Sesimi Duyan Var mı?

Ben bir yoga hocasıyım. İşim yoganın eğlence için, rahatlama, güzelleşmek, gençleşmek, canlanmak için pazarlandığı, sirk cambazlığına dönüştüğü bir dünyada bir avuç insana yogayı ciddiye almayı öğretmek.

Ama bu yazı bir yoga yazısı değil. Yoga zaten üzerinde fazla yazılması, çizilmesi gereken bir öğreti değil. Öğrencinin yüreğine hocası tarafında aktarılan bir uyanış bilgisi.

O kadar.

Bu satırları yazdığım günlerde hocamın rehberliğinde bir eğitimden geçiyorum. Yılda iki defa tekrarladığım bu eğitimlerde evimden, eşimden, işimden, günlük hayatın rutininden uzağa bir adım atmam gerekiyor. On günlüğüne yeni bir şehirde, yeni bir evde, yeni bir hayata başlıyorum. Eğitimlerimizin dünya coğrafyası üzerindeki yeri durmadan değiştiği için her seferinde yeni bir diyar karşılıyor beni.

Şimdi de işte yeni bir diyardayım. Her mevsimi ilkbahar serinliğinde yaşayan bir diyar. Körfezden gelen okyanus kokulu rüzgârları evimin kokusunu getiriyor burnuma.

Evimin adresi yok, kokusu var.

Alışageldiğimiz rutinden uzak geçen bu süre içinde içimize dönmemiz bekleniyor bizden. Eğitimin önemli bir parçası bu. Yüzleşmemek için bin dereden su getirdiğimiz gölgelerimiz, günlük meşguliyetlerimiz aradan çekilince birer birer su yüzüne çıkıyor. Sabah ve akşam derslerinde o gölgelerin içinden geçiyoruz ışığa varmak için.

Hayat sakinleşip zihnimin arka sıralarında oturan düşünceler, duygular nihayet kendilerini ifade etme imkânına kavuştuklarında hep aynı şey oluyor: Dünyanın nasıl berbat bir yer olduğunu hatırlıyorum. İnsanların birbirlerinden ve bu âlemden kopuk halleri iliklerimi donduruyor.

Korkuyorum. Üşüyorum. Üzülüyorum. Bunalıyorum. Utanıyorum.

İnsan ötekinin kendinden olduğunu göremez iken,  hâkim güçler eliyle çizilmiş sınırlara, tarih adına uydurulmuş yalanlara, zenginler tarafından sınıflandırılmış katmanlara dayanarak birini diğerinden kayırırken, dünyanın hali bu iken benim benden özgürleşmem neye yarar?

Diye düşünüyorum.

Dünyanın akarsuları birer birer şirketlere satılmış, daha anaokulunda iken ismini öğrendiğimiz barajların ülkemiz için önemi kafamıza kakılmış, Devlet-Şirket ortaklığına karşı ayaklanan insanlar Londra’dan Şam’a, İstanbul’dan Şırnak’a, NewDelhi’den NewYork’a kadar her yerde ‘’vatan haini’’ olarak tutuklanırken ben ve öğrencilerim bağımdaşlıktan bağımsızlaşmışız neye yarar?

Diye düşünüyorum.

Dünya yüzündeki bir avuç insan son on yıl içinde olup bitene uyandı. Harekete geçenler avlandı. Avlanıyor. Uyanmayanların uykularının derinleşmesi için daha sıkı önlemler alındı. Korku spreyleri havaya bir güzel sıkıldı, ekonomik kriz ile korku havadan karaya geçti.

Herkes daha çok çalışmak zorunda artık. Çünkü az çalışanı işinden atarlar. Sizden daha çok çalışmaya hazır bir işsiz daima bulunur çünkü. Çok çalışmanız lazım. Yoksa aç kalırsınız. Sahiden mi? Tamam belki aç kalmazsınız da… Eh tabii başka ihtiyaçlarınız var… Çocuklarınız var. Ha, evet çocuklar… Onlardan yapın, üç tane olsun en az. Üç çocuklu orta sınıf ailelerin ihtiyaçları hiç bitmez. Biterse biz yenilerini yaratırız. Kredi kartınızın limitini arttırdık ki RAHAT RAHAT ALIŞVERİŞ edin.

Başka bir arzunuz?

Ha, evet, teröristlerden de temizleyeceğiz dünyayı. Az kaldı. Siz de bize yardımcı olun ama bu arada. İşbirliğiniz mühim. Beraber başarabiliriz.  Ayakkabılarınız şu kutuya, bilgisayarlarınızı çantadan dışarı alalım,  likitlerinizi de şöyle boşaltalım, yerine panik, nefret, vatan, millet dolduracağız.

