Dün akşam elimde şemsiyem, otelimden çıkıp düz bir çizgi üzerinde yürüyüce, aradığım Pizza Rosa’yı buldum. Yağmura rağmen herkes sokaklardaydı. Otelden çıkınca İspanyol merdivenlerinden, Trevi çeşmesine yürüdüm. Oradan Piatza Navona’ya, oradan da nihayet pizzamı bulduğum Campo di Fiore’ye ulaştım. Bu pizzanın özelliği içinde peynir olmaması. Zaten orjinal pizza budur demişti Tayland yıllarımda beraber olduğum Italyan sevgilim. (Peynir sonradan Kraliçe Margarita’yı etkilemek için eklenmiş.) Sonra da, Pizza Rosa’yı deneyeyim diye beni Bangkok’un arka sokaklarına gizlenmiş bir İtalyan lokantasına götürmüştü.

Ben çocukluğumdan beri süt ve süt ürünlerinden hoşlanmadığım için arkadaşlarımın pizza coşkusunu hiç paylaşamadım. Hatta önce Kral ve Ben’deki, daha sonra Pizza Hut’daki pizza partilerine layıkıyla katılamadığım için kendimi biraz da eksik, ezik hissettim. İşte bu yüzden İtalyan sevgilimin beni götürdüğü o İtalyan lokantasında yediğim Pizza Rosa benim için bir dönemin sonu anlamına geliyordu. Aynı gece İtalya futbol takımı dünya kupasını kazandı. Bizim sevgili Bangkok’daki ultra-modern ama minicik gökdelen dairesinde beni öpücüklere boğarak zafer turları attı.

Ertesi gün Tayland’dan bir daha dönmemek üzere ayrıldım. İtalyan sevgiliyi de bir daha görmedim. Dünki yağmurlu Roma akşamında tek başıma Pizza Rosa yerken bütün bunların zihnime akmasından doğal ne olabilir? 

İtalya’dayım. İstanbul’dan kalması planlanan bütün uçakların lodos fırtınası nedeniyle iptal edildiği dün öğleden sonra, kahraman bir pilot (İtalyan) bizi hızla bulutların (ve dolayısıyla fırtınanın) üzerine çıkardı. Altımızda kalan hortumumsu gri mavi hareketin Marmara üzerinde ilerlemesini hayretle seyrederek İstanbul’a veda ettim. (yine)

İtalya’dayım. Dört yıldır devam ettiğim Shadow Yoga hocalık eğitimi programının son kursu burada, Umbria bölgesinde yapılacak. Dört yıldır benim gibi canını dişine takarak bu programa devam eden sınıf arkadaşlarımın hepsi dünyanın dört kıtasından kalkıp buraya Umbria’ya geliyorlar. Başvuranların arasından elli küsur kişi programa kabul edilmişti. Bugün duydum ki sadece yirmi dört kişi bu son kursa kadar dayanmış. Kolay değil sahiden. Dört yıl boyunca insanın bütün birikimini, işinden alabileceği bütün izinleri, her sabahını, her akşamını yogaya adamasını bekleyen bir eğitim bu. Bittiğinde de mezun olup olmayacağınız belli değil. Hocanın takdirine kalmış. “Bir yıl daha devam et” de diyebilir, “senden hoca olmaz, unut bu işi” de diyebilir. 

Zaten Shadow Yoga sisteminde hocalık eğitimini tamamlamak hocadan kopmak anlamına gelmiyor. Bu ünvanı taşıyabilmek için her yıl en az bir defa ustamızın verdiği dokuz günlük kurslardan birini yapmamız ve tabi ki her gün kendi yogamıza devam etmemiz gerekiyor.

Pizza Rosa’nın tamamını sabırla yedim bitirdim. Yanında içtiğim yarım bardak kırmızı şarap ve yol yorgunluğu birden fena çarptı. Pizzacıdan otele kadar olan yolu yalpalayarak yürüdüm. Yolda açılayım diye bir de kahveli dondurma aldım ama iki dil darbesinