Bugün “Yoga ve Kadınlar” başlıklı bir yazı yazmak üzere yeni yazıhaneme doğru yola çıktım. Bildiğiniz üzere benim yazıhane bir kahve. İsmi Fresh Pot. Buraların en büyük bağımsız kitapevi Powell’s Bookstore’un içine konuşlanmış kitap ve kahve kokularının birbirine karıştığı bir yazı cenneti. Aslında çirkin bir mekan. Görsel zekâsı yüksek,  etrafının zevkli nesnelerle döşenmiş olmasından hoşlanan Bizim Bey gibi insanlara  Fresh Pot’da randevu vermenizi tavsiye etmem meselâ. Biraz tren gibi. Sokağa bakan boydan boya bir ön camı ve o camın önüne kurulmuş her daim dolu üç masası var ama geri kalan masalar dizi dizi yanyana sıralanmış. Bir taraflarında bir bank var, duvar boyunca uzayıp gidiyor. Karşıda oturan o duvara yüzünü dönüyor. Bankta oturan, o gün şanslı gününde ise kasaya, yok eğer değilse tuvalet kapısına bakarak oturmak durumunda. Sabahın erken saatlerinde çalışan baristalar Beatles, Billy Jean filan çalıyorlar da, benim bugün gittiğim gibi akşamüstüne kalırsanız trash metal’e denk gelme olasılığınız yüksek. 

Neyse benim kitapçıya gitmem zaten gerekiyordu. Facebook’da yaptığım kapsamlı “ne okusam?” araştırmasının sonucunda tavsiye edien onlarca nefis romandan birini almak için. Evin, benim ve Bey’in işleri saat dörde kadar sarktığı için ancak güneş batıya dönmüşken çıkabildim. Bizim evden Fresh Pot’a giden yol pek tatlı. Gürgen, palamut, meşe (uyduruyorum tabii. nerede bende bir ağacı diğerinden ayıracak göz? bir çınar bilirim, bir de incir. onlardan da burada yok. ) öncelikli olarak bisikletlere ayrılmış caddenin iki yanına dizilmiş, ağaçların arkasındaki iki katlı ahşap renk renk evler…Sizlere yazmadan önce evden yazıhaneye uzanan maceramı paylaşabilmek  için geçenlerde bu yolculuğu bisiklet kaskımın önüne monte ettiğim telefonumla videoya çektim ama bloğa vidyo yükleme olayına daha giremedim. Yakında inşallah. 

Kitabı aldım. Bir de baktım kahve tıklım. Geçen yazıda da aynı şey olmuştu değil mi? Ama bu sefer masa paylaşacak genç de yok. O denli tıklım. benim korpırıt avukatı kuzenim, “gündüz vakti kahvelerde oturan bu insanlar ne iş yapıyorlar, merak ediyorum” diye söylenir arada sırada. Aklıma o geldi. Birazdan mesaisi biter, yarım saat trafikle cabelleşerek çocuğunu sabahtan bıraktığı kreşe ulaşır, eve gider, aileyi besler. Sonra da sabah beş buçukta uyanmak üzere yatar. Bizim gibi bütün günü kahvelerde geçirenlere kuzen kin duymayacak da kim duyacak yani? 

Aklıma bir de  çaycı geldi. Çaycı geçen yıl açıldı. Taksim’in en kuul mekanlarından biri olana KİKİ, sizin bildiğiniz “Kiki Bar.Restaurant.Dance Club” olmazdan önce Kiki Çay Evi idi.   Aynı bu bizim mahallede yeni açılan çaycı gibi envai çeşit çay kaynardı avuç içi kadar mutfağında. Kiki Çay Evi’nde yaşadığım kısa mazimin tadı hâlâ damağımda kaldığından mı nedir, bu Mahallemizin Çaycısını bir başka seviyorum. Kahve olmamasına rağmen. Kitapçı kahveden çıktım, gidonu güney istikametine çevirdim (Portland’da yaşayınca ağaç isimlerini öğrenmek zorunda değil insan ama yönünü her daim bilmek zorunda) beş dakika sonra çayımı ısmarlıyordum. Burası, kahve satmıyorlar diye midir nedir bilinmez, hep sakin. Müzik yumuşak, insanlar konuşuyorlarsa eğer (o da pek nadir) neredeyse fısıldayarak birbirleri ile konuşuyorlar. Geri kalan çaycı sakinleri bilgisayarlarının ya da kitaplarının arkasına gömülmüş, otlu, sütlü, ballı çaylarını yudumluyorlar. Bakın buradan bir hissine varabilirsiniz belki.  

