TOKAT gibi ZITLAŞMA

Foto: Konstatine Sparis


İstanbul’a her gelişimde yüzüme tokat gibi çarpan bir şey var: 
İnsanların zıtlaşması. 
Nasıl kanıksanmış, nasıl da alışkanlık haline gelmiş aka kara ile cevap vermek! Günlük hayatın küçük küçük adımlarında, iki laf arasında, hatta hal hatır sormalarda zıtlaşmak sanki iletişimin tabiatı.
 
Tayland’dan döndüğümde, altı aylık bir aradan sonra –ki ilk defa Türkiye’den bu kadar uzun süre ayrı kalıyordum- ne olduğunu anlayamadığım ama tokat etkisini hemen hissettiğim bu zıtlaşma beni ağır bir bunalıma sürüklemişti. Sonraki yıllarda da her yurda dönüşümde aynı bunalıma düşmem, ayrı iken unuttuğum zıtlaşma alışkanlığının karşıma dikilivermesinden biraz da.
 
Daha pasaport kontrolünde huzursuzluk başlıyor. Çifte pasaport halini sanki suçmuş gibi hissettiren bir görevli, ardından bagaj arabasını serbest bıraktıracak bozuk paramın cebimde bulunmayışını yadırgayan bir diğeri…
 
Evde bir başka hikaye. Yüzün sarı, saçın beyaz, kaburgaların ortada. İşte makarna-ekmek yemezsen böyle olur. Bir de etsizlik. Herkes beslenme uzmanı. O saatte kalkacaksın, bu saatte yatacaksın? 
 
Yahu bırakın halime.
 
Eskiden yurda döndüm diye bunalıma girdiğimde, halden anlayan  eş dost derdi ki, “takma kafana, onlar seni sevdiklerinden öyle diyorlar”. Ben artık buna pek de inanmıyorum. Herkesin beni sevdiğinden bir şüphem yok ama ettikleri laflar o sevgiden değil, illet olduğum zıtlaşma alışkanlığından. Ve daha acıklısı biliyorum ki aslında bütün herkes iletişim kurmaya çalışıyor. Maalesef çoğunluğun alışık olduğu iletişim tarzı zıtlaşmak, polemiğe girmek, tartışma ortamı yaratmak ülkemizde. (Örnekler için hemen televizyonunuzu açabilirsiniz, ben daha cesaret edemedim.) 
 
Yanımda Yunanlı bir damat gezdirince şimdi, insanların zıtlaşma üzerinden kurmaya çalıştıkları iletişimi daha bir net gözlemleyebiliyorum. Nişantaşında ben arabayı park ederken, Konstantin beni City’s alışveriş merkezinin önünde bekliyor. City’s valelerinden biri o arada yaklaşıp ‘nerelisin birader’ muhabbetine giriyor. Yunanistan’ı duyar duymaz, vale, bilmediği ingilizcesi ile nasıl yapıyorsa yapıyor Kokia’ya ‘’bitti oğlum, bitti Yunanistan, beş yıla kalmaz senin ülke kaput’’ demeyi beceriyor.
 
Diyebilirsiniz ki aman işte şanssızlık, ona da böylesi denk gelmiş. Yakın arkadaşlarımı eşim ile tanıştırdığımda, ilk espri olarak ‘’Ege adaları bizim haa’’ diye lafa girenler var. Babam bile, tanışmalarının beşinci dakikasında, havaalanından eve giderken arabada Kıbrıs’ın işgalini haklı çıkaracak bir liste sunmuştu Kokia’ya.
 
Yahu bunun sırası mı? Ne gerek var şimdi? Ege adaları arkadaşlarımın,  Kıbrıs sorunu babamın ne kadar umurunda? İki taraf arasında iyi bir ilişki kurulmasından daha mı önemli?
 
Sonra bir de ‘’damat daha hala Türkçe konuşmuyor mu?’’ sorusu var. Yahu size ne? Bana kimse Yunanistan’da ne zaman Rumca konuşacağımı sormuyor. Burada iki lafın biri, “eh öğrensin ama artık”. Sanki bizim bey Türkçe öğrense, Türklere yarayacak. Bu şaka yollu olarak söylense de, şakanın kişisel bir yokluğa işaret etmesi can yakıyor, ne gerek var ki diye düşündürtüyor.
 
