Korona Günlerinden Çıkış

fullsizeoutput_46feSevgili Okurlar,

25 Mayıs 2020 Pazartesi itibarı ile Atina’da kahvelerin açılmasıyla benim için karantina bitti. Çünkü neydi? Zaten büyük bir kısmını evde geçirdiğim hayatımdaki tek fark sabahki yoga ve ev işlerini bitirdikten sonra çıktığım kahve gezmelerimin kesilmesiydi. Kahve gezmesinden döndükten sonrası zaten son üç ayda yaşadığım hayatla birdi. Öğle yemeği pişir, yazmaya otur, sonra akşam olur.

Kahvelerin açılmasını dört gözle bekliyordum. Sabahları uyanmam için bir sebebim olacak diye düşünüyordum. Normalde 6:30’da ayağa dikilen ben bu karantina aylarında her gün 8:20’de gözlerimi güne açabildim. Kahve gezisi günümden çıktığı için.

Dün koşa koşa evden çıktım. Gerçekten de açılmışlardı! Eve yakın Kaldi kahvesinde oturdum. Az şekerli, badem sütlü bir kakao içtim. Bloğumu biraz düzenledim. Sanki aradan hiç zaman geçmemiş gibiydi. Oh be, demedim yani. Sanki daha dün gelmişim Kaldi’ye. Öyle bir cool his içimde. Peki. Eve döndüm. Yemek yaptık. Akşam oldu.

Bu sabah yüreğime bir öküz çöreklenmişti, öyle uyandım. Kalktım. Kahvemi yaptım. Romanımı alıp parka bakan balkon kapısının önüne yerleştim. Öküz yüreğimden kalkmadı. Oysa günün ev sevdiğim saatleri. Bey’i kaldırdım. Yogamı yaptım. Kahvaltı ettim. Ben biraz çıkayım dedim. Little Tree and Books, biliyorsunuz Atina’daki en sevdiğim kahvem. Oraya giderim, dedim. Orada yazarım. Sonra bir tutukluk geldi üzerime. Yorgunluk. Little Tree bizim evden 5 km uzakta. Eskiden, bisikleti metroya atar, trafikli ana caddeleri metroyla geçer, Akropolis’in yeşil, şirin sokalarını bisikletle aşardım. Henüz metrolara binmiyoruz. 5 km yol gidecek güç var mı bacaklarda? Yok. Pazar günü bisikletle Filopapou tepesine çıktım. (Fotoğraf oradan) Büyükada’daki çamlar gibi yüksek bir tepeye kurulmuş, harika bir park. Öye bir hamlamışım ki, bugün (salı) hala bacaklar, omuzlar ağrıyor. Hayır, Little Tree’ye pedal çevirecek derman yoktu bacaklarımda ama başka bir derdim daha vardı.

O da şu: Karantina günlerini ben sakin geçirdim. Yardımcımız yoktu. MS hastası eşime tek başıma baktım. Sabahları yataktaki yatay pozisyonundan bağdaş kurarak oturtmayla başlayıp, gece yine bağdaştan yataya geçirmeye kadar giden ayrıntılı ve zorlu bir bakım bu. Dışarıdan yemek sipariş etmediğimiz için her gün yemek pişirdim. Mutfağı topladım. Çamaşırları yıkadım. Astım. Askıdan aldım. Eşimi yıkadım. Kendimi yıkadım. Kedi tuvaletini temizledim. Biliyorsunuz işte. Domestik haller. Tüm bu ev işinin beni yıpratacağını düşünürdüm, haftada bir kaç gün bugünkü gibi yüreğime öküz oturmuş gibi bir ağırlıkla uyanacağımı tahmin ederdim. Hiç biri olmadı. Evet, herkes kadar benim de dikkatim dağınıktı. Bir işe odaklanmak zordu ama 24 dakikalık gati yöntemini kullanarak okudum da, yazdım da, derslerimi de verdim. Hatta okurlarımla Zoom üzerinden buluşup onlara kitaplarımdan parçaları yüksek sesle bile okudum, hâlâ da okuyorum.

Genel olarak huzurum yerindeydi. Bir defa bile Yaz Sıcağı  kitabımın okurlar tarafından en çok paylaşılan cümlesi olan “evlilik insanı daracık bir nüshasına hapsediyor,” cümlesini aklıma getirdim. Daracık nüshamda değildim çünkü. Tam kapasite olmasa bile tama yakın kapasitede hayata sarılıyordum.

Bu sabah bu cümle ilk defa aklıma geldi. Yaz Sıcağı’nın anlatıcısı Melike’nin annesinin Melike’ye söylediği: Evlilik, insanı daracık bir nüshasına hapsediyor.

