Öğrencim Candeğer Muradoğlu’nun Turkish Times’ın Haziran sayısı için yazdığıTürkiye’de Yoga haberini hazırlarken benimle yaptığı röportajı sunuyorum:

Candeğer:-Yoga Türkiye’de bir Pazar halini alıyorsa, bu pazarı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Defne: -Son on yılda sadece Türkiye’de değil bütün dünyada bir yoga patlaması yaşandı. Sadece yogaya karşı değil, sağlıklı yaşam, organik beslenme, modern psikoloji ve tinselliğe karşı da ilgi son yılllarda katlanarak arttı, artıyor. Doğal olarak farklı yaş grupları ve farklı kesimlerden gelen insanlar yoga ile ilgilenmeye, yoga yapmaya başladılar. Türkiye de bu trendden nasibini alıyor elbette. Popüler yoga, serbest pazar ekonomisi ile birleştiğinde ister istemez bir mala, yoga öğrencisi de tüketiciye dönüştü.

Bu durum yoganın özünün anlaşılmasında çok ciddi sorunlara yol açsa da, bir pazar olarak yoga şu anda Türkiye’de iyi kar getiren ve henüz doymamış bir alan. Bizim buradaki esas sorunumuz ustamız diyeceğimiz hocaların parmakla gösterilecek kadar az olması. Ciddi olarak yoga çalışmak isteyen öğrenciler çoğunlukla ustaları ile buluşmak için yurt dışına gitmek zorunda kalıyorlar. Talep hızla artarken, ustalaşmamış eğitmenlerin elinde yoga pazarı çok kolay sömürülebiliyor.

C-Birçok kişi kendi profesyonel hayatını bir kenara bırakıp yoga hocası olmaya karar veriyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

D-Yogayı hayatlarına entegre eden insanların mevcut işlerini bırakma arzularını anlıyorum. Ben de yogaya sevdalanınca akademik kariyerden vazgeçmiştim. Yoga insanı sahici olan ile buluşturduğu için, kişinin sahiden ne istediğini keşfetmesi ve işinin-eşinin belki de artık onu tatmin etmediğini anlaması öz-keşfin doğal süreçleri olarak karşımıza çıkabiliyor.

Bu süreçte öncelikler de değişiyor. Tatmini nerede bulduğumuz yeniden sorgulanırken, para kazanmak için zaman vermek yerine, serbest zaman yaratmak için daha az para kazanılan işlere, dolayısı ile sade hayatlara yönelenler oluyor. Bazı insanlar yogaya başladıktan sonra kandırmaca üzerine kurulu bir düzene hizmet etmek istemediklerini fark edip, kendilerini ifade edecekleri başka işlere yönelmek isteyebiliyorlar. Bu çok doğal. Ancak bir kaç ay yoga yapıp da mevcut işini yoga hocası olmak üzere bırakan öğrencilere hala şaşırıyorum ben. Değişme arzusu başgösterdiğinde ilk önce dış etkenlerin değişmesi gerektiğine inanıyor insanlar. ”İşim, evim, yaşadığım şehir değişsin, ben de değişirim o zaman”, diye düşünüyorlar galiba. Ve neden bilmiyorum ama yoga hocasına dönüşmek kolay bir iş zannediyorlar. 10 günlük yoga hocalık eğitimleri sunan yoga pazarı da bu yanılgıyı besliyor. Oysa ki bir konusun hocası olmak için onu çok iyi bilmek gerekmez mi?

Yoga öğrenmeyi/öğretmeyi yabancı dil öğrenmeye/öğretmeye benzetiyorum ben. Diyelim bankadaki işinizi ingilizce hocası olmaya karar verdiğiniz için bırakıyorsunuz. Böyle bir adımı atmak için ileri düzeyde ingilizce konuşuyor olmanız gerekir. Konuşmak da yetmez, o lisanı bilmeyenlere nasıl öğreteceğinizin tekniğini de öğrenmeniz gerekir. Yogaya başladıktan sonra işini değiştirmek isteyenlere benim tavsiyem, sevdikleri ve bildikleri başka alternatif işlere yönelmeleri, ve hocalık eğitimine başlamadan en az bir-iki yıl daha yoga öğrenciliğine devam etmeleri. Bir işin inceliklerini, tadını, derinliğini bilmeden bilgiyi aktaramazsınız.

C- Yoga hocası olmak için verilen sertifikasyon eğitimleri yeterli mi?

D- Bu eğitimin kendisine bağlı. Benim halen öğrencisi olduğum Shadow Yoga sisteminde, hocalık eğitimlerine katılmak için mesela, hocamız Zhander Remete’nin rehberliğinde en az iki yıl çalışmış olmamız gerekiyor. Hocalık eğitimi -ki o da 3 yıl sürüyor- hocamız temelleri iyice öğrendiğimizen emin olduktan sonra başlıyor. Üçüncü yılın sonunda hocamız kimlerin bu bilgiyi aktarıp kimlerin aktaramayacağına karar veriyor. Sertifika ancak ondan sonra yapılan sınavı geçen öğrencilere veriliyor. Aldıktan sonra bu sertifikayı elimizde tutabilmemiz için yılda en az bir defa hocamızın yanında 3 hafta kalmamız da gerekiyor.Ancak demin dediğim gibi günümüzde 10 günlük kurslara katılıp yoga hocalık sertifikasını alan ve ömürlerinde daha önce hiç yoga yapmamış insanlar da var.

Dünyaca ünlü yoga ustaları hocalık eğitimlerini bir standarda bağlamak için yılda bir kaç defa biraraya geliyorlar. Onların standartları da bazen pazar koşullarından etkileniyor. O zaman alternatif standartlar geliştiriliyor. Şimdilik bu yoga hocalığı konusu biraz herkesin kendi borusunu öttürdüğü bir saha. Ve yoga stüdyoları açısından bakarsak yoga pastasının en çok kar getiren dilimi de hocalık eğitimleri.Demin de dediğim gibi yoga gibi derin ve rafine bir disiplinin öğrenciye aktarılması ancak ve ancak onun hoca tarafından çok net bir şekilde anlaşılması ile mümkün olabilir.

Hocalık eğitimleri, kişide kendini sorgulama ve dönüştürme pratiğini geliştiremiyorsa mekanik bilgi vermekten öteye gidemeyecektir.

C-Sizin yoga maceranız nasıl başladı?

D- Biraz önce söylediğim gibi ben yogaya başladığım sırada akademik kariyer peşinde koşturuyordum. Boğaziçi Üniversitesi Sosyolji Bölümü’nde yüksek lisansımı tamamlamış, ABD’de yapmayı planladığım doktoraya gitmeden önce bir sene boyunca dünyayı dolaşmaya karar vermiştim.

İlk durağım olan Tayland’da şansa bir yoga kursuna denk geldim. Bu kursa toplam beş öğrenci alıyorlardı. Bir hafta boyunca her gün altı saat ders veriliyor. Şafak sökmeden başlıyor ilk ders. Hoşuma gitti. Bu dediğim on sene kadar öncesi. Yoga bugünkü gibi popüler bir şey değil. Ben de ne olduğunu pek bilmiyorum aslında. Böyle başladım. O haftanın sonunda, 50 küsur saatlik eğitimi bitirirken yogaya sevdalandığımı ve dolayısı ile yolumun çizildiğini biliyordum.

Akademik kariyerden de, dünyayı dolaşmaktan da vazgeçip Tayland’ın o uzak küçük kasabasında iş buldum (ingilizce öğretmenliği) ve üç yıl daha kaldım. İlk hocamdan yoganın temel felsefesi, teorisi ile iç-dış beden mekaniklerini öğrendim. Yaz tatillerinde Hindistan’da aşramlarda, Kuzey Tayland ve Laos’da Budist tapınaklarda kaldım. Ama şimdi yanında çalıştığım hocamı bulmam ve yoga dersi vermeye başlamam çok sonra oldu. Bu serüvenin başı sadece…

C- Türkiye’de yogaya ilgi arttı mı?

D-Artmaz olur mu! Bir araştırma yapmak ve istatistiklere ulaşmak isterim aslında. Özellikle son beş içinde yogaya başlayan insan sayısında müthiş bir artış oldu. Bir yoga stüdyosunun ardından diğeri açılıyor. Kapanmadıklarına göre iyi de iş yapıyorlar. Spor salonları, otel spaları ve tatil köyleri programlarına yogayı dahil ettiler. Televizyonda bile yoga programları yapılıyor.

Benim yoga serüvenimin başladığı yıllarda seyrek de olsa Türkiye’ye gelir, uzaylı muamelesi görürdüm. Gün doğmandan uyanmak, akşam yemek yememek, her sabah kalkıp yoga yapmak, sonrasında bir kaç saat sessizliğe gömülmek, bunlar tuhaf karşılanıyordu. Bugün ise taksi şoförleri bile yoganın ne olduğunu bilmeseler de, yoganın sağlıklı bir şey olduğunu ve stresi azalttığını biliyorlar. Bana sorarsan yogaya ilgi katlanarak arttı. Yoga bilgisi hakkında aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama!!

C- Yoga yapılan stüdyolar iyi mi?

D-Yoga hocadan öğrenciye aktarılan bir disiplin. Stüdyo olmasına bile gerek yok aslında. Önemli olan hocanın kalitesi ve bilgi miktarı. İyi bir hocanın muhakkak iyi bir hocası vardır, onun da kendi hocası iyidir. Bu böyle gider de gider. Bir stüdyo yoga bilgisini özümsemiş ve halen öğrenmeyi sürdüren hocalara sahip değilse, istediği kadar rahat, geniş, güzel, şık veya sağlıklı olsun, sonuçta yoga öğretmek konusunda başarısız olacaktır.

Günümüzde popüler yoga derslerinde olan tam da bu. İnsaFoto: Aisha Harleynlar stüdyolarda katıldıkları derslerde yoga öğrenmiyorlar. Kendi uygulamalarını hayatlarına entegre edememiş, belli bir ustadan beslenmeyen sözde yoga hocaları tarafından bir buçuk saat boyunca eğlendiriliyorlar. Kendini iyi hissetmek, rahatlamak ve hatta eğlenmek yogadan kazanacaklarımızmış gibi lanse edilliyor. Yoganın kişisel keşif ve varolanı yeniden yapılandırma süreci olduğunu vurgulayan stüdyolar da var elbet ama çok değil.

Bu da yine sadece Türkiye’ye has bir durum değil. Bugün bütün dünyada yogadan kazancımız kendini iyi hissetmek, rahatlamak ve hatta eğlenmekmiş gibi lanse edilliyor. Böylece yoga, insanların rahatlama, eğlenme ihtiyaçları ile hep bir yere varma hırslarını tatmin ederek kar sağlamayı amaçlayan sektöre alet oluyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s