum. Saatlerce çam ormanlarının içinden geçerdik, kıvrılan dağ yollarında ilerlerdik. Çok güzel pansiyonlar vardı yolların sonunda. Yasemin ile beni aynı odaya koyalardı. Oysa ne küçüktük. Ne mutluyduk baş başa kaldığımız pansiyon odalarında. Sabah kahvaltıdan sonra yine yollara düşülürdü. Biz bir arabanın arka koltuğunda, dizlerimizin arkasından şıp şıp terler akarken denize gireceğimiz o bakir plajın yolunu gözlerdik.

Tüm bu yollar, yolculuklar boyunca hangi arabada giderksek gidelim Livaneli, Theodorakis, Faranduri üçlüsünün kasedi mutlaka bir defa çalardı. Biz Yasemin ile Türkçe şarkıları çoktan ezberlemiştik. Faranduri ile söyleyecek kadar Yunanca bile ezberlemiş olabiliriz.

Theodorakis’in ölümü üzerine Yunanistan üç günlük yas ilan etti. Ben çam ormanları arasından adayı gezerken ERT2 sadece Mikis’in parçalarını çaldı. Onunla beraber çalışmış müzisyenlerle röportajlar yayınladı. Yediden yetmişe bir ulusun, dört kuşağının birden yüreğinde yer etmiş çok az sanatçı vardır dünyada. İki gün önce Atina’daki tören sırasında binlerce insan yağmur çamur dememiş, içeri alınmadıkları kilisenin önünde saatlerce Mikis Theodorakis’in şarkılarını bir ağızdan söylemişler. Zülfü Livaneli de oradaymış tabii. Yanında Maria Faranduri ile beraber.

Onlar üstatı Atina’da uğurlarken ben de ERT2 eşliğinde arabamı çam ormanlarının içinden enfes renkteki denize indirirken kendimce veda ettim Theodorakis’e. Yunanistan’la ilk temasım onun müziği olmalıydı. Plak kapakları hâlâ gözümün önündedir. Tüm hayatımız boyunca yanımızda yürümüş insanların ölümü beni yalnızlaştırıyor. İçinde beraber yolculuk ettiğimiz trenden tanıdıklarım iniyor. Tanımadığım, çocukluğuma dokunmamış başkaları trene biniyor. Onlarla da anlaşıyoruz elbette ama bir arabanın arka koltuğunda Theodorakis dinlenerek geçen yolculukların hissini bilen dostlarla bağlandığımız yerden bağlanamıyoruz yenilere. Bu da dünyanın hali işte.

Üç günüm kaldı. Pazartesi sabahı Atina’ya, eve, kocaya, kedilere dönüş.

Roman ne vaziyette? İlk taslağı bitirecektik hani? Neye niyet neye kısmet. Üçte birini geride bıraktık. Hızımızı aldık ama bir defa, bundan sonrası heya mola.

Sevgilerimi yolluyorum. Siz de her neredeyseniz oradan bana kısaca yazın olur mu?

Defne.

not: Zakynthos Yazar Evi’yle ilgili bilgi de vereyim azıcık. yazar dostlarım başvurup gelmek isterler belki.

http://authors.house/

https://www.instagram.com/authorshouse/

*This blog is written during my stay at “Author’s House on Zakynthos Island”

Bu güzellik karşısında dili tutuluyor insanın

BLOG TOUR REVIEWS

Here are the reviews from the brilliant book bloggers who read my English debut The Silence of Scheherazade! I am sending you a all my gratitude from the bottom of my heart!

Dorota Galeza – http://dorotagaleza.co.uk/the-silence-of-scheherazade-by-defne-suman-is-a-fantastic-novel/

‘The Silence of Scheherazade’ is literary fiction at its best.

Blotted Ink Books – https://www.instagram.com/p/CSpCkiJIYDu/

‘The City of Smyrna is captured beautifully within its pages, the story weaving its way through time’

Laura Patricia Rose – http://www.laurapatriciarose.co.uk/2021/08/book-review-silence-of-scheherazade-by.html#.YRqQ_4hKguV

‘The writing and descriptions were simply impeccable.’

 ‘A beautiful and breathtaking read. This is a must read for historical fiction fans.’

