Shadow Yoga

Foto: Rebekka Haas

Bu sabah kapıyı çektim çıktığımda bir de ne göreyim? Çantam boynumda asılı değil. Hemen kapının tokmağına asıldım. Açılmadı tabii. İçeriden kilitlemiştim çıkmadan. Binanın etrafında bir tur atıp balkon kapısına geldim. O da kilitli. Arabaya yürüdüm. Onun da kapıları kilitli. Üzerimde yeşil paltom, başımda berem, boynumda atkım, arabanın yanında öylece kalakaldım. Elimde ne evin, ne arabanın anahtarı, ne de bisiklet kilidinin anahtarı var. Param, cep telefonum ve otobüs biletlerim evin içindeki çantamın içinde. Saat sabahın altısı. Yağmur kara geceye bastırıyor da bastıyor. Dersim on beş dakikaya başlayacak. Ne yapmalı?

Başladım yürümeye tabii. Başka ne yapacağım? Çantanın içinde kalıp elimden kaçanlara değil, şu anda elimde avucumda tuttuklarıma odaklanarak yağmur altında vurdum kendimi yokuş yukarı. Başımda berem vardı mesela. Kapının önünde arabaya bineceğim nasıl olsa diye bere takmayabilirdim. Şemsiyesizliğime yanacağıma bereme sevinmeye karar verdim. Ve sonra kalın bir yoga pantolonu giymiştim bugün. Her zaman giydiğim renkli incecik pazar taytlarımdan birini değil de, yogacı erkekler için üretilen kalın kumaş pantolumla çıkmıştım dışarı. Bu da şükredilmesi gereken bir durumdu. Şaşkınlığıma küfretmeyi bırakıp, sahip olduklarıma şükrettim.

Durakta şöyle bir durakladım ve acaba beni biletsiz halimle otobüsüne alacak vicdanlı bir şoföre denk gelir miyim diye bir bakındım.  Islak, karanlık ve ıssız uzayıp giden Division caddesinin aşağı ucunda otobüs motobüs görünmüyordu. Hocamızın gençlik günlerine denk gelen eski öğrencilerini aklıma getirerek tabana kuvvet verdim. On beş dakika sonra stüdyodaydım.

***

Yoga hocam, sevgili ustam Zhander Remete eskiden bütün öğrencilerine stüdyoya yürüyerek gelmelerini şart koşarmış. Evleri ne kadar uzak olursa olsun arabaya, bisiklete, otobüse binmek yokmuş. O zamanlar on sekiz yaşında olan Emma hocamız, sabah 6’da başlayan ders için evden dört buçukta çıktığını anlatmıştı bana.

“Annemin yüreğine inerdi her sabah, karanlıkta Sydney’in bir ucundan diğerine yürüyor oluşum…Ama ne yapacaksın, emir  yüksek yerden gelmiş! Hepimiz tıpış tıpış yürüyerek geliyorduk stüdyoya.”

Neden böyle bir şart koşuyor Zhander hoca? Öğrencilerine işkence olsun, sözünü geçirsin diye değil herhalde. Kendi gücünü başkalarına yaptırabildikleri ile ölçen bir adam değil Zhander Remete. Kendi gücünün zaten farkında. Öğrenciler onu sözünü dinleseler de kendi gücünden emin, öğrenciler onun arkasında iş çevirseler de öyle. Yani kendisi ile ilgili değil bir şart değil bu sabahları stüdyoya yürüyerek gelme kuralı.  Yogayla, yoga öğrencisi olmakla ilgili bir kural.

Zhander Hoca, Shadow Yoga kitabının giriş bölümünde anlatıyor bu şartın altında yatan mantığı. İnsan tabiatı itibarı ile heryere yürüyerek giden -gitmesi icab eden- bir canlı. Bedenin enerjisi insanın hergün düzenli olarak bir yerden bir yere yürüyeceği varsayımına göre düzenlenmiş. Sağlıklı bir enerji akışı, insanın yaradılış prensiplerine uygun bir yaşam sürmesiyle mümkün olabilir.

Bugün yaşadığımız hayatlar ise bedenimizin mükemmel tasarımını devam ettirmek için değil de,  aksine sanki o tasarımı ziyan etmek amacını taşıyor. Bir yerden bir yere giderken yürümeyi tercih etmemek bu ziyan sürecinin bir parçası. Bir diğer ziyan ve zarar ise iskemlede, koltukta oturmaktan geliyor. İnsanın omurgası doğal olarak bedeni taşıyacak güce sahip. Yerde rahatça oturan bir bebeğin sırtını, omuzlarını, başını nasıl da eforsuzca taşıdığına bir bakın. Henüz ziyan edilmemiş mükemmel tasarımın resmini göreceksiniz.  Bebek büyürken sırtını dayasın diye arkasına dayadığımız her iskemle, koltuk, kanepe, sıra onun doğal sırt kaslarından çalacak, ve kendi omurgasını tek başına taşıma yeteneğini elinden alacak. (Daha yirmi yaşına gelmemiş öğrencilerin sırtlarını duvara dayamadan karşımda oturamadıklarını çok gördüm, görüyorum derslerimde. )

Bedeninin tasarımına verdiğimiz zarar ve ziyan bu kadarla da bitmiyor. Bir de tuvalet meselesi var. İnsan adlı canlı türü tasarlanırken, bağırsaklarının düzenli boşaltılması için bir tek pozisyon belirlenmiş. Çökmek. Insan ancak çöktüğü zaman sindirim sisteminin bütün organları posayı atmak üzere hazırlanıyor ve  ancak o zaman aşağı doğru akan enerji (apana) hareketleniyor. Bunu da aslında hepimiz içgüdüsel olarak biliyoruz. Peki kaçımız bugün rahatça çökebiliyoruz? Ayurveda hastalıkların yüzde doksanının eleme (tasviye) bozukluğundan kaynaklandığını söyler. Bağırsaklarımız oturarak değil çökerek boşaltılmak üzere tasarlanmış bir mekanima ile çalışırken biz çökemiyorsak, doğal tasviye sistemimizden verim nasıl bekleyebiliriz? (İnsanın oturarak tuvalete gitmesi, kedinin dört ayak üzerinde tuvalete gitmeye çalışması gibi bir şey.)

Zhander Remete, yarattığı Shadow Yoga sistemini, ziyan ettiğimiz ve hatta bazen zarar verdiğimiz mükemmel tasarımımızı yeniden kazanma prensibi üzerine kurmuş. İşte bu yüzden yürümekle başlasın günümüz demiş.

Ben bugün yürüdüm. Stüdyoya vardığımda, kafamın içi tertemiz, ciğerlerim açık, bedenim sıcacıktı.

Shadow Yoga yazıları devam edecek. Bizden ayrılmayın!