İlk defa bugün, dışarısı ihtimali belirdiği için içerisi beni darladı! Bugüne kadar bir Zen rahibesi anlayışı içinde gördüğüm ev işleri, dışarı çıkmamı geciktiren iğrenç uğraşlara dönüştü. Bey, ofisimin kapılarını açtığımda beni bekleyen, son yazdığım bölümü anlattığım, yüksek sesle Raymond Carver öyküleri okuduğum dosttan, benden devamlı hizmet bekleyen kocaya dönüştü. Kediler bile her zamankinden çok mızmızlandılar kapalı balkon kapıları yüzünden.

Görüyor musunuz kahvelerin açılması nelere maloldu?

Neden oldu? Çünkü anında ben, orada, dışarıda, o kahvede, o diğer varoluş alanında başka bir olacağıma inandım. Daha tam. Daha mutlu. Daha üretken. Daha özgür. Daha kendi gibi!

Oysa daha iki gün önce, evdeki yazıhanemin kapalı kapıları ardında, tam da o kişiydim.

Orada bir başka ben yok dışarıda. Tüm ev işlerinin ortasında dahi bulabildiğim merkez, hâlâ içimde, hâlâ içeride. Bunu hatırlamalıyım. Tamlığı bir başka yerde aramaya meyilli zihnimi dizginlemeli, merkeze doğru gemlemeliyim. Yoksa hep bir başka hayatı hayal edecek o, tamama ermek için.

Parka gittim. Bir banka oturdum. Karşıma  Rus bir anne ile iki çocuğu oturdular. Kız 9-10 yaşlarında, oğlan 12-13. Anne telefondna müzik açtı. Avaz avaz, Yunan rap. Ben pis pis baktım. Kitap okuyordum. Çocuklar annenin karşına geçip dans ettikler. Birbirlerini kovalayıp bağrıştılar. Yüksek sesle konuştular. Güldüler. Bir daha dans ettiler. Müziğin sesini açtılar. ANne çocukları videoya çekti.

Yağmur başladı. Hep beraber kalktık. Zakkumlar açmış. Sunağıma koyarım diye bir tane kopardım. Rus aile yanımda bitiverdi. Oğlan bana koca bir buket pembe zakkum uzattı. Anne elindeki torbadan bir demet beyaz zakkum çıkardı. Küçük kız onu da elime tutuşturdu. Önümde eğildiler. Oğlanın başında şık bir şapka vardı. Onu çıkartarak beni selamladı. Hepsi birden gülümsüyordu. Küçük kızın omzuna dokundum. Teşekkür ettim.

Eve döndüm.

 

Korona Günlerinden Çıkış” için 4 yorum

  1. Harika bu dünyadaki rolünü iyi bilen iyi oynayan insanlara saygım sonsuz..

    26 May 2020 Sal 15:33 tarihinde İnsanlık Hâli şunu yazdı:

    > Kalemtıraş posted: “Sevgili Okurlar, 25 Mayıs 2020 Pazartesi itibarı ile > Atina’da kahvelerin açılmasıyla benim için karantina bitti. Çünkü neydi? > Zaten büyük bir kısmını evde geçirdiğim hayatımdaki tek fark sabahki yoga > ve ev işlerini bitirdikten sonra çıktığım kahve gezmel” >

  2. Bazen sorumluluklarımızdan kaçmak istemek de hayata dahil sanki. Hatta bu isteğimizden dolayı suçluluk duymak da.
    Belki evde kapalı hayatlarımız da birer “daracık nüsha” idi sadece. Ama şimdi yavaş yavaş bu daracık alandan çıkarken hiç genişlemedi o darlık. Ferahlamadı.
    Dışımızda değil, içimizde söylediğiniz gibi o “daracık nüsha” hissi.
    Öyle bir darlıyor ki hatta, gerçek hediyelerini göremiyoruz hayatın. Oysa zakkumlar uzatılıyor “pis pis bakıp durduğumuz” her bir yandan..
    Ne güzel yazı olmuş bu, matruşka bebeği gibi kat kat

  3. Defne Hanım merhaba,”Hepimiz emanet bir zamanda yaşıyoruz sevgilim. Ve hiçbirimiz sonun süratle yaklaştığının farkında değiliz. Mesut senelere” Emanet Zamanını okuyorum. Bu cümle yüreğime işledi. Kaleminize sağlık. Teşekkürler Samsung Galaxy akıllı telefonumdan gönderildi.

    1. Tüm kitabı yazmama sebebiyet veren cümle budur! Ne iyi yakalamışsınız. Biricik Emanet Zaman’ımın sizin gibi edebiyattan ve kutgudan anlayan insanlar tarafından okunması benim nasıl sevindiriyor bilemezsiniz… 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s