The Thoughts of a Bibliophile – https://www.instagram.com/p/CSqyeycrskQ/ (1,650 Instagram followers)

http://thethoughtsofabibliophile.simplesite.com/449958850

‘I was submerged into the culturally rich and atmospheric city of Smyrna from the offset. This is an epic saga abundant in history and infused with love, loss and despair as each character is brought to life… Defne Suman is a true storyteller as each page, each sentence flowed with perfection making it difficult to put down.’

https://ramblingmads.com/2021/08/18/blog-tour-the-silence-of-scherazade-defne-suman/

‘Beautifully written and translated, this is a moving and richly evocative story’

My Dark Bibliophile

https://www.instagram.com/p/CSuqjHnrZKW/‘An immersive and important piece of translated historical fiction that I’m glad to have experienced.’

Nightfall Mysteries – https://www.instagram.com/p/CSwquEQIfim/

‘I fell in love with the Suman’s marvellous, evocative writing.’

‘The cultural background was a massive YES for me. I felt I could almost smell and see certain passages of this novel or even listen to the busy and the overcrowded streets here.’

Frenzy Reads – https://www.instagram.com/p/CSwtjWxoX6l/

‘In a cast of characters, the most standout for me was the historical figure of the city of Smyrna. She acts as a source of strength, beauty, and truth – a home and refuge for so many. ‘

Shelf Lyfe – https://www.instagram.com/p/CSyacVugRBF/?utm_medium=copy_link

I’d recommend The Silence of Scheherazade to fans of historical fiction, as it is an interesting and beautifully told story. (More from Shelf Lyfe)

NoBooksGiven – https://www.instagram.com/p/CSy5RxagYy1/

‘Suman’s writing is complex and beautiful’

Passports and Paperbacks – https://www.instagram.com/p/CSza_egLVm0/

‘Defne writes in such a beautiful, lyrical fashion that instantly draws me into the plot. Every sight, sound and smell is so easy to conjure in my mind which makes this book a dream to read. I adore the amount of detail that has been added to bring these characters to life – they’re all complex and whole, it’s hard not to believe that they existed!’

Mylittlebookhome – https://www.instagram.com/p/CS1NfnTLi6M/

Littleliterarylife – https://www.instagram.com/p/CS1Ac19gUVC/

‘Throughout the novel there is an underlying tension – as the reader you know what is coming, yet when the devastating tragedy arrives it’s written so powerfully that there are moments that genuinely take your breath away. But there are also real moments of beauty, like the epilogue which tied everything off perfectly for me.’

Jodie_reads_books – https://www.instagram.com/p/CS4wOHRAPyt/

Gee.booksandlife – https://www.instagram.com/p/CS4Huj1ABV9/

It explores so many important themes and really dives into the relationships and loyalty between the families. I’d recommend this if it intrigues you! ⠀

Wxrldwalker – https://www.instagram.com/p/CS47uFaLoLs/

 ‘this is one of the most beautifully written books I’ve ever read.’

‘There is something so unique about the way that history is told through the pages, that made this to be a very compelling read. During some chapters I had to stop and take a breath because there was so much beauty delivered only through a few words that blew my mind.’

Leyla’s Blog – https://leylasblog4.wordpress.com/2021/08/23/book-review-for-blog-tour-the-silence-of-scheherazade-by-defne-suman/ 

‘Suman is a wonderful storyteller and plot crafter.’

NikNakReads – https://www.instagram.com/p/CS6lxsMADJY/

‘I was gripped with curiosity about this cast of compelling characters and this story of grand scale, all set at the heart of the Ottoman empire. Suman tells this epic with languishing, exquisite, stark, tragic and careful details.

Books and Lovely Things – https://www.instagram.com/p/CS64t-JoLz_/

‘I was blown away by the lush atmospheric writing and the beautiful prose.’

Annies Book Thoughts – https://www.instagram.com/p/CS8kWAID0fh/ (

‘This is one of the most heartbreaking, poetic family sagas I’ve ever read.’

Wildflower Library – http://wildflowerlibrary.net/?ltclid=796abfef-08df-4349-a5dd-1af422eaf304

‘The Silence of Scheherazade is a wonderfully crafted and hard-hitting read that’s most definitely one to look out for for fans of historical fiction and the nature of storytelling. Highly recommended!’

E. F. Paterson – https://www.instagram.com/p/CTASsXtIdCH/

‘I must say that while I’ve not read the original text of this story, I think the translation of this book has been done brilliantly as you really can’t tell that it’s transitioned from another language. The prose and dialogue flow naturally…’

Livs Little Reads –  https://www.instagram.com/p/CTB4nbYLR8C/

‘The Silence of Scheherazade is a beautifully and poetically written novel.’

