Bizim Nefret

“Ne söylense sanki duyan yok, gören yok”

Yaşar Kemal- Bu Bir Çağrıdır

 

Kaynak: Web

Kaynak: Web

Şu sayfayı açıp da bir türlü yazamıyorum. Günlerdir, haftalardır belki de aylardır… Yine sözün bittiği yerdeyim. Ülkemde olup bitenler yüreğimi dağlıyor. Parmaklarımın ucundan çıkacak sözlerin bir anlamı yok, öyle hissediyorum.

Ama okur, sen oradasın. Onu da biliyorum. Ben yazmasam da sen oradasın. Ve sana karşı bir sorumluluğum var. Yaşama karşı bir sorumluluğum var: Yazmak. Hocam hep der ki size verilmiş (Allah tarafından- o öyle demez, ben ekledim.) hediyeyi bulun ve onu hayata geçirin. Belki o zaman şu aleme bir faydanız dokunur.

Yazıyorum o halde.

Zaten gündemde ister istemez ucundan kıyısından bulaştığım Buda ve yoga meselesi var. Bana da muhakkak bir söz düşer bu trajikomik meselede. Zaten Buda’yla ilgili değil ama Şiva’yla ilgili yurdum insanı ile aramda geçen komik hikayelerim var benim. Hem Buda’nın yogayla ne alakası var. Buda yogadan bunalıp bir ağacın altına çökmemiş mi? Buda yogaya karşı kendi devrimini yaşamamış mı? Neyse, bunları başka bir yazıya saklayalım.

6-7 Eylül olaylarının 60. yıldönümünde aynı topraklarda bu defa Kürtlerin malları, dükkanları yağmalandı, HDP binaları yakıldı, kim bilir kadınlara, çocuklara neler yapıldı… Çok kimse altmış yıl aralıkla aynı tarihe denk gelen bu iki nefret ve şiddet olayı arasındaki benzerliği gördü ve utandı. Bir o kadar kimse de ama… diye başlayan cümleler kurdu.

Benim şimdi sözüm o ama’cılara… Rumlar kaçtı, nefret kaldı, diye yazdım Facebook’a.

Ama’lar geldi. Ayrıntılara girmeyeceğim.

Şunu düşündüm. Nefreti kendi içimizde tanımamız ne kadar zor! Geçmişte yaşanmış vahşeti görüp de üzülmek bu kadar kolayken bugüne bakmak ne kadar zor, ne kadar acı. Acı ile yüzleşmeyi bilmediğimiz için mi bugün apaynı provakasyon senaryoları eşliğinde zulme uğrayan Kürtlerin yanında olamıyoruz? Suriyeli mültecilerin onurlu bir yaşam için verdikleri çabaya neden çamur atıyoruz? Neden zulme uğrayanın yanında durmaya çalışanları da ülkenin içine düştüğü kan gölünden sorumlu tutuyoruz? Neden takım tutar gibi kendimizi bir yere konumlandırıp karşı takımı topa tutuyoruz?

Bütün bunların da nefretin uzantıları olduğunu görmüyor muyuz?

Vahşete dur demek için ilk evvela kendi içimizdeki nefreti görmemiz gerekmiyor mu? Evet biz gidip içinde canlı insanların yandığı bir binayı ateşe verecek kadar nefret etmiyoruz belki. Ya da şöyle mi diyeyim: Biz nefretimizle o binaları ateşe veren vahşiler kadar barışık değiliz. Bizimki daha sinsi.

Bizim nefret kör noktamıza düşüyor.

Bizim nefret dilimizi sürçüyor.

Bizim nefret ama’larımızda can buluyor.

“Bizimkiler” ile başlayan cümlelerde. Bir insanın ölümünü diğerinden diğerinden daha acılı bulan düşünme mekanizmamızda saklanıyor.

Aman dikkat! Bizim nefret de nefret işte. Bizi ayrılığa, bölünmeye, şiddete, vahşete biraz daha yaklaştırıyor.

Zaman, ama’lık bir zaman değil. HİÇ DEĞİL.

Hemen herkesin kendi nefreti ile yüzleşip, yüreğini, zihnini, dilini. ondan arınma vakti şimdi.

Şimdi hemen.

Amasız.

Bu yazı Diren İnsanlık, Türkçe Yazılar içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bizim Nefret için 3 cevap

  1. -Neslihan K dedi ki:

    Yaz Defne, yaz. Dil insan gibi..yaşıyor, evriliyor. Silahlar nasıl öldürüyorsa sözcükler de katlediyor. Amasıyla, koşullarıyla. Yaşatan, nefes alan, koşulsuz ve barışçıl ifadelere ihtiyaç var. Ve o ifadeleri taşıyıp ileteceklere. Sevgiler..

  2. Esra K. dedi ki:

    “Böyle zamanlar aslında kim olduğumuzu ortaya koyan anlar..günümüzden 6-7 eylül 1955’e baktığımızda gördüğümüz vahşet, bugün bir başka etnik gruba bir başka bahaneyle uygulandığında gözünüzde vahşetten farklı bir kisveye bürünüyor olabilir..mesela intikam..onlar vatan haini o yüzden çadırları yakilsin, evleri taransin, parti binalari yagmalansin, çocukları vurulsun diyor olabilirsiniz.
    Ama unutmayalim ki bunu dediğiniz anda o vahşeti tekrar sahneliyor olursunuz. 1955’te gayrimüslim vatandaşlarımıza yapılan ayibin failleri de eminim kendilerini bir şekilde açıklıyordu, kendilerince nedenleri vardı..ama bugün baktığımızda o saçma bahaneleri değil vahşeti görüyoruz.
    50 yil sonra kendi duruşunuzdan utanmak istemiyorsanız bu acıları ülkenin tüm insanlarının yaşadığını haykırın..dagda ölen gencecik askerler, evinin içinde devlet kurşunuyla ölen ve gomulemedigi için dondurucuda bekletilen çocuklar, sokakta kursunlara hedef olan gençler, dağ yollarinda vurulan doktorlar, kürtçe konuşuyor diye bicaklanan gençler…hepsi bizim insanımız. Barışta kardeş kalmak kolay, marifet savaşta bunu başarmak, barışı bu topraklara tekrar getirecek tek şey de bu..bu topraklar kan ve gözyaşına doymadı mı hala??” yazmışım o günlerde..buraya da yazayım, marifet kardeş kalmakta..

  3. Anonim dedi ki:

    PKK bölgedeki kürtleri canlı kalkan yapıyor. Lütfen bu gerçeği unutmayın. Evet kimse ölmesin etnik kökeni ya da inancı sebebiyle. Ancak olguları doğru okumak da insan olarak görevimiz. Hele ki yorum yapıyorsak.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s