Çayımı alıp yerime yerleşince aklıma bu sabah terapi seansında yaptığımız bir alıştırma geldi. Çok basit ve insanı çok rahatlatan bir alıştırma olduğu için sizinle paylaşmak istedim. Ben üç yıllık bir Psikolojik Danışmanlık eğitimine kayıtlıyım. Birinci yıl bitti, ikinci yıl Ekim’de başlayacak. Aynı okulun bu sene olan mezunları biz çömezlere çok uygun fiyata terapi yapıyorlar. Onlara staj, bize şifa oluyor. Benim terapistim Kanada’nın hiç bilmediğim bir yerinde yaşıyor. Her perşembe skype ekranlarından birbirimize bakıyoruz. Nasılsın, hayat nasıl gidiyor vs ile başlayıp hiç beklemediğim yerlere giden seanslar oluyor bunlar. Müthiş faydalanıyorum. (tavsiye ederim) 

Bugünkü seans da hal hatır sorma ile başladı, beşinci dakikada yazmak, yaratıcılık, üretkenlik ve bunların benim hayatımdaki anlamlarına doğru kıvrıldı. Dedim, “O kadar çok vaktim var. Ama nasıl çok vaktim var, herkeslerin özendiği kadar çok. Bütün gün kitap okuyabilir, yunanca çalışabilir, yazılar yazılar ne yazılar yazabilirim…Ama olmuyor…Ne oluyor? Ben bütün günü ıvır zıvır işlerle geçirdikten sonra ilham gelmiyor. Oysa ben dar zamanlarda ne yazılar çıkardım da vıdı vdı dıdıdı.” 

Benim ucu bucağı görünmeyen şikayetlerimi hiç yorum yapmadan dinledikten sonra terapistim,  “hadi bir egzersiz yapalım, var mısın” diye sordu.  İki iskemle çektim yanyana. Biri kendim için, öteki de diğer ben için. Birine eleştirel Defne dedik, ötekine sahici Defne. Önce eleştirel Defne’nin iskemlesine oturdum. Oradan sahici Defne’ye konuşuyorum. Bu kısım çok kolay, çünkü ben bunu hep yapıyorum. “Allah sana yetenek vermiş, zaman vermiş, sen yapıyorsun? Harcıyorsun hepsini. Bütün hayatını ziyan ediyorsun. Neler neler yazabilir, ne çok öğrenciye ulaşabilir, ne kadar çok insanaın hayatında bir anlam yaratabilirsin. Ama tembellik ediyorsun. Kendi yıkımını hazırlıyorsun. Hayatın ziyan oluyor, kırk yaşına geldin. Şu romanı da bastıramadın hala…”

 

Dedim ya bu yargılayan iç sesten konuşmak benim için çok kolay. Onu hep duyuyorum çünkü. Terapist de zaten monoloğun özünü kaptıktan sonra beni kesti, iskemle değiştirmemi istedi. Sahici Defne’nin iskemlesine geçerken, Eleştirel Defne’ye ne cevap vereceğim konusunda ne ufak bir fikrim yoktu. Gözlerimi kapattım, Eleştirel’in bana söylediklerini düşündüm. Sanki bir başka insan bana bunları söylemiş gibi…Sonra konuşmaya başladım. Ama ne konuşmak? Düşünsem aklıma gelmeyecek sözler ağzımdan pıtır pıtır döküldü. Dedim ki,

“Ben hiç bir şey yazmasam da, bundan sonra bir öğrenciye bile ders vermesem de değerli ve sevilesi bir insanım. Benim değerim yaptıklarımdan, yazdıklarımdan, değil, içeriden geliyor. Bundan böyle bu odadan dışarı adımımı atmadan yaşasam bile benim evrendeki yerim herkesin gibi önemli ve eşsiz. Sadece varolarak bile evrende bir fark yaratıyorum. Hayatım ziyan olmuyor, amacı ne ise tam da orada duruyor.”

