Karnımda bir Yumru (Kıbrıs Günlükleri 3)

Dün akşam erkenden uyumuşum. Çok, çok, çok erken. (Şu uyku aşkımı aşamadım gitti) Yedi buçukta en derin uykuma dalmıştım. Size de dünü yazamadım bu sebeple. Oysa akşamları yazıp sabahları basıyordum. Şimdi ertesi sabah. (4 Kasım 2016) On saat uyumuşum. Kendime gelmek için kahvemi içerken haberlere göz gezdirdim ve ülkemin vahim hali yumruk gibi mideme oturdu. Ben ilk iş yerim Cumhuriyet gazetesi ve on altı yaşımdan beri yüreklendiren, elimden tutan Aydın (Engin) Abim ile diğer yazar, çizer, gazeteci dostlarımın, hocalarımın göz altına alınmasının yasını tutarken aralarında Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu on bir HDP’linin göz altına alındığını okudum. Boğazım düğümlendi. Korku karnımda yaşattığım bir yılan gibi başını kaldırıp tısladı.

img_0547Sadece ülkeyi değil, tüm dünyayı düşündüm. İnandığım değerlerin, özgürlüğün, erdemin, adaletin, eşitliğin ve vicdanın yüceltildiği bir yer kaldı mı diye. Kötülüğün bu kadar rahat, bu kadar bas bas bağırarak ifade edildiği, arkasına geçilip de sırıtıldığı başka tarih dönemleri olmuş mudu acaba? Olmuştur, muhakkak olmuştur. İnsan özünde iyilik kadar da kötülüğün de tohumunu taşır. Ve tarih bu tohumun filizlenmesi için çeşit çeşit ortam yaratmıştır bu güne kadar. Bugünün farkı insanların bu kötülüklerden haberdar olması, kitleler halinde kötülüğü seyretmemiz, alışmamız, kanal değiştirir gibi dikkatimizi başka bir alan çevirip, karnımızda yaşayan korku yılanını beslememiz.

İnsan olarak, yazar olarak, öğretmen olarak kötülüğe, adaletsizliğe, vicdansızlığa karşı tavır almak istiyorum. Bunu üstelik insanlık görevim olarak görüyorum. Ama neyi, nasıl yapacağımı da bilmiyorum aslında. Çocukluğumdan beri yaptığım tek şeyi yapıyorum o yüzden: İçimden fışkıran cümleleri size gönderiyorum. Hep beraber, temas halinde kalarak inandığımız değerlerin (yüceltilmesinden geçtim) korunduğu, hayır ondan da geçtim, tanındığı bir dünya yaratabileceğime inanıyorum. Geçende bir yerde ümit ile ilgili bir yazı okumuştum. Korkunun karşısına koyacağımız şey cesaret değil, ümittir diyordu. (Utanarak söylüyorum ki kimin yazdığını hatırlamıyorum. Sanırım Bavul dergisinde okudum. Eve gidince bakıp yazacağım.)

Bu sabah ülkemin (ve dünyanın) ağırlığı sırtımda Lokmacı sınır kapısından Lefkoşa’nın kuzeyine geçtim. İnsanın derdi ülkesi olunca, tuhaf bir şekilde aynı dili konuşan, aynı gazeteyi okumuş ve kederlenmiş insanların arasında olmak istiyor.  Onlarla hiç konuşmasa bile… Ya da bilmem bana iyi geliyor. Büyük Han’a girdim. Büyük han 1572 ylında yapılmış, adı üzerinde kocaman bir han. Avluyu çepeçevre dükkanlar, lokantalar çevreliyor. Sessiz, sakin, huzur dolu bir avlu. Güneş altına atılmış masalara yayılmış emekli erkekler topluluğu burada da var ama benimle ilgilenmiyorlar. İyi. Bugün hiç de cilveli, neşeli havamda değilim. Bir masaya yerleştim. Yanımda getirdiğim (glutensiz) ekmeklerimi kemirirken kaç gündür ilk defa bir Türk çayı içtim. (oh!)

Dünkü planımda Troodos dağlarına gitmek vardı. Orada bir köy kestirmiştim gözüme haritadan. O köyde geçen bölümler yazmıştım. Şimdi gidip bir de gerçeğini göreyim diyordum. Gözümü karartıp bir araba kiralama şirketine gittim. Direksiyon sağda, trafik solda tamam ama nelere alıştık, buna mı alışamayacağız?

