ÜmiT

Foto: Aisha HarleyPazar sabahı yattığım yerden çanların neşeli sesini dinledim. Güneş daha yeni doğuyordu. Tam yoga zamanı. Yorgundum. Uykusuzdum. Yine de kalktım. Evet, bir eteği bizim eve, diğeri denize uzanan tepelerin ardında gökler eflatuna kesmiş, tepenin zirvesinde Parthenon tapınağının mermerleri içinden ısıtılmış gibi pembe pembe parlıyor. Uzun yolculuk sonrası vücudumun bütün dengesi şaşmış, lastik gibi esnek, canavar gibi güçlüyüm. Evdekiler uyanmadan, gökler maviye bulanmadan, hava ısınmadan bitecek bir seri yapmalı. Haftaya hocamın huzuruna çıkıyorum, bu aralar talim ve terbiyeyi hiç ihmal etmemeli…

Biterken, ev hâlâ sessiz ve serindi. Uzun uzun şükrettim. Bizi Portland’dan Atina’ya sağ salim uçurduğu için, Parthenon’a karşı yoga yapma imkanını bana sağladığı için, ailem, dostlarım, öğrencilerim, hocalarım, kitaplarım, okurlarım her şey her şey için… Bir zamanlar bir hocam dünyanın en şifalı duygusunun şükran olduğunu söylemişti. Yaralı ruhlarımızı şükranla iyileştirebilirmişiz.

Bir yandan şükrederken bir yandan jet-lag yüzünden gecenin bir yarısı uyanıp da twitter’a girdiğimde karşılaştığım görüntüler aklıma geldi. Sahillere vurmuş Suriyeli bebelerin cesetleri, bir yanda Cizre’den, Gever’den kıyım haberleri, sesimizi duyun diye haykıran halkların çığlığı… Bir yanda, Afyonkarahisar’ın batısındaki bütün Hristiyan köylüyü önüne katıp, denize dökene kadar da bırakmayan bir ordunun “zafer” çığlıkları.

Bu dünyada yaşayıp da rahat uyumak mümkün mü? Ben uyuyamadım. Kiliselerin neşeli çanları çalarken dünyanın yükü çoktan sırtıma binmişti.

Sonra sokağa çıktım. Öğlen yemeğine bütün aile bizim evde toplanacak. Biz yeni geldik Amerika’dan diye canım kayınvalidem yemek daveti tertipledi. Hazırlıklar başlamadan bir kahveye kapağı atıp biraz okuyup, biraz yazmak istiyorum.

Sabahın erken saatlerinde bile insanı yoran bir sıcak ama Atina sokakları Ağustos ayında bomboş. Sıkış tıkış, korna, egzoz görmeye alıştığım sokakların ıssızlığına hayret ederek yürüdüm. Bacaklarım, beni bir yerden diğerine taşıyan bacaklarım, attığınız her adıma, size de şükürler olsun. Metro çalışıyor mu acaba? Tek bir otobüs bile geçmiyor caddelerden.

Ağır ağır merkeze doğru yürüdüm. Antik şehrin orada sokaklar doldu. Kahvelere Atinalı aileler Pazar kahvaltılarını etmek üzere kurulmuşlar, gürültü, patırtı, akşamdan kalma güzel garson kızlar nereye yetişeceklerini şaşırmışlar. Ben de tren yoluna bakan bir masaya oturdum, kulaklığımı taktım. Müzik bir başladı mı ben bir filmin ortasında buluyorum kendimi. Bir yandan dikkatim toplanırken, bir yandan kendimden, fikirlerimden, o anki ruh halimden çıkıyor, yükseliyor, hayata şöyle bir bakıyorum. Kulaklıklarımı taktım mı ben nerede olsam yazabiliyorum.

İnsan denen canlının müthiş bir ümit kapasitesi var. Çaresizliğin doruğa çıktığı yerden, ümit fırlıyor. Kahvenin aşağısındaki tren yolundan geçen her trene heyecanla koşan çocuklara, bastonlarına dayanarak bir masaya yerleşen iki dirhem bir çekirdek yaşlı karı kocaya, trenin rüzgarının dağıttığı saçlarıma ve sıcağa bakarken yüreğim yine, yeniden sevinçle, umutla doluyor.

İnsanın yüreği umuda bu kadar yatkınken dünyada güzel şeyler de oluyor.

Ve hep olacak.

İnanıyorum.

Bu yazı Diren İnsanlık, Türkçe Yazılar, Yaşama Dair içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

ÜmiT için 2 cevap

  1. Vesile Filiz dedi ki:

    Savaşların olmadıgı oradan oraya sürüklenen yurtsuz insanların neresi yurdum telaşıyla umutla yaptıkları yolculukların sona erdıgı bır evren diliyorum Sevgili Defne….

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s