Bu yazının orijinali Mavi Orman kitabında yayımlanmıştır.

Dünyanın bir yerlerinde yaz devam ediyor olabilir. Buradaki bir iki günlükmüş. Bugün hava yine soğudu. Hemen kazaklara şallara sarındım. Pasifik Okyanusunun bu yukarı suları güneşten hiç anlamıyor. Üşüyorum. Yeni ay günü yoga da yok. Bir de benim ay hali eklendi yeni aya, iyice sersemledim. Ne işe el atsam uzuyor.

Arabamı tamire getirmiştim mesela. İşi uzadı. Tamirci mahallesinde mahsur kaldım. Tamircim neyse ki oto sanayi gibi bir yerde değil de, Portland’in sevimli mahallelerinden biri olan Sellwood’da yaşıyor ve zanaatını evinin önünde icra ediyor. Ben de mahallenin tek kahvesi Ugly cafe’de bekliyorum.

Portland’a ilk geldiğimde, yıllar önce bir yaz, bu sevimli mahallede bir ev tutmuştum. Daha doğrusu burada yaşayan teyzemin bir arkadaşı yaz için evini bana devretmişti. O sıralar sadece yaz tatili boyunca Portland’da kalacağımı sanıyordum. Bu kahveye gelirdim sık sık. Mahallenin tek kahvehanesi olduğu için Sellwood’un bütün kahvehane bağımlıları burada buluşuyor.

Ugly Mug’a gelince, o geçmiş zamanların hissi yayıldı içime. Yeni bir hayata yerleşmenin, orada temiz taze bir sayfa açmanın ürpertisi kalbimde kabardı. Hem heyecanlı, hem gergin başlangıçlar.

Neden Portland’ı seçtin, diye soruyorar. Sanki seçimleri yapan benmişim gibi ciddiyetle cevaplıyorum. “Buradaki Yoga cemaatine aşık oldum da ondan”. Portland öncesindeki üç yılımı geçirdiğim Tayland’ın kuzey doğu köşesinde tek başınalık üzerine uzmanlaşmakla meşgulken, teyzemle kuzenimi ziyarete geldiğim bu soğuk kuzey Amerika kentinde, kendimi aralarında bulduğum yoga cemaati beni baştan çıkardı da ondan. İlk hafta…Yoga okulu arıyorum. Ciddi olsun, kapsamlı olsun, felsefe, teori, pranayama öğretsin, meditasyon da yapılsın, asana da…Anlatıyorum. Aldığım yanıt hep aynı. Timo’yu bulacaksın. Adresin YogaPada.

YogaPada Timo Jimenez tarafından 1996’da kurulmuş bir yoga okulu. Klasik Aştanga serisinin Iyengar stili detay ve hizaya ağırlık verilerek öğretildiği/çalışıldığı bir Şala (Şala: Okul) Portland’da her köşe başında yoga stüdyosu bulabilirsiniz ama bunların pek azı bir sağlam sanghaya sahip. Sangha birlikte yoga yapan/yoga çalışan insanların oluşturdukları cemaate verilen isim. Yoga eğitiminin başlarında (ilk on yıl kadar) sangha kişisel gelişimin en önemli parçası olarak görülüyor.

YogaPada öğrencileri her sabah 5 buçuktan 9 buçuğa kadar süren Mysore (Öğrencilerin Aştanga Vinyasa serileri tek başlarına uyguladıkları ders formatı) saatlerinde gelip gidiyor, yanyana yogalarını yapıyorlar. Kimisi 5 buçukta geliyor, 9 buçuğa kadar kalıyor. Kimisi 8 buçuk’da başlayıp bir saat içinde yogasını tamamlıyor. Kapılar açılıp kapanıyor. Sessizlik sürüyor. Kimse başını kaldırıp kim geldi diye bakmıyor. Pür dikkat yoga doldurmuş odayı. Nefes sesi. Timo yanyana serili matların arasında gezerek öğrencileri düzeltiyor, vakti gelmişse yeni pozlar gösteriyor. Bazı öğrenciler – benim gibi- Aştanga serisinden bi haberler. Onlara ilk bir kaç pozu gösteriyor. Kağıtlarımızdan baka baka ilerliyoruz. Diğerleri ezberden akıp gidiyor. Bazıları –ay halinde olduklarnı sonradan öğrendiğim kızlar- aştanga serisini değil, yastıklar, bloklar, kayışlar arasında aybaşı yoga serilerinden birini yapıyolar. Erkekler, kızlar, gençler, yaşlılar hep bir arada.. Günaydın, hoşgeldin, hadi eyvallah sesleri yok, hissi var. Gözümün aradığı tebessümü gönlüm görüyor. O salonda herkes evinde, ailesinin yanındaymışcasına rahat. Bir kaç hafta sonra, Kaliforniya’dan misafir Peter Sterios’un şerefine verilen partiye ben de davetliyim. Timo’nun evinde. Mat komşularımla ilk defa konuşuyorum. Meğer merak ederlermiş. Kimim ben? Tek tek gelip kendilerini tanıtıyorlar. Hepsi de ne kadar güzel! Işıl ışıl gözleri, tenleri, saçları. Hafif, sağlıklı, rafine tatlar damağımı selamlıyor. Herkes bir çanak yemekle gelirmiş partilere. Potluck adeti.

