Tek Başına Yoga

Görsel

Foto: Özcan Yüksek

Tamam sizi kategorize etmekle hata ettim. Bizim Bey’in de söylediği gibi kategoriler varlığımıza sınır çiziyor. Siz de tepki verdiniz doğal olarak. “Ben iki kategoriden de sayılırım” dediniz. “Tek başımalığımdan da ödün vermem, sosyalliğimden de…Bir ya da olmak zorunda değilim ki”, dediniz.

Doğru dediniz. Çünkü bir kutuda değil,  Jung’dan beridir çeşitli psikologların söylediği gibi içe dönük ile dışa dönüκ’ün uçlarını tuttuğu bir spektrumun üzerinde bir yerlerde duruyoruz. Tabiat itibarı ile içe dönük uca yakınsak, bu demek değil ki insanların arasına karışınca mutsuz oluyoruz. Tam tersine, içimize dönebildiğimiz bir zaman diliminin sonunda insan arasına karıştığımızda sofradaki en şen şakrak kişi biz olabiliriz.  Zaten bu tipolojiler, bir şey yaparken değil de bir şey yapmazken yalnız mı, insanlarla beraber mi olmayı tercih ettiğimiz ile ilgili bir durum. Başka bir deyişle nerede dinleniyorsunuz?

Ben yeni bir şehirde tek başıma gezmeyi severim. Eskiden babamla çok gezerdik. Avrupa’da, Amerika’da, Asya’da…Otelde kahvaltı ettikten sonra yollarımız ayrılır, öğle yemeğinde yine buluşur, öğleden sonrayı ayrı geçirirdik. Annemle seyahat ederken bu sistem işlemez. O ancak beraber şehri gezmekten zevk alır. Babam alır başını sokaklarda dolanırdı. Dilini bilsin, bilmesin, yabancı bir şehrin labirentlerinde saklı yaşamları keşetmeyi severdi. Annem için tek başına bilmediği bir şehirde gezmek sadece tatsız değil, korkutucu bir şeydir de. (Bunu onun kuşağındaki pek çok kadında gözlemliyorum. ) Ben kaybolmak için gezerim. Kayboldukça keyfim artar. Annem kaybolmaktan korkar. Bilmediğimiz bir şehirde yolumuzu kaybetmeye yüklediğimiz anlamlar farklıdır.

Konudan hızla uzaklaştığımın farkındayım.

Yogaya dönüyorum.

Geleneksel Hatha Yoga metinlerine, Patanjali’nin yoga sutralarına, Tantra şastralarına bakacak olursanız, yoga insanın tek başına yaptığı bir şeydir. Bir hoca şarttır tamam ama hoca yoganın nasıl yapılacağını öğrenciye aktarır. Öğrenci onu tek başına yapar, sindirir, sonra hocasının karşısına çıkar, bir sonraki aşamayı öğrenmek için. Grup halinde yoga yapmak Krişnamaçarya’nın okulunda 20. yüzyıl başlarında gelişmiş bir şey. O da yetişkinlere değil, 14 yaşındaki oğlan çocuklarına grup dersi veriyormuş. Oğlanlar büyüdükçe onlar da kendi yogalarına dönüyorlar. Hocalarını arada sırada görüyorlar.

Büyük gruplar halinde, aerobik tarzı yoga yapmak ise 20.yüzyılın ikinci yarısında Batı dünyasında gelişen bir kavram. Yogayı sevdirmek açısından muazzam bir gelişme. Çünkü grupça yapılan ruhani etkinliklerin etkisi elbette tek başına yapılanlardan daha güçlü oluyor. Ama kişinin yogayla ilişkisi sadece grup dersi bazında  kalırsa, yoganın dönüşüm potansiyeli ortaya çıkamıyor. Hayatımızı kısıtlayan kalıpları ve faktörleri farkedip onlardan özgürleşeceğimiz bir disiplin iken yoga, onu sadece bir stüdyoda, başka öğrenciler eşliğinde yapabiliyor olmak  hayatımıza serbestlik değil, bir kısıtlama daha getirmiş oluyor.

Hayır, ben aynı seviyedeki öğrencilerin, hocaları eşliğinde yoga yaptıkları derslere karşı değilim. Nasıl karşı olayım? Benim işim bu. Karşı olsaydım, sadece özel ders verirdim. Hocalığını ettiğim grup derslerini de çok seviyorum üstelik ve düzenli gelen öğrencilerin geçirdikleri dönüşüm sürecini birebir izleyebiliyorum bu derslerde. Ama üç gün geliyorlarsa benim öğrenciler, haftanın diğer iki günüde kendi başlarına çalışmaları gerektiğini de biliyorlar.  Çalışıyorlar da. Sonra ben yılın yarısı yokum. O süre boyunca bir çoğu kendi kendilerine yoga yapıyorlar. Evlerinde. Stüdyoya, bana, ve bir mata ihtiyaç duymadan. Hangi memlekette uyandılarsa o sabah, orada. Yoga’nın hayatı ve kişiyi dönüştürme gücü, kendi başına çalışmaya başlayınca katlanarak artıyor. Deneyin, göreceksiniz.

Grup dersi -ne yaptığını bilen bir hocanın verdiği- çok zevkli bir şey. Katılıyorum. Grup enerjisi denen şeyi de biliyorum. Şahane bir şey. Başlangıç aşamasında öğrencinin sadece grup derslerine girmesi yeterli olabilir. Ama bir noktadan sonra tekbaşınalık şart. Şimdi hakkıyla isim yapmış hocaları, diyelim Mr Iyengar’ı, Donna Farhi’yi, Godfrey Devereux’yü, Erci Schifmann’ı, Zhander Remete’yi, Richard Freeman’ı bir düşünün…

Yoga bu insanlarla konuşuyor. Yoga bu insanlardan akıyor. Bu insanların yoga çalışmaları bir hocanın rehberliğinde yapılan grup derslerinden ibaret olsaydı yine akar mıydı sizce yoga onlardan şimdi aktığı gibi?

***

Herhalde yeni yıla kadar yazamam ben artık!

Hepinize mutlu, huzurlu, sağlık, bolluk, bereket dolu bir yıl diliyorum bir kez daha!

Esen Kalın!

Defne

Tipolojilerle ilgili ayrıntılı (ve derli toplu) bilgi için: http://www.myersbriggs.org

Bir de içe dönüklerle ilgili şu TED konuşması var:

Bu yazı Türkçe Yazılar içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Tek Başına Yoga için 3 cevap

  1. sumandef dedi ki:

    Bu içe dönük-dışa dönük tiplemelerine fena takıldım. Daha da yazacağım bu konuda…Hele bir yıılbaşı geçsin!

  2. Damla dedi ki:

    Bugün o kadar çok yazınızı okudum ki, yavaş yavaş okuyup sindirmek istiyorum ama dayanamıyorum. Bazılarını sonradan dönüp tekrar okumak üzere ayırıyorum.
    Esra Sert’in bir yazısında sizden bahsetmesiyle keşfettim sizi bu hafta başında. İyi ki de keşfetmişim.
    Çok güzel yazıyorsunuz. Okumak, öğrenmek, üzerine düşünmek çok keyifli.
    Sevgiler..

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s