Bu seslere kulağınızı tıkarsanız şu soruyu duyarsınız:

İhtiyaçlarıma gerçekten ne kadar ihtiyacım var mı?

Belki sizin yok ama tarihin en tıkırında işleyen döneminde Sistem’in sizin ihtiyaçlarınıza ihtiyacı var. Tüketmeyene para yok. Ona göre.

Tüketmeyene yardım da yok bu arada. Tüketme kapasitesi düşük toplulukların yaşam değeri de düşük oluyor. Basit bir matematik hesabı yapılıyor. Kurtarmalık değerleri var mı? Yoksa şansa bak, dünya başlarına yıkılmışken kalsınlar orada. İşler tıkırında. Medya’cım sen bizi meşru kıl insanların gözünde. Temel zaten hazır, insanı insana düşürdük biz. Sen bir haber geç yeter. Diziden önceye denk getir yalnız. Komşunun tatlı kızıyla babacan yüzlü sohbet etsinler. Kimin neyi hak ettiği konusu herkesin kafasında  iyice bir netleşsin.

Korkuyorum. Üşüyorum. Üzülüyorum. Bunalıyorum. Utanıyorum.

ÇOK KIZIYORUM!

Sadece Türkiye’nin hikâyesi değil bu anlattığım. Bütün dünyanın hikâyesi. Ve koştururken bir dersten diğerine, çamaşırdan bulaşığa, ana yemekten tatlıya unutuyorum ben bu hikâyeyi. Herkes gibi ben de uyurgezer yaşıyorum günümü. İhtiyaç sandığım şeyleri satın alıyorum. Bir reklamdan beynim yıkanmış, farkında bile değilim.

Bakar kör gezerek geçirdiğim her gün, her an dünyanın bu berbat haline katkı sağlıyor.

Hocamın rehberliğinde çalıştığım dönemlerde ise gözlerimi bakar-kör eden o gölgelerden arındırıp da dünyanın halini görür olduğumda neden yoga yaptığımı da hatırlıyorum.

Çünkü hocamın bireysel özgürlüğü bizim özgürlüğümüze dönüşüyor. Yanılsamalardan, kendini kandırmacadan, pis oyunlardan, ayrımcılıktan sıyrılmak bireysel özgürleşmeden önce olmuyor.

Benim özgürlüğüm suya atılan bir taşın etrafındaki halkalar gibi kendi öğrencilerime yayılıyor. Oradan onların öğrecilerine…
Hocamın su gibi hareketlerinde rüzgâr gibi esen o özgür cana bakarken neden yaşadığımı hatırlıyorum:

Uyanmak için.

Uyandırmak için.

Dünyanın hali böyle olsa bile değil,

Dünyanın hali böyle olduğu için yoga yapmalıyım.

Sesimi duyan var mı?

 

Bu yazı Türkçe Yazılar, Yoga içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Sesimi Duyan Var mı? için 6 cevap

  1. defne dedi ki:

    Sesinizi duyuyorum. Benim de iç sesim bana aynı şeyleri söylüyor çünkü. Çalış ki harca… Daha fazla çalış, daha fazla harca… Bu bir sarmal.Bizi, insanlığı ve sonunda dünyayı tüketeceğinden emin olduğum bir sarmal. Sarmalın içinde olduğumuzun farkındayım ama ‘modern’ dünyanın bu korkunç sarmalından nasıl kurtulabileceğimiz hakkında çok bir fikrim yok.Dayatılmış hayatları ve sürekli körüklenen tüketim alışkanlıklarını nasıl kıracağız? Belki de öncelikle bunların farkında olarak…

  2. Özgür Turan dedi ki:

    Sevgili Defne,
    10 yılı geçti yoga yapıyorum, geçtiğimiz yıl da eğitmen oldum. Fakat aynen senin çok güzel ifade ettiğin gibi yoganın sirk cambazlığına dönüştüğü bir ortamda yoga yapmaya ve yaptırmaya çabalıyorum. Zaman zaman geri çekiliyorum zaman zaman tam da içine giriyorum. Ama bildiğim tek birşey var ki içimde yoga hep devam ediyor. Dünya da hal böyle iken ne yapabiliriz ki?
    Sevgiyle..

  3. Azadeh dedi ki:

    sesinizi duyan var hocam!

  4. isimsiz dedi ki:

    var…. taaaa derinlerden

  5. Anonim dedi ki:

    var Defne Hocam…

  6. m dedi ki:

    Çaresizlik içinde dinliyorum.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s