Timo’nun kocaman aydınlık mutfağında ayakta yiyor, şarap içiyor, konuşuyoruz. Yogadan, seyahatten, kitaplardan, yine yogadan, hocalardan, Portland’dan, bisikletlerden, sanattan, yemeklerden, uzaydan, böceklerden, bağlardan bahçelerden… Düzenli yoga yapan ve yogayı hayatlarındaki öncelikler listesinin üst sıralarınına yerleştirmiş insanlar arasındayım. Tayland günlerinde tek başıma yoga yaparken içime açılan büyüden onlar da haberdar. Onlar da yogaya bayılıyorlar. Parti 9 buçukta bitiyor. Hep beraber mutfağı topluyor, temizliyoruz. 10’da yatağımdayım. Bir tek ben değil, partide herkes uykuya gitti. Bir accayip ben değilim. Gerçek olabilir mi? Olsa gerek ki ertesi sabahın 6’sında yine yanyanayız matlar üzerinde! Gönlü yogaya düşen pek çok kişinin yaşadığı bir olay vardır. Yogadan sonraki hayatta eski dostları kaybetmek. Özellikle yogaya ve değişime direnen eski dostlar arasında karşılıklı yabancılaşma süreci yaşanabiliyor. Değişime açık yoga tarafı günah keçisi. “Sen çok değiştin!”. “Yalan değil” diye düşünüyor yoga tarafı “ve sen hiç değişmedin!”.

Yoga sonrası bizler, dönüşmeye, değişmeye, kendimizi kurcalamaya, hayatımızı kısıtlayan alışkanlıklarımızı, düşünce ve duygu kalıplarımızı gözlemeye başlarken, eski tas eski tamam hayatlarında/benliklerinde direnen dostlarla aramızda bir uçurum oluşabiliyor. Onlar bizi biraz accayip, hayli sıkıcı ve kendi düzenlerine tehdit olarak görürlerken, biz de onlar arasında kendimizi yabancı hissetmeye başlayabiliriz. Elbette ki kimi dostlar yogadan bihaber dahi olsalar, içsel bilgelikleri sayesinde değişiminin kaçınılmazlığını zaten biliyorlar ve hayatımızda kalmayı sürdürüyorlar.

Bana sorarsanız , yollar ayrılıyorsa eğer, bırakınız ayrılsınlar. Birleşecekse çünkü yeniden birleşiyor. Eski dostlar hayattan düşerken, kişiyi besleyen, tatmin eden yenilerinin eklenmesi de doğal bir süreç. Bir görüşe göre hayatımıza giren her bir insanı oraya doğru biz kendimiz çekiyoruz zaten. (Hayatımızdan çıkanları da biz itiyoruz dışarı) Ünlü Yoga metinlerinden biri olan Hatha Yoga Pradipika’da bahsi geçen yoganın altı düşmanınından biri de cana sangha…Cana sangha’yı kişiyi tüketen, ondan alan ama karşılığında vermeyen ve gelişimine engel olan lüzumsuz insan toplulukları olarak tanımlayabiliriz. Bu metinde cana sangha ile vakit geçirmenin yoga öğrencisini körelttiğinden söz ediliyor. Sadhu Sangha, daha önce de yazmıştım, Cana Sangha’nın tersi. Bizi ışığa ve hafiflemeye doğru götüren cemaat. Başka bir deyişle yoga dostları. O günden bugüne Portland yoga dünyasında çok şeyler değişti. Timo stüdyosunu kapattı. Çoğumuz Aştanga’yı bıraktık, ayrı stüdyolara dağıldık ama aramızdaki aile hissi hiç bozulmadı. Portland’daki Sadhu Sangha geç yaşımda bulduğum çok değerli bir aile oldu benim için. O yüzden buraya yerleşmek her geçen gün biraz daha cezbediyor beni.

İşte tam böyle yerleşme fikrine ısındığım sabahların birinde, geçenlerde, Kokia başlamaz mı,” belki kışa memleketlerimize döneriz. Biraz Atina’da, biraz Istanbul’da yaşarız, ne dersin” diye diye konuşmaya. Neyse ki daha kışa çok var. Bunu sonra düşünürüz.

Portland'da Sonbahar
Foto: Kokia Sparis

Yoga Dostları” üzerine 6 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s