Sharon Choe Writes – https://www.instagram.com/p/CTCMmtpgxFm/

‘breathtaking in scope, style, & content.‘

Tilly Loves Books – https://www.instagram.com/p/CTChpYuIAuI/

‘this was a beautiful, sweeping novel which devastated me but also moved me’

Agirlandabook85 – https://www.instagram.com/p/CTBxFragld6/

‘it was immersive story telling at its finest.’

Lisa.Loves.Literature – https://www.instagram.com/p/CTEwaEDLYXd/

‘This is a beautiful but deeply moving account of one of history’s tragic moments. Sweeping, epic and thought-provoking; it is a book to be savoured.’

Twisted In Pages – https://www.instagram.com/p/CTHbGvxAM6W/

‘It is beautifully written, culturally rich and it has a gorgeous poetic writing style. The book has its own unique atmosphere which is evident from the very first page.’

Olivianess_books – https://www.instagram.com/p/CTH8I4qjo5d/

To.read.or.to.roam – https://www.instagram.com/p/CTJ8rvUrhhG/

‘I devoured this book and found myself utterly lost to the tantalising descriptions of the exotic surroundings.’

Inoirita – https://www.instagram.com/p/CTKVBx2hubE/ (

‘This novel is like an amalgamation of people from different cultures and the result is astoundingly beautiful.’

Pageturnersnook – https://www.instagram.com/p/CTMx7cAjEsB/

‘Breathtaking, historical, emotional, delicate, educational, engaging, dark and complex but beautifully written and just altogether a pure genius of a masterpiece and that’s just a few descriptive words I can give to you.’

Venusinbooks – https://www.instagram.com/p/CTPUMRcI-AA/

‘I got very emotional reading about such an important time in history that seems to be forgotten.’

A Beautiful Review for “The Silence of Scheherazade”

This review was too beautiful to be left in social media so i wanted to make it immortal here!

Thanks a million to Hayley (shelflyfe) for putting her heart out there. Here is how it goes:

https://www.instagram.com/shelflyfe/

Today is my stop on the blogtour for 𝗧𝗛𝗘 𝗦𝗜𝗟𝗘𝗡𝗖𝗘 𝗢𝗙 𝗦𝗖𝗛𝗘𝗛𝗘𝗥𝗔𝗭𝗔𝗗𝗘 by Defne Suman. Thank you to Jade at House of Zeus for having me along on the tour, and for sending me a proof copy of the book.

𝗪𝗵𝗲𝗻 𝗜 𝗲𝗺𝗲𝗿𝗴𝗲𝗱 𝗳𝗿𝗼𝗺 𝘁𝗵𝗲 𝗮𝘀𝗵𝗲𝘀 𝗼𝗳 𝘁𝗵𝗲 𝗽𝗮𝗿𝗮𝗱𝗶𝘀𝗲 𝗹𝗼𝘀𝘁
𝗧𝗵𝗲𝘆 𝘀𝗮𝗶𝗱 𝗺𝘆 𝗻𝗮𝗺𝗲 𝘄𝗮𝘀 𝗦𝗰𝗵𝗲𝗵𝗲𝗿𝗮𝘇𝗮𝗱𝗲.
𝗢𝗻𝗲 𝗵𝘂𝗻𝗱𝗿𝗲𝗱 𝘆𝗲𝗮𝗿𝘀 𝗵𝗮𝘃𝗲 𝗽𝗮𝘀𝘀𝗲𝗱 𝘀𝗶𝗻𝗰𝗲 𝗺𝘆 𝗯𝗶𝗿𝘁𝗵
𝗕𝘂𝘁 𝘁𝗵𝗲 𝗲𝗻𝗱 𝗼𝗳 𝗺𝘆 𝘀𝗶𝗹𝗲𝗻𝗰𝗲
𝗛𝗮𝘀 𝗻𝗼𝘁 𝗰𝗼𝗺𝗲.

The Silence of Scheherazade tells the story of four families – a Levantine, a Greek, A Turkish, and an Armenian family – in the ancient city of Smyrna, in the wake of World War 1.

