Bu yazının orijinali Mavi Orman kitabında yayımlanmıştır.

Özel Ders

Yağmur uzaklardan çağırmıştı ya hani, gelirsen severim diyordu ya…

Doğruymuş!

Sevgilimin beni saran kollarına usulca bırakıyorum kendimi şimdi. Aşkın ilk çoşkusu geçtiği zaman baş gösteren korkusundan korkmamayı öğreniyorum. İlişki kurarken kendimle yüzleşmemi gerektiren durumlara doğru ürkek adımlar atıyorum. Birine bağlanmak, ona kısa süreli de olsa sözler vermek sandığımdan daha fazla zorluyor beni. Zorlandığım noktalardan kaçmayıp, zorluğun çözülmesini bekleyerek kendimi dönüştürüyorum. Kokia zorlandığımı görüp bana yardım ediyor. Ve yağmurlar diyarında sevgilimin kollarında uyandığım her sabah yerleşik hayata karşı duyduğum direnç biraz daha kırılıyor.

Bir yandan aşkın, öte yandan yoganın tanımadığın derinliklerini keşfediyorum burada. Portland, geçen sonbaharda başladığım Shadow yoga stilini öğrenmek için bir cennet. Bu stilin babası/ustası yeni hocam Zhander Remete’nin dünyanın farklı köşelerinde yaşayan uzman öğrencileri var. Matt Huish, bu uzman öğrencilerden biri. Neredeyse on beş yıldır Zhander ile çalışıyor. Portland’ın en ciddi yoga okulu Yoga Şala’nın iki sahibinden biri ve baş öğretmeni. Öyle yaşlı başlı da değil, kırkını bile doldurmamış daha. İki ay önce İstanbul’dan yükselmiş semada süzülürken, Matt Huish’den özel ders alarak yoga eğitimimi sürdürmek aklımda yoktu. YogaŞala’nın Shadow Yoga kurslarına katılacaktım. Şansıma o dönem dersleri Matt veriyorsa, ne ala, yoksa az kıdemli, pek azimli diğer Shadow Yoga hocaları ile çalışmak vardı aklımda. Ve fakat hal bu ya, pembe dizi dramalarını aratmayacak olaylar zinciri Portland’daki YogaShala’nın sabah kurslarına katılmama mani oldu. Birden bomboş hissettim kendimi. Uçtuğum uçak beni içi boş bir konserve gibi Amerika’nın ortasına bırakıvermiş gibi oldum. Öyle emelsiz, öyle tıntın… Diyeceksiniz aşk var ya hani…Var da, boşuna dememişler aşk karın doyurmuyor diye. Aşk ruhu elbet besliyor, ve dünyaları dönerim (dönüyorum ya!) aşkım için ama tek başına aşkla doymuyorum ben. Ya da belki şöyle demeli bir ilişki içinde bir insana duyduğum aşk kendimi tastamam hissetmem için yeterli değil. Hem de tek bir insandan ruhumu tastamam tatmin etmesini beklemek haksızlık gibi geliyor.

İşte böyle ne yapsam da bu Portland seferi yoga eğitimim açısından bir anlam kazansa diye düşünür dururken, aklıma özel ders alma fikri düşüverdi. Üstad Zhander Portland’dan ayrılırken dememiş miydi, “Portland’da yaşayanlar bilin ki şanslısınız, çok sıkı bir hocanız var burada” diye…Hemen bir email döşenip kendimi tanıttım, mümkünse iki ay boyunca her hafta bir ders almak istediğimi yazdım. Sonraki hafta karşısındaydım.

Matt bilmediğim iki Shadow Yoga prelüdlerinden biri olan Balakrama ile başladı derslerimize. Her ders prelüdü oluşturan hareketlerin bir kaçını gösteriyor. Hafta boyunca ben evde o hareketleri çalışıyorum, sonraki derste beraber ödevlerimi kontrol ediyoruz. Dikkat gerektiren, zekice tasarlanmış seriler bunlar. Tanıdık bildik asanalar değil. Varlığından bi haber olduğum, derinlerde uyuyan kas grupları belki ömürlerinde ilk kez hareket etmek zorunda kalıyorlar. Takip eden günlerde bacaklarım o kadar ağrıyor ki merdivenleri inemiyorum. Shadow yoga sisteminin deriliğine ve dönüştürücü etkisine her ders biraz daha hayran kalıyorum.

İlk ders.

Hocam karşımda, yerde oturuyor. Kaçış yok. Tembellik yok. Kalabalık sınıfta veya kendi yogam sırasında zihnimin bana oynadığı oyunlar bir bir karşıma diziliyor. Gerçekle yüzyüzeyim. Hani o hep kendimi affettiğim hareketler…Hani sevmediğim, hergün yeni ve birbirinden yaratıcı maarezeretlerle kendimi mazur gördüğüm veya yalap şap geçiştirdiğim asanalar. Ve onların yerine koyduğum şeker renkli saadet sunan diğer pozlar. Yeterince çökmeden ayaklandığım, ayakta kalmam icab ederken çöktüğüm pozlar…Bütün eğilimlerim hocamın oturduğu halıya paldır küldür dökülüyor.

