Çocuktum. Yaz tatillerini adada geçiriyorduk. Orada düz, uzun sarı saçlı, uzun bacaklı kızlar vardı. Benden bir iki yaş büyük, çok havalı ablalardı bunlar. Hayran olur, bazen peşlerine düşer, evlerinin yerini, arkadaşlarının isimlerini filan öğrenirdim. Bir tanesini hatırlıyorum mesela. Lisya. Evleri bizim yokuşun tepesindeydi. Sabahtan yokuşu tırmanıp balkonlarının altına yerleşir, ismini çağırır dururdum. Lisyaaaa, Lisyaaa, Lisyaa…Balkona çıkana kadar. Benden bezmiş Lisya balkona çıkıp da ”of ne var?” deyince omuz silkip ”hiiiç” der, gerisin geri yokuş aşağı koyuverirdim kendimi.

Ne isterdim Lisya’dan? Arkadaşı olmak mı? Sevilmek mi? Tanınmak mı? Lisya benim varlığımdan haberdar olsa hayan olduğum özellikleri bana mı geçecekti? Ben de uzun bacaklı, uzun sarı saçlı barbi gibi bir kıza mı dönüşecektim? Bilmiyorum. Ne niyetle Lisya’nın peşine düştüğümü o zaman da bilmiyordum, şimdi de bilmiyorum.
”Çocukluğun esrarengiz davranışlarından biri daha işte” deyip geçebilirim. Ama geçemiyorum. Çünkü çocukluğun hiç geçmediğini biliyorum. Hala aynı davranış ve tepki kalıplarına doğru sürüklenmiyor muyuz? Büyümeye, olgunlaşmaya, sınırlamalarımızdan sıyrılmaya çalışsak da, özde o esrarlı hammade aynı tazeliği ile duruyor galiba.
Portland’da bir arkadaşım vardı. Zeki, komik, tatlı ve uzun sarı saçlı. Bu arkadaşım ki, kendisi gibi ismi de Lisya’nınkine benziyordu, bir gün bana kızdı ve küstü. Aşk, meşk meselesi. Çoktan vazgeçmiş olduğu eski sevgilisini bir türlü bana helal etmek istemedi. Onu aldattığımı, arkadan vurduğumu söyledi. Bütün arkadaşlık numaralarım eskiden onun, şimdi benim olan bir erkeği kapmak için oynanmış bir oyunmuş, öyle dedi. İtiraz edip kendimi savunmaya çalıştıkça, gerçeği göremeyecek kadar kör olduğum için bir psikoloğa görünmemi sağlık verdi.
Kalbim kırıldı ama bildim ki onunki benimkinden de kırık.
Geçen yıllar içinde aramız hızla soğurken, yollarımız kesişip durdu. Zamanla geçer sandığım öfkesi katmerlendi. Ben bir türlü beklemekten vazgeçemedim. O savaşmak isterken benim alttan almalarım durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Ben yine de bir gün yine arkadaş oluruz umudu ile aynı Lisya’nın balkonunun altında beklediğim gibi bekleyip durdum.
Ve gerçekten de son aylarda bir şeyler değişmeye başladı. Söylediği bazı şeylerin doğru olduğunu kabullendiğim için ondan özür diledim. Sonra ortak bir projeye başladığımız için aramızda bir iletişim başladı. Bir defasında aynı masada oturup kısaca lafladık bile. Bütün bunlardan cesaret alıp facebook arkadaşlığı teklif ettim, kabul etti. İnce ince işliyordum sanki arkadaşlık yolumu.
Derken….
Dün kuzey stüdyoya gittim. Benim Portland’da ders verdiğim stüdyonun iki şubesi var. Güney ve Kuzey Yoga Shala. Ben güneyde çalışıyorum, uzun sarı saçlı eski arkadaşım kuzey stüdyoda ders veriyor. Öğle saatlerinde dersi olmadığı halde raslantıya bakın ki dün oradaydı. Kısaca selamlaşıp hal hatır sorduktan sonra ikimiz de işlerimize döndük. Sessizliği Danielle bozdu. Danielle Yoga Shala’da çalışan bir başka hoca. Abartılı sevgi gösterileri ve yüksek sesli yorumları yüzünden ben ona çok yanaşmamaya gayret ediyorum ama o beni görünce sevinçle merdivenlerden inip, ikimizin sessiz sessiz çalıştığı lobiye daldı. Kollarını kocaman açıp bana sarılırken bir yandan da ”aaaah seni görmek ne güzel Defne! Tam da daha dün senin ve tatlı sevgilinin hikayenizi dinlemiştim birinden. Ne romantik bir hikaye tanrım!” diye bağırdı.
Şimdi, size kafamdan aşağı dökülen kaynar suları nasıl hissettirsem? Tatlı sevgilimle romantik hikayemiz, ince ince yeniden örmeye çalıştığım yeni (eski) arkadaşlığımın ennnn yaralı noktası. En çok kaçındığım, en son açacağımız kart. Danielle’e susması için bir işaret bile veremeden, ”Neymiş bakalım o hikaye” diye başını kaldırdı yeniden arkadaş olmayi çok istediğim eski arkadaşım. Yüzünde yükselen al rengini hepimiz bir anda gördük. Patronumuz Jody, bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamış olacak ki ofisten çıkıp yanımıza geldi.
Danielle bırakın benim sus işaretimi almayı, izleyici sayısı arttığı için memnun, iyice ballandırdı: ” Ah işte Defne sevgilisini görmüş, bir anda anlamış hayatının aşkının o olduğunu ve böyle devam etmiş aşkları, çok çok çok romantik!!!” Sanki Daniel’i susturabilirmiş gibi ellerimle ağzımı kapadım. ”Yaa demek hikaye böyle” dedi yerinden kalkıp bana doğru yürürken. Yüzünün tamamını al basmıştı. ”Eh doğru tabii, bir bakışta anladın hayatının aşkını, önüne çıkan her engeli aşarak ilerledin ve sonunda fethettin değil mi? Hakikatten de hikaye bu yani!”
Ben tek kelime bile etmeden kapıya yönelirken, Danielle galiba arka odaya kaçtı. İlk bulduğum kafeye dalıp, başımı ellerimin arasına aldım, ağlasam mı gülsem mi bilemeden orada böyle yarım saat oturdum.
Nasıl olur da bütün koşullar bir araya gelir ve bunlar olur? Tam facebook arkadaşı olduğumuz günün ertesinde hem de! Tanrıların oyunu değil midir bu?
Vazgeçiyorum artık Lisya’nın balkonunun altında oturup beni görmesini, tanımasını, sevmesini beklemekten. Tanrıların oyunu ise de, belli ki bana verilmiş bir de mesajı var.
Zorla güzellik olmaz!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s