𝗔 𝘀𝘁𝗼𝗿𝘆 𝗶𝘀 𝗻𝗼𝘁 𝘁𝗼𝗹𝗱 𝘄𝗶𝘁𝗵 𝘄𝗼𝗿𝗱𝘀 𝗮𝗹𝗼𝗻𝗲. 𝗗𝗼𝘇𝗲𝗻𝘀, 𝗵𝘂𝗻𝗱𝗿𝗲𝗱𝘀 𝗼𝗳 𝗺𝗶𝗻𝘂𝘁𝗲 𝗱𝗲𝘁𝗮𝗶𝗹𝘀 𝗰𝗼𝗺𝗽𝗹𝗲𝗺𝗲𝗻𝘁 𝘁𝗵𝗲 𝘄𝗼𝗿𝗱𝘀. 𝗢𝗻𝗹𝘆 𝘀𝗼𝗺𝗲𝗼𝗻𝗲 𝗹𝗶𝗸𝗲 𝗺𝗲, 𝘄𝗵𝗼 𝗵𝗮𝘀 𝗴𝗶𝘃𝗲𝗻 𝘂𝗽 𝘄𝗼𝗿𝗱𝘀, 𝗰𝗮𝗻 𝗸𝗻𝗼𝘄 𝘁𝗵𝗶𝘀.The story opens in September 1905, at a moment that impacts all four families, and sets them on a trajectory, sealing their fate:
Scheherazade is born, from a Mother who is high on opium, and at the same time an Indian spy arrives, sent on a secret mission by the British Empire – not that he seems to be a very good spy!

𝗜𝘁 𝘄𝗮𝘀 𝘁𝗵𝗲 𝗺𝗼𝗻𝘁𝗵 𝗼𝗳 𝗦𝗲𝗽𝘁𝗲𝗺𝗯𝗲𝗿.
𝗕𝘂𝘁 𝘁𝗵𝗮𝘁 𝘄𝗮𝘀 𝗮 𝘃𝗲𝗿𝘆 𝗱𝗶𝗳𝗳𝗲𝗿𝗲𝗻𝘁 𝗦𝗲𝗽𝘁𝗲𝗺𝗯𝗲𝗿.
𝗜𝘁 𝘄𝗮𝘀 𝗱𝗶𝗳𝗳𝗲𝗿𝗲𝗻𝘁 𝗯𝗲𝗰𝗮𝘂𝘀𝗲, 𝗼𝗻 𝘁𝗵𝗲 𝗻𝗶𝗴𝗵𝘁 𝗜 𝘄𝗮𝘀 𝗯𝗼𝗿𝗻, 𝘁𝗵𝗲 𝗰𝗶𝘁𝘆’𝘀 𝗱𝗼𝗺𝗲𝘀, 𝗺𝗶𝗻𝗮𝗿𝗲𝘁𝘀, 𝗮𝗻𝗱 𝘁𝗶𝗻𝘆 𝗵𝗼𝘂𝘀𝗲𝘀 𝘄𝗶𝘁𝗵 𝗰𝗲𝗿𝗮𝗺𝗶𝗰-𝘁𝗶𝗹𝗲𝗱 𝗿𝗼𝗼𝗳𝘀 𝘀𝗵𝗼𝗻𝗲 𝗹𝗶𝗸𝗲 𝗴𝗼𝗹𝗱. 𝗦𝗲𝘃𝗲𝗻𝘁𝗲𝗲𝗻 𝘆𝗲𝗮𝗿𝘀 𝗹𝗮𝘁𝗲𝗿, 𝘁𝗵𝗲 𝗰𝗶𝘁𝘆 𝘄𝗼𝘂𝗹𝗱 𝗯𝗲 𝘃𝗼𝗺𝗶𝘁𝗶𝗻𝗴 𝗳𝗹𝗮𝗺𝗲𝘀 𝗹𝗶𝗸𝗲 𝗮𝗻 𝗮𝗻𝗴𝗿𝘆 𝗺𝗼𝗻𝘀𝘁𝗲𝗿.

The story itself is a great historical fiction tale, and it is clear that Suman has put a lot of research and passion into The Silence of Scheherazade.I especially liked the depiction of the family units, and the culture and customs that surround them. I always love hearing and learning about other customs, and this really added to the characterisation and immersion for me. It made the families seem very real.