Yani neyin varsa o olmasın, neyin yoksa eh artık olsun o ama.
Bekarsan,  aaa evlen ama artık. Evliysen de çocuksuz isen –hele hele bir seçim olarak çocuksuz isen- eh hadi yapın artık bir tane. Yersiz yurtsuz gezgin isen, eh sen de yerleş artık bir yere. Yerine yurduna yerleşmiş ise çık, gez dolaş biraz, pinekleme. Hep verilecek bir zıt cevap var.
 
Üzülerek söylüyorum ki ben böyle bir zıtlaşma pratiğini Türkiye’den başka yerde görmedim. Mağdur kişi kompleksimizden mi, jeopolitik sebeplerden mi ne, tehdit altındayız sanki biz burada hep. Aman defans, aman o vurmadan ben bir tane indireyim. Şakalarımız bile zıtlık temelli. Vallahi dünyanın başka yerlerinde zıtlaşmadan da ilişki kuruyor insanlar. Gülümseyerek, nezaket ile, hoşgörü ile, nasıl cevap yetiştirsem de üste çıksam diye düşünmeden.
 
Bu zıtlaşma alışkanlığımız her geldiğimde vallahi tokat gibi yüzüme çarpıyor.
 
 
Bu yazı Diren İnsanlık, Türkçe Yazılar, Yaşama Dair içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

TOKAT gibi ZITLAŞMA için 13 cevap

  1. Çaglayan dedi ki:

    Kaç yıl geçti NONVIOLENT COMMUNICATION kitabının Türkçesini yayımlayalı. Çok zor ve çok yavaş sattık.Alanlar da herhalde en az ihtiyacı olanlardı. Aslında okullarda ders olsa keşke ŞİDDETSİZ İLETİŞİM. Bir dil çünkü, zaten kelimeler değil mi ruhun aynası? Karşılanmamış ihtiyaçlara bağlar kitabın yazarı piskolog M Rosenberg bu senin zıtlaşma diye pek şahane bir uslupla anlattığın trajikomik durumu.

  2. NAR dedi ki:

    seni ve yazdıklarını çok seviyorum Defne xxx

  3. Defne Suman dedi ki:

    @Çağlayan: Ben de bu yazıyı İnce Şiddet yazısının devamı olarak yayınlamayı düşündüm. Çünkü doğru, bütün zıtlaşmalar şiddet içeren iletişim anlamına geliyor. Tatmin edilmemiş ihtiyaç nedir işte ben de hep onu souyorum, ''ne gerek var şimdi buna''derken. Soruyorum, soracağım da hep! @Nar Ben de sizlerin okumasını ve yorum bırakmanızı çok seviyorum.

  4. Hocam, yazını okurken tüylerim diken diken oldu gerçekten biz böyle yaşıyoruz işte bu cennet ülkede. Herkes, heryerde bir zıtlaşma halinde. Araba kullanırken de (araba kullanmayı bıraktım artık yoksa katil olacağım, boşa gidecek o kadar farkındalık, meditasyon, nefes, an'da olmak, yoga, herşey, hapislerde çürüyeceğim), alışverişte de, vapurda da, her yerde herşeyde. Başkaları hakkında sürekli fikir yürütmek ise zaten toplumca çok normal sayılan bir alışkanlık. Kimin, neyi, ne zaman yapması gerektiğini çok iyi biliyoruz biz, kendimizinkilerden daha fazla. Bana ne başkasının hayatından diyen yok. Her konuda fikrimiz var. Özellikle de yeterince bilgi sahibi olmadığımız konularda. Televizyonu açmamışsın henüz, aman sakın açmaya kalkma, gözlerine inanamazsın. Herşey kocaman bir şaka gibi. Galiba tek çare gülüp geçmek :)Hoşgeldin. İyi ki geldin.SevgiyleBarış

  5. Defne Suman dedi ki:

    @BarışEvet hal budur. Ama bu demek değildir ki değişim imkansız. Kendi tavrımızı ve tepkilerimizi yeniden düzenlemek bizim elimizde ve bence kendi sorumluluğumuz. Zıtlaşmanın karşımızdakinden geldiği kadar bizim kendi tepkimizden de beslendiğini unutmamak gerek. Özellikle bu kültürde büyüyen bizler için zıt gitmek ve duygusal tepki vermek kendimizi rahat hissettiğimiz durumlar. Rahat kaçmadan sen değişirsen, ben değişirsem zıtlıklar en azından kendi hayatlarımızdan çıkacaktır. Hoşbulduk! Yakında görüşmek üzere,Defne

  6. huru dedi ki:

    cok super cok yerinde bir tespit tebrik ediyorum

  7. Neslihan Akman dedi ki:

    ay hic sorma Defne, o kadar iyi anlatmissin ki..ne kadar buyuk avantaj ki senin baska pasaportun var..simdi dondum Istanbul'a, dusunuyorum kara kara nasil ola da bir kopru yaratabilsem Italya ile..

