Yogada Hoca Yitirmek 4. Bölüm: Sen Olmuşsun Arkadaş!

Santa Fe 2007

Şaan’ın karşıma çıktığı o an ve öncesinde aşk ve meşksizliğin tepeme vurmuş olduğunu yazmadan bu hikayeye devam edersem pek çok şey anlamsız kalacak. Neredeyse 7 yıldır kanımı kaynatıp karnımı doyuracak bir aşktan mahrum yaşıyordum. Yedi yıllık aşksız/meşksiz dönemin ilk yarısı jilet attıran cinsten meydan muharebelerinde, ikinci yarısı da “rahibelerden rahatı var mı şu alemde” mantığında bir boşluk içinde geçtiğinden de kafam öyle fena karışıktı.

Yakışıklı, atletik, sempatik ve hatta yoga hocası bir erkek sinek bile o kafeye girse ben geleceğimin sonsuza kadar değişeceğine inanmaya hazırdım zaten.

Öyle bir açlık halindeydim!

Beraberliklerimizi hafife almamak lazım. Şimdi artık evli barklı, ununu elemiş, eleğini asmış bir kadın olarak biliyorum ki, her canın bir canana ihtiyacı var. Aşk ilişkilerini hapishane olarak nitelendirdiğim çeşitli hayat dönemlerinde, tek başıma gezer tozar, çiçek böcek dolaşırken sanmayın ki şimdi izdivaçta bulduğum tatmini bulduydum. Sadece sevmek, sevilmek ve sevişmek için değil, diğerinin şahitliğinde yaşamak için, takdir edilmek, hayran olmak ve olunmak için cana, canana muhtacız. Bazen de içinde dönüp durduğumuz kısır döngülerden bizi ancak bir eş çıkarabiliyor. İnsan gölgelerini ve ışığını en güzel diğerinin suretinde keşfediyor.

O vakitlerde de hocam ile ilişkisimi bu kadar hayatımın merkezine yerleştirip, eriyip bitmem, birincil ilişki hanemde açılmış o büyük bir deliktendi muhtemelen. Birincil ilişki derken bir eş, bir aşk, bir aidiyetten bahsediyorum. Bu delik yetmiyormuş gibi, yoga sonrası hayatımda benden esirgedikleri takdir ve cesarett

Santa FE 2007

en dolayı ailemi lanetlemek ve eski dostlarıma bir türlü vazgeçemedikleri gece hayatı ve rock’n’roll yüzünden dudak bükmekle birincil ilişkiler hanemi yamanmaz, onarılmaz bir biçimde yırttığımın farkında da değildim.

Uzun lafın kısası, o vakitler kimsem yoktu. Meşgaleler ile karnımı doyuruyor, böylece yalnızlığın tadının damağıma yayılmasını engelliyordum. Ve tabii bir de hocam vardı. Ondan bana sadece yoga öğretmesini ve öz-keşif yolunda rehber olmasını değil, aynı zamanda birincil, ikincil bütün ilişkilerimde açtığım delikleri tıkamasını da bekliyordum. Kendi şahsi meseleleri yüzünden benimle ilgilenmezse öfkeden, üzüntüden çılgına dönüyor, küsüyor, onunla konuşmuyor, o ilgiyi tekrar üzerime çekmek için elimden geleni ardıma koymuyordum. Ve elbette kendimi hep ama hep hakkı yenmiş taraf olarak görüyordum!

***

Davranışlarımızın ful panaromasını görmek neden yıllar, yaşlar sonrasına denk geliyor? İnsan eşinin, dostunun aynasından mahrum kaldığı dönemlerde mi ilişkilerinde bu kadar çuvallıyor? O sırada beni dinleyen dostlarım yok muydu? Vardı tabii. Ama dünyanın öbür ucundaydılar.  Yükselen ihtiyaçlarımı ve hocamı da yogayı da o ihtiyaçların tatmini için nasıl kullandığımı bilmeden, hikayemi sadece benden duyarak yerinde bir saptama yapamıyorlardı tabii. Ben hikayeyi öyle bir sunuyordum ki onlar da beni haklı buluyorlardı.

“Terbiyesiz T. Hoca! Aman bırak o adamdan hoca mı olur? Bir de içiyor mu? İçiyor içiyor kendi derslerine mi gelmiyor? Ne? Karısını mı aldatıyor? NEE?  Karısını bir öğrencisi ile mi aldatıyor? Böyle yoga hocası mı olur? İsabet olmuş o stüdyodan ayrıldığın. Böyle hoca evlerden uzak olsun. ”

Olağanüstü yetenekli, bilgiyi kaynaktan alıp öğrenciye şiir diliyle aktaran, bir dokunuşu ile en derindeki enerji halkalarını yeniden düzenleyebilen dahi yoga hocalarının özel hayatlarında, birincil ilişkilerinde boğazlarına kadar pisliğe batmaları, ne tuhaf ki,  çok sık raslanan bir durum. Bu konuyu da ileride ele alırız.

Evet T. hocanın özel hayatı sarpa sarmış, genç öğrencisi ile hepimizin gözü önünde yaşadığı gayri-meşru ilişki yüzünden diğer öğrenciler birer ikişer stüdyodan el ayak çekmişler, kira ödenemiyor, her gece içiyor, sabah uyanamıyor, dersin başlamasına bir dakika kala beni arayıp o günkü dersin benim vereceğimi söylüyor.

Sonra bir gün ben ona bu davranışlarının yoganın temel prensiplerine ters düştüğünü anlatan sivri dilli bir mektup yazıyorum. Diyorum ki hayatında şiddet var, yalan var, hırsızlık var…  Hani nerede yama, niyama?

Cevap olarak tekmeyi yiyorum kıçıma.

Siz siz olun hocanızın yanlışını düzeltme görevini üstlenmeyin sakın!

***

T. Hoca beni öyle iyi eğitmişti ki Şaan dersin sonunda yanıma gelip hocamın kim olduğunu sordu. Daha ismini söylerken gözlerim doldu. Şaan’ın T.hocayı tanıdığını öğrendiğimde ise gözyaşları çoktandır akmaya alışmış oldukları yanaklarımdan aşağı yuvarlanmaya başlamışlardı bile!

Hay Allah! Hani herşey iyiye gidecekti? Hani dersten önce kafede, Şaan yanıma yaklaşmış ve iptal ettikleri workshop için boşu boşuna onca yolu gelmiş biçareye stüdyo sahiplerinin 10 adet yoga dersi hediye etmek istediklerini söylemişti.   (P. Hoca arayıp durumu anlatmış, ismimi vermiş ve oraya uğrayacak olursam bana bir kıyak yapmalarını rica etmiş!)

Üstüne, daha biraz önce ışıl ışıl bir stüdyoda, duruşu ile güven, dokunuşu ile şifa yayan  Şaan hocanın rehberliğinde 90 dakika yoga yapmış, kendimi hikayemden arınmış ve hatta fingirdemeye hazır hissediyordum.  Neydi şimdi birden yine bu viktim halleri ya! OF!

Bizim T. Hocanın adını duyunca Şaan’ın yüzünden bir gölge geçti. Ağlamam dinmek bilmeyince elini omzuma koydu ve kenardaki tabureye oturmamı işaret etti. Tanımadığım insanların -ve hatta arkadaşlarımın- egosantrik-dramatik hikayelerini dinlerken müthiş yorulduğum için ben de bu hikayeyi dostlara aktarırken olabildiğince kısa ve yüzeysel geçiyordum. Hıçkırıklar arasında kurduğum cümlelere kulak verince bir de baktım ki taa en baştan almışım, Şaan’a hikayenin tamamını anlatıyorum!

Şaan beni kesmeden, dikkatle dinledikten sonra konuşmaya başladı. İşte o zaman ilk defa ondan duydum:

“Yoga’da hoca tarafından terk edilmek her öğrencinin başına gelir. Bu yolun bir parçasıdır bu.”

Sonra bana kendi T. hocasından (benimkinden başka bir T) nasıl ayrıldığını anlattı. O da en baştan sona kadar, ayrıntıları ile, duyguları ile bütün hikayesini…En iyi hocaların bile -belki de özellikle en iyi hocaların- ciddi egosal sorunları olduğunu, fark etmeden asistanlarını, öğrencilerini sömürdüklerini, kendi yolumuza gitmek istediğimiz zaman hissettikleri güvensizlik ile bizleri -yogadan yola çıkarak hem de-aşağılayabileceklerini (sen bu yaptığının yoga olduğunu mu sanıyorsun?”ya da “Sen en iyisi Yoga in the Pearl‘de takıl artık, yakışır” gibi laflarla)   söyledi.

Sözleri bitip de aramıza yayılan o rahat sessizliğin sonunda, oturduğum taburenin önünde çömelip benekli üzüm benzeri gözlerini benim kan çanağı gözlerime dikti ve dedi ki:

“Defne, dinle beni. Ben derste senin yoga yapışını gördüm. Senin artık kimseye ihtiyacın yok. Ülkene dön ve orada bildiklerini öğretmeye başla. Sen olmuşsun artık. “

Taburemden kalkıp Şaan’ı kucakladım. Artık oraya neden geldiğimi biliyordum. Duymam gereken sözler yüreğime serpilmişti!

Sanki birbirimizi yıllardır tanıyormuşuz gibi bir rahatlıkla,

“Ben acıktım. Ağzımın suyumu akıtan şu menüden bir şeyler yesem, bana katılır mısın?deyiverdim.

Bütün kızların bakışlarını üzerimize çeke çeke beraberce The Body’nin kafesine yollandık!

***

Arkası Yarın Bizden Ayrılmayın!

Not: Bütün yorumlara cevap yazamıyorum ama her biri yüreğimi ısıtıyor. Sizden ricam mümkün olduğu kadar bu yazıları dostlarınız ile paylaşmanız. Desteğiniz ve güzel sözlerinizi için teşekkürler!