𝗗𝘂𝗿𝗶𝗻𝗴 𝘁𝗵𝗲 𝗳𝘂𝗻𝗲𝗿𝗮𝗹 𝗿𝗶𝘁𝗲𝘀 𝗮𝘁 𝘁𝗵𝗲 𝗰𝗵𝘂𝗿𝗰𝗵, 𝗵𝗲𝗿 𝗳𝗮𝘁𝗵𝗲𝗿 𝗵𝗮𝗱 𝘀𝘁𝗼𝗼𝗱 𝗴𝘂𝗮𝗿𝗱 𝗼𝗻 𝘁𝗵𝗲𝗶𝗿 𝗱𝗼𝗼𝗿𝘀𝘁𝗲𝗽 𝘀𝗼 𝘁𝗵𝗮𝘁 𝗵𝗲𝗿 𝗯𝗿𝗼𝘁𝗵𝗲𝗿𝘀’ 𝘀𝗼𝘂𝗹𝘀 𝗰𝗼𝘂𝗹𝗱𝗻’𝘁 𝗰𝗼𝗺𝗲 𝗶𝗻, 𝗯𝘂𝘁 𝘄𝗵𝗮𝘁 𝗴𝗼𝗼𝗱 𝗵𝗮𝗱 𝘁𝗵𝗮𝘁 𝗱𝗼𝗻𝗲? 𝗧𝗵𝗲 𝗴𝗵𝗼𝘀𝘁𝘀 𝗼𝗳 𝗞𝗼𝘀𝘁𝗮 𝗮𝗻𝗱 𝗠𝗮𝗻𝗼𝗹𝗶 𝗵𝗮𝗱 𝗰𝗼𝗻𝘁𝗶𝗻𝘂𝗲𝗱 𝘁𝗼 𝗵𝗮𝘂𝗻𝘁 𝗲𝘃𝗲𝗿𝘆 𝗻𝗼𝗼𝗸 𝗮𝗻𝗱 𝗰𝗿𝗮𝗻𝗻𝘆 𝗼𝗳 𝘁𝗵𝗲 𝗵𝗼𝘂𝘀𝗲 𝗳𝗼𝗿 𝘁𝗵𝗿𝗲𝗲 𝗮𝗻𝗱 𝗮 𝗵𝗮𝗹𝗳 𝘆𝗲𝗮𝗿𝘀.

The scenery and settings are also beautifully portrayed by Suman, and give a real sense of time and place.
The atmosphere that these descriptions add feels tangible, and really contributes to the reader’s engrossment in the story.𝗜𝗻 𝘁𝗵𝗲 𝗺𝘂𝗴𝗴𝘆 𝗽𝗼𝗼𝗹𝘀 𝗼𝗳 𝘁𝗵𝗲 𝗻𝗲𝗶𝗴𝗵𝗯𝗼𝘂𝗿𝗶𝗻𝗴 𝗴𝗮𝗿𝗱𝗲𝗻𝘀 𝗳𝗿𝗼𝗴𝘀 𝗵𝗮𝗱 𝗹𝗼𝗻𝗴 𝘀𝗶𝗻𝗰𝗲 𝗮𝘄𝗮𝗸𝗲𝗻𝗲𝗱 𝗮𝗻𝗱 𝗯𝗲𝗴𝘂𝗻 𝘁𝗼 𝗰𝗿𝗼𝗮𝗸. 𝗚𝗿𝗲𝘆 𝗰𝗹𝗼𝘂𝗱𝘀, 𝗵𝗮𝘃𝗶𝗻𝗴 𝗱𝗿𝗮𝘄𝗻 𝘁𝗵𝗲𝗶𝗿 𝗹𝗼𝗮𝗱𝘀 𝗳𝗿𝗼𝗺 𝘁𝗵𝗲 𝘀𝗲𝗮, 𝘄𝗲𝗿𝗲 𝘀𝗰𝘂𝗱𝗱𝗶𝗻𝗴 𝘁𝗼𝘄𝗮𝗿𝗱𝘀 𝘁𝗵𝗲 𝗺𝗼𝘂𝗻𝘁𝗮𝗶𝗻𝘀, 𝗯𝗮𝘁𝗵𝗶𝗻𝗴 𝘁𝗵𝗲 𝗰𝗶𝘁𝘆 𝗶𝗻 𝗮𝗻 𝘂𝗻𝘂𝘀𝘂𝗮𝗹 𝗹𝗲𝗮𝗱𝗲𝗻 𝗹𝗶𝗴𝗵𝘁.

