Korona Günlerinde Keder

Kütüphane önü
Edebiyat miras aldığımız bir okyanus…  (Foto: Gözde Zengin)

#atinagünlükleri6

Merhaba,

Bugün hiç keyfim yok. Dün duşta kulağıma su kaçtı ve sol kulağım tıkandı. Dünden beri başımı kuşatan basınç tüm enerjimi emiyor. Dün akşam 44 kişilik temeller sınıfımla zoom’da buluştuk. Bu sabah da 3. Sınıflara yine zoom üzerinden kısa bir seri yaptırdım. Gün doğmadan hemen önce bilgisayarı salona, parka bakan pencerenin önüne yerleştirdim, gökyüzü ağarırken biz de ağır ağır vücutlarımızın içine yerleştik, uzayın farklı noktalarında olsak da zamanın aynı noktasında yan yana durduk. Bittiğinde bir çok öğrenci sanki aynı odada gibiydik, dediler. Ben de öyle hissettim. Ders verirken ben benden çıktığım için olsa gerek kulağımı hissetmiyordum. Yoga bitip de bilgisayarlar kapanınca kulağım zonklamaya başladı. Keyfim kaçtı.

O saatten beri de sol kulağımın içinde bir kütle oturuyor. Bir türlü hiç bir şeye konstantre olamıyorum. Oysa yapacak o kadar çok işim var ki, inanamıyorum… Hani dinlenip, içimizi dinleyeceğimiz bir zamandı bu, hepimiz evimizde oturuyorduk? Neşeli, enerjik günlerimde heves edip planladığım etkinlikler, a, muhakkak yaparım, yazarım, tercüme ederim tabii dediğim yazılar, yanıtsız bıraktığım onlarca email üzerime üzerime geliyor böyle günlerde. Böyle günlerin eşini benzerini görmedik gerçi ya, işte anladınız. Keyifsiz günlerde. Başka zaman olsa çıkar parkta bir yürürdüm. Günlerdir evde oturuyoruz. Balkona bile iki defa çıktım. Sanırım bu tutsaklık da bastı artık.

Ama diyelim ki evden çıkamayacağız. Diyelim ki sokağa kısıtlı çıkma düzenlemesi geldi… Böyle bir düzenlemenin gelmesine gerek yok zaten, akıllı virüs dokunduğumuz her cisimde yaşama beceresini geliştirdiğine göre pabucumuzun dokunduğu asfalttan tutun, bakkalın zeytinyağını koyduğu poşete, manavın tezgahından alıp kesekağıdına koyduğumzu domatese kadar dışarı çıktığımızda etrafımızı saran tüm nesneler tehtit unsuru oluşturuyor. Ben bugün koşa koşa manava gittim. Of, hava da ne kadar güzel. Pırıl pırıl bahar! Aklım gitti. Arabasız sokaklarda yeşillerin rengi parlamış, gökyüzü bile daha mavi. Sokakta iki adım atınca kulağım açıldı bu arada. Sonra eve gelince tıkandı yine. Anahtarı yıkadım, kıyafetlerimi çıkartıp yıkadım, eldivenlerimi atıp ellerimi yıkadım. Bizim Bey hasssaslar grubuna giriyor. Hiç risk almamızın alemi yok.

Bu sabah Avusturalya’da yaşayan hocalarımızdan email geldi. Hem İstanbul’daki workshoplarını hem de Yunanistan’ın Paros adasındaki kurslarını iptal ediyorlar. Bunu bekliyorduk zaten. Çok üzülmedim. Hatta biraz rahatladım. Çünkü her şeye rağmen geliyoruz deselerdi, ben İstanbul’a nasıl gelecektim? Sınırlar hep kapalı. Artık Bey’e bakan bir bakıcımız da yok. Onu da 68 yaşındaki annesine bırakamayacağıma göre…

Bu keyifsiz günlerde, yapmam gerekenler üstüme üstüme gelir ve gerçek su yüzüne çıkarken (bu karantina, bu yaşam aylarca sürebilir) tek bir şey yapmayı deniyorum. En sevdiğim şeyi. Size yazmayı mesela… Üstelik güler yüzümü görmeyi, umut veren yazılarımı okumayı ne kadar sevdiğinizi yazdığınız halde size keyifsiz yüzümü göstermek pahasına… Güç günlerden geçiyoruz. Paniğe kapılmayalın tamam. Tüketim manyağı da olmayalım. O da tamam. Ama canımzı sıkılıyorsa, korkuyorsa, kaygılıysak bu duyguları da kucaklayalım. Çok geçerli bir sebebimiz var. Hem de tarihte ilk defa derdimizi tüm insanlık ile paylaşıyoruz. Çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacağımız zamanlar… Korona günleri.

Keyfiniz yoksa, üzüntüyü, kederi, hüznü, kaygıyı kucaklayın. Aslında bunlar da paniğin dalgasına karşı kullanabileceğimiz duygular. Panik kafadadır. Bahsettiğim bu diğer duygular ise vücudun farklı yerlerinde. Onları kontrol edemeyiz ama tanıyıp, selamlayabiliriz. Ben de öyle yapıyorm. Bir yandan parmaklarım size yazarken, diğer yandan da göğüs kafesimi sıkıştırıp duran sıkıntıyı selamlıyorum. Amacım onu geçirmek değil. Onu anlamak da değil. Sadece tanımak, selamlamak, hissetmek…

Bir bilinmezin ortasındayız. Tek bildiğim şey hiç bir şey bilmediğimdir, deriz ya, tam oradayız işte. Bu sözü birebir tecrübe ettiğimiz bir şimdiki zaman. Bazıları neden böyle oldu diye düşünüyordur. Bazıları ise yanıtları buldular bile: işte insanlığın yavaşlaması için bir fırsat, tabiatı hunharca yok edersek olacağı bu vs vs. Büyük resmi anlatan videolar, yazılar şimdiden telefondan telefona geçiyor. Yaşadığımız şeye anlam verme ihiyacımız o kadar büyük ki, içinde geçtiğimiz insanlık halini gözlemek üzere bile durmuyoruz. Anlama açlığınızı bir kenara koyun. Bu, neden şimdi, bizim başımıza geldi? Bilmiyoruz.

Tek bildiğimiz de bu…

İnsanevladı, dinlen. Kitabını oku. Gökyüzüne bak. Müzik dinle. Atalarımız, analarımız güzelliği, anlamı, tüm halleri sanata, müziğe, edebiyata aktardılar. Biraz onlara kulak verelim. Sonra belki bizim de medeniyete ekleyecek bir damlamız vardır. Duralım, bakalım. İnsan planlar yaparken Tanrı(lar) güler imiş… Onlar gülsünler, biz biraz uzanalım.

(Bu sözleri dinleyen bir insanevladı olarak çekiliyorum…)

Yarın görüşürüz.!

 

 

fullsizeoutput_453e
İnsanevladı dinlen!

Korona Günlerinde Keder” için 4 yorum

    1. Merhaba! Takipten sizin ayrılmanız gerekiyor sanırım. Ben özellikle kimseye göndermiyorum yazıları. Takibi bıraktığınızda emailler de kesilecektir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s