Utanıyorum. Hocam beni beğensin istiyorum. O anda en çok bunu istiyorum. Yoga samimiyet kurmak ise kendi kendimizle, bu gerçeği ne kendimden saklamanın alemi yok. O anda hoca karşımda, ben bilimum Balakrama burgaçlarında, ne kendimi ne Yaradan’ı ne de kainata aidiyetimi keşfetmek derdindeyim. Bedenimi yeni titreşimlere açayım, ışık yüzü görmemiş bölgelere nefes alayım, canıma can katılsın da değil. Nefsim terbiye olsun, zorlu yollardan geçerek büyüyeyim, ufkum açılsın bütün alemleri bir anda kavrayayım, aklımın ucundan geçmiyor.

Varsa yoksa, hoca beni beğensin. Ve hatta hoca beni sevsin. Ve takdir etsin. Öyle ihtiyacım var ki hocamın takdirine, ıssız adaya düşşsen yanına ne alırsın sorusu sorulsa bana o dakika, Matt Huish’den takdirname diyeceğim. Kendimi iyi hissetmek için bir otorite figürü tarafından beğenilmeye, sevilmeye ve takdir edilmeye duyduğum açlık dehşetengiz. Gerçi o sırada bunu dahi düşünecek halim yok. Duygu denizinde çırpınıyorum çünkü. Hocam beni beğensin diye ellerimin üstünde yürümeye hazırım.

Oysa o ellerimin üstünde yürümemi değil, başka şeyler istiyor benden. “Derinden, merkezden hareket et” diyor. Yavaşlamamı, yumuşamamı söylüyor. Ellerimi, parmaklarımı, ayaklarımı, kaşlarımın arasını gevşetmemi…Rahat, gevşek, yumuşak, yavaş akıp gitmemi istiyor. Kalkıp kendi gösteriyor. Yaylı ve yumuşak, gözleri yarı aralık, çok zarif. O ne yaparsa ben de karşısında tekrarlıyorum. Doğru olmuyor sanki. Beğenmiyor bence. Yanlış yapıyorum. Yanlış yapmaktan utanıyorum. Utandığım için utanıyorum. İçimden bir çekmece dolusu yargı boşalıyor. Peşi sıra geliyor şartlı tepkilerim ve anılarım. Sınıfın en iyisi olmalıyım. O olmazsa, ikinci en kötü ihtimal üçüncü. Yoksa aptal sanırlar beni. Ya da tembel. Biri diğerinden beter. Sekiz yaşındayım. Sevilmek için çok çok çok çalışkan olmam gerektiğine inanıyorum. Teşekkür yetmez, takdir getirmeliyim. TAKDİR!

Pozdan poza geçerken içimde tuttuğum, -tuttuğumu unuttuğum- doğrularım, inançlarım boncuk boncuk alnımdan süzülüyor. Hanumanasana (bir bacağın öne diğerinin arkaya doğru kayıp ayrıldığı poz) sırasında hocamın elleri omuzlarımda, hafif hafif yere doğru iniyorum. Boynunu, omuzlarını rahat bırak diyor, nefesin düzenlensin diyor, sakin ol, diyor. Sesi yumuşacık. Takdir ediyor mu anlaşılmıyor ama kızmadığı kesin.

Çabalıyorum gevşeyebilmek için. Olur mu? Olmaz elbet…Gözlerim yuvalarından fırlıyor, ağlamak istiyorum, burnum doluyor, kızarıyor. Daha da utanıyorum. Gevşemek iyice hayal oldu. O ilk ders sonunda kulağım tıkandı. Halıya uzandım. Matt şöyle bir salladı beni. Ayaklarıyla bacaklarımı, karnımı çiğnedi. Ayaklarımın altında ve belimin yumuşak dokusunda saklı marma noktalarına masaj yaptı. Başımı kocaman avuçlarının arasına alıp, enseme, iki kaşının arasına, şakaklarıma ılık ılık bastırdı. Kulağım açılırken dengemin yerine geldiğini hissettim. Bir çekmece daha boşaldı, evim biraz daha ferahladı. Fırtınadan ertesi açan güneşte deniz kıyısıyım şimdi. Duru, sakin, mavi.

Derslerimiz devam ediyor. Alıştıkça, açılıyorum. Açıldıkça gevşiyorum. Gevşedikçe yumuşuyorum. Yumuşadıkça şimdiki zamana daha derinden kök salıyorum. Hocam beni takdir ediyor mu hala bilmiyorum ama o çekmece boşaldı ya bir kere gözlerimin önüne, ondan sonrasında pek de aldırış etmiyorum.

IMG_1115_gobeksiz

Özel Ders” üzerine 5 yorum

  1. ayyy ne kadar doğru bir zamanda geldi, eski olmasına rağmen bu yazı! birkaç hafta sonra seninle (tekrar) kursa katılacağım ya, sabah yogalarımda ruhen buna hazırlanıyorum ne zamandır: daha derin nefes al, daha gevşek esne, daha seri asana yap, daha daha ol, daha daha yap… ki hoca seni beğensin! çok beğensin, bayılsın, aferim desin! ötekilerden daha çok seni sevsin… demek yalnız değilmişim, eh iyi bari, hem hislerim de noktasına virgülüne kadar biliniyormuş, daha ne olsun!.. bana da paşa paşa, tüm öğrenciler gibi, dersimi öğrenmek kalıyor, öteki endişelerimi bir kenara bırakarak :)) sevgiler…

    -Candan iPhone’umdan gönderildi

    İnsanlık Hali şunları yazdı (20 Kas 2017 10:30):

    > >

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s