Sonra durdum. Kendime şaşmıştım çünkü. Sonra anladım ki şaşan Sahici Defne değil, Eleştirel Defne. Onun iskemlesine geçtim. Bu sefer tatlı dilli olmuş Eleştirel. Dİyor ki, “Αma ben senin mutluluğunu istiyorum. Disiplinli olursan daha tatminkâr bir hayat yaşadığını sen de biliyorsun, daha önce tecrübe ettik bunu.” Sahici Defne cevap versin diye iskemle değiştirdim. Terapist arada nabız alan doktor gibi duygularımı kontrol ediyor. “Ne hissediyorsun?” “Hafif doz acı (sanki bir kuş tüyü açık yaraya dokunuyormuş gibi)” “Nerede hissediyorsun bunu?” “Boğazımda.” “Rengi var mı?” “Mavi”. 

Böyle böyle bir iskemleden ötekine geçerek Sahici Ben’i yargılayan Eleştirel Ben’i yumuşatmayı ve kontrolü elden bırakmasını sağladık. İki Defne, Sahici olanın liderliğinde beraber çalışmak üzere anlaştılar. Eleştirel olan (ego)ı red etmeye gerek olmadığını, yargının, eleştirinin perspektif ve netlik sağlayan bir işlevi olduğunu da hatırladık. Bundan böyle Eleştirel D,  Sahici D’ye co-pilotluk yapacakmış. Uçağı kaçırmaya kalkışmayacakmış.

Bakalım, göreceğiz.

Hepinize tavsiye ederim bu egzersizi. “Ya olur mu öyle  şey” demeyin, üşenmeyin, evde yalnız kaldığınız bir zaman iki iskemleyi koyun karşılıklı. Birinden ötekine geçmeyi sakın ola ihmal etmeden, ve yüksek sesle “senli-benli” konuşturun iki kendinizi. 

Sonra bana yazın ne oldu..

Yoga ve Kadınlar yazısı da yarına kaldı artık…

Görüşme üzere,

Sahici D.  

İskemle Egzersizi” üzerine 6 yorum

  1. Anaaa ne kadar güzelmiş… Ben de son günlerde tez yazamıyorum bi türlü bi konuşayım benimkilerle. İkna olmaya ihtiyacı olan bi eleştirel var içimde belki de … Teşekkürler fıstık, bal, sahici Defne ve onun düşünceli co-pilotu… İyi ki varsınız… Bu arada hani siz ennn kötü yoga dersinizi yazmışsınız ya ben oradan heveslenip shadow yoga ısınma videosuyla ısınmaya başladım yoga öncesi çok tatlı, bal oldu… Belki eksikleri vardır ama olduğu kadar… İçimdeki E. Güher hemen bilmeden öğrenmeden yapıyorsun öyle şeyleri diye bıt bıt ediyo gerçi de belki bi gün öğrenme fırsatım olur 🙂 Namaste

  2. I am very sorry but I cannot follow anymore as I do not understand turkish. Therefore please take me out of your email group.
    Bon courage

    Anneliese
    Brussels, Belgium

    1. Dear Anneliese,
      As far as I know you can remove yourself from the list. It is not something I can do. I think you simply press “unfollow this blog” and it should happen. Let me know if that works.
      Thanks,
      Defne

  3. blogun hepsini bitirdim, yazılar ve yazı dilinde garip bir enerji ve bağlılık yaratan bir şeyler var 🙂 bir de o roman listesini de çok merak ettim 🙂 sevgimle.

  4. çok güzel bir yazı yine, teşekkürler.

    Bu arada, “ağaçları bilmem” derken kendine haksızlık yapıyorsun gibi geldi bana. Defne’yi biliyorsun mutlaka, zeytin bilirsin, çam bilirsin. Palamut bir tür meşe ağacı zaten, kocaman mevyasına derler palamut diye. Gürgenin de böyle yol yol izli yaprakları var. O kadar da zor değil şıp diye öğrenirsin :o) (sahici Defne’ye destek)

  5. kendimi okur gibi oldum. hic bitmeyen bir vıdı vıdı, “sunu da yaparsan daha iyi”, “su makaleye de basla” “su isi de muhakkak hallet ki sonra zor durumda kalma ” vs.. kendimi herkesten once ben elestireyim telası. herseyi anında bir gorev disiplin konusuna donustururum.5 senedir duzenli yoga yapıyorum, zaman zaman aklımdan gecse de onu da diger “gorevler”den biri haline getirmekten korktugum icin hocalık egitimlerinden uzak durdugumu fark ettim gecenlerde… sandalyeye oturucam ama vıdı vıdıcı cok geveze ve rasyonel. korkuyorum ondan.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s