The tension and heightened anxiety of a city and community on the cusp of World War 1 are well captured by Suman.
There is a sense that there is turmoil throughout Smyrna, but also further abroad, and that some big changes are coming.
This sentiment feels like it is forever present, as there is still discontent the world over, from both the young and the old.𝗜𝘁 𝗶𝘀𝗻’𝘁 𝗼𝗻𝗹𝘆 𝗵𝗲𝗿𝗲 𝘁𝗵𝗮𝘁 𝗶𝘀 𝗮𝗳𝗶𝗿𝗲, 𝗯𝘂𝘁 𝘁𝗵𝗲 𝘄𝗵𝗼𝗹𝗲 𝘄𝗼𝗿𝗹𝗱. 𝗦𝘂𝗹𝘁𝗮𝗻𝘀 𝗮𝗻𝗱 𝗸𝗶𝗻𝗴𝘀 𝗰𝗮𝗻𝗻𝗼𝘁 𝗵𝗼𝗹𝗱 𝗼𝗻𝘁𝗼 𝘁𝗵𝗲𝗶𝗿 𝗽𝗼𝘀𝗶𝘁𝗶𝗼𝗻𝘀. 𝗧𝗵𝗲 𝘆𝗼𝘂𝗻𝗴 𝗮𝗿𝗲 𝗱𝗶𝘀𝗰𝗼𝗻𝘁𝗲𝗻𝘁𝗲𝗱 𝗲𝘃𝗲𝗿𝘆𝘄𝗵𝗲𝗿𝗲. 𝗪𝗶𝘁𝗵𝗼𝘂𝘁 𝗰𝗵𝗮𝗻𝗴𝗲, 𝗳𝗼𝗿𝘁𝘂𝗻𝗲’𝘀 𝘄𝗵𝗲𝗲𝗹 𝗰𝗮𝗻𝗻𝗼𝘁 𝘁𝘂𝗿𝗻.

Scheherazade herself is a very interesting character. She is a mute, and grows up as a witness to the grief, death and destruction that is enacted on her city.
In a similar way to her namesake (the narrator of One Thousand and One Nights), she presents her story to us, so that we too can bear witness to the destruction of her city.

𝗔𝗵, 𝗵𝗼𝘄 𝘁𝗵𝗲 𝗧𝘂𝗿𝗸𝘀 𝘄𝗼𝗿𝘀𝗵𝗶𝗽 𝗘𝘂𝗿𝗼𝗽𝗲. 𝗘𝘂𝗿𝗼𝗽𝗲 𝘀𝘂𝗰𝗸𝘀 𝘁𝗵𝗲 𝗺𝗮𝗿𝗿𝗼𝘄 𝗳𝗿𝗼𝗺 𝘁𝗵𝗲𝗶𝗿 𝗯𝗼𝗻𝗲𝘀 𝗮𝗻𝗱 𝘀𝘁𝗶𝗹𝗹 𝘁𝗵𝗲𝘆 𝗰𝗿𝘆 𝗳𝗼𝗿 𝗘𝘂𝗿𝗼𝗽𝗲. 𝗟𝗼𝗼𝗸 𝗮𝘁 𝘁𝗵𝗲 𝗽𝗶𝘁𝗶𝗳𝘂𝗹 𝘀𝘁𝗮𝘁𝗲 𝗼𝗳 𝘁𝗵𝗲 𝗴𝗿𝗲𝗮𝘁 𝗢𝘁𝘁𝗼𝗺𝗮𝗻 𝗘𝗺𝗽𝗶𝗿𝗲. 𝗪𝗵𝗮𝘁 𝗮 𝘀𝗵𝗮𝗺𝗲.I’d recommend The Silence of Scheherazade to fans of historical fiction, as it is an interesting and beautifully told story.

Book Launch Event!

This is a very meaningful and a happy event for me. We are celebration the launch of my first English book “The Silence of Scheherazade” with an online event organized by one and only Powell’s Books in Portland Oregon. (one of my hometown).

Maureen Freely, an author and translator that i admire very much will be chatting with me about the book. Oh what an honor!

Please join us. It means a lot to me seeing your faces on this BIG event!

Thanks!

For registering please follow the link:


https://www.powells.com/events-update
https://us06web.zoom.us/webinar/register/4016279249652/WN_DsqllM00T0eyNkk4rmvrxw