  8. Giz dedi ki:

    O kadar hissettim ki yazdıklarını..yabancı bir koca, Fransızlarla ilgili her türlü ileri geri yorum, hmm Türkçe'de pek bir ilerleme olmamış, doğur, aman yok doğurup napıcaksın, aslında et yememek şuna buna sebep oluyor demeçleri, niye 11de yatıyorsun, sabahın o saatinde kalkıp ne yapıyorsun, deli misin, niye canın içki içmek istemiyor ama çok içerdin sen, ne? fotoğraf kursu mu, bir de bu mu çıktı vs vs vs bitmek tükenmez bilmeyen haddini aşan yorumlar gerçekten bir tek burada var. belki o yüzden hep bir gitmek isteme ve neden döndüm halleri..ne güzel yazmışsın Defne…Sevgilerçok soru soran Gizem 🙂

  9. Çağ Gürle dedi ki:

    Yani neyin varsa o olmasın, neyin yoksa eh artık olsun o ama. =))

  10. tuvish dedi ki:

    karsımızdaki insanlarla zıtlasmadan nasıl iletişim kurabiliriz.. zıtlasmadıgımız halde ( ki bi süre sonra ya bunalıma giiyorsun yada kendini zıtlasırken buluyorsun) karsımızdaki insanlarla nasıl ietisime gecebiliriz bunun yöntemi nedir …..

  11. sumandef dedi ki:

    @Tuvish
    Yukarıdaki yorumlarda bahsi geçen Şiddetsiz İletişim kitabını tavsiye ediyorum. Zıtlaşmadan iletişime geçmek alışmadığımız bir şey. Yeni bir dil öğrenmeye benziyor. O yüzden sabırla, sebatla, tekrarla, pratikle gelişiyor. Ve geliştiğinde de çok zevkli ve yaratıcı bir iletişim olduğunu anlıyorsun. Okumanızı tavisye ederim.

  12. tuvish dedi ki:

    tavsiye için tesekkürederim kitabı okudum..bayag bi sabır ve calısma gerektiricek. sonucta karsımızdaki insanlar yine zıtlasmaya devam edecek yani hep son söz olayı vardır ya son sözü ben dedim ben kazandım yada haklıyım..bende 6 yıldır ist.dan uzaktaydım ne zaman ist.a gelsem senin yasadıklarının aynısını yasardım boguluyordum nasıl ya bu insanlar neden hep inat zıt gidiyor derdim kendimi sadece izlerken buluyordum ..simdi kesin dönüsteyim ist.a..ve korkuyorum…senin kitabında dediğin gibi insanların bize davranıs seklini biz belirliyoruz…farkında yasamak güzel bişey karsındaki bıdı bıdı yaparken sadece izleyici oluyorsun..

  13. Damla dedi ki:

    Ben de muzdaribim zitlasmadan. Ve evet, daha pasaport kontrolunde basliyor. Hep bir hata bulma, hep bir elestirme durumu. Hep benim yaptigim yanlis. Bu o kadar kotu, o kadar bulasici ki, bir sure sonra insan gardini almaya basliyor. Ben bile Istanbul’daki 4. veya 5. gunumde “simdi karsimdaki ne diyecek, ona firsat vermeden ben kendimi savunayim” durumuna geciyorum. O kadar yorucu ve uzucu birsey ki. Nasil degistirilir bu huy bilmiyorum. Onyargisiz beni dinleyen birini buldugumda cok sasiriyorum artik Turkiye’de. Pek nadir oluyor zaten boyle birsey, maalesef.

    “Damat hala ogrenemedi mi Turkce” bizde de var, 18 senedir bikmadan soruyorlar. Damat istese 18 senedir ogrenirdi, degil mi. Demek ki istemiyor. Nokta!

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s