Alışamayacakmışız. Yok. En az üç günlük kiralanıyormuş arabalar. Eh bana sadece bugün lazım. Akşama getireceğim. Cık. Yahu elinizde sıra sıra araba var, pencereden görüyorum, bir tane verin, hem siz kâr edin, hem ben dağlara taksiyle çıkmayayım. Cık. İyi tamam. Cıksa cık. Çıktım. İKi adım attım, baktım bir garajdayım. Garaj derken otobüs garajı. Otogar. Eskiden garaj derdik. Bu da tıpkı eskisi gibi. Dizi dizi otobüsler, öyle modern fısfıs kapılı da değil, otogara  garaj dediğimiz zamanlardan kalma otobüsler. Bilet gişesine gittim. Bal dudaklı bir çocukcağız, lafa merhaba yerine “ne kadar güzelsiniz” ile başladı. (Gençken ne kadar kızardım oysa lafa böyle girenlere, hemen dikleşir, sinirli sinirli mesafe koyardım. Şimdi ise ciğerimi ye canım.)

Bal dudaklıya gitmek istediğim köyün adını söyledim. O da bana dört dakika sonra kalkacakimg_0542 olan otobüsün yerini gösterdi. Yaşlı teyzeler, ellerinde sepetleri. Herkes birbirini tanıyor. Otobüs değil pazar yeri mübarek. Pazar yeri değil dolmuş. Her durakta durduk. Kolu sepetli teyzelerin biri bindi, biri indi. Benim köye varmam iki saati aldı. Kurt gibi acıkmışım. Tek lokantaya girip koca bir alabalık ve masalarda gördüğüm börülce salatasından sipariş ettim. Köy Troodos bölgesinde dağların eteklerine kurulmuştu. Yemyeşildi. Hava serin ve temizdi. Yamaçlardan şırıl şırış su akıyordu. Daracık, kocaman parke taşlarıyla döşenmiş sokaklarında gezindim. Kimisi yıkılmış, unutulmuş, kimisi restore edilmiş ama bir tanesi bile betona, apartmana dönüşmemiş evler arasında gezindim.

Köyün yakınında iki tane Bizans kilisesi olduğunu duymuştum. Kıbrısın renki kiliseleri diye bilinen bu kiliseler grubu çok özel ve çok güzel. Unesco World Heritage listesine dahil edilmişler. Onlardan iki tanesi bu benim köye yakındı. Ama yürüyecek kadar da yakın değildi. İlk geçen arabayı durdurdum. Yol üzerinde olmadığı halde, beni götürüp bıratı sağolsun şoförü. Allah’ın unuttuğu bir dağ tepesinde, yapayalnız ve eşine benzerine rastlamadığım sadelik ve güzellikte bir kiliseydi. Kapanana kadar içinde kaldım. Duvarlara, tavana, kolonlara, kapılara çizilmiş hikayeleri seyrettim. Anlatan ile dinleyen arasındaki o zaman bilmez telepatik ağın kurulduğunu hissettim.

Dönüşte otostop çektim. Japon bir çift durdular. Kiralık şahane arabalarıyla Lefkoşa’ya getirdiler beni. Onlar da sadece dört günlüğüne gelmişler. Ta Japonya’dan Kıbırs’a… İnsan isteyince neler neler yapıyor!

Dağ havası mı artık nedir, çarpmış beni. Başta dediğim gibi erkenden yatıp uyudum. Sonrasını işte biliyorsunuz.

Yine yazacağım.

Yazınca sizinle buluşuyorum.

Yazınca kendime geliyorum.

Sevgiler..

img_0549

Bu yazı Türkçe Yazılar içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to Karnımda bir Yumru (Kıbrıs Günlükleri 3)

  1. benden bizden dedi ki:

    Siz hep yazın emi!

  2. Anonim dedi ki:

    Bayılıyorum yazılarınıza!

  3. Ayda Talas dedi ki:

    Elime sağlık canım😘

  4. Anonim dedi ki:

    Ne kadar iyi geliyor sizi okumak..

  5. Hayguhi Parunyan dedi ki:

    Sevgili Defne
    Yazılarını devamlı facebook sayfama ekliyorum
    Güzel insan yolun açık olsun
    Kucak dolusu sevgiler

  6. ozgurzeytin dedi ki:

    Ben de senin yazılarını okuyunca aynı güzel hislerle doluyorum. Kitabı sabırsızlıkla bekliyorum. Çok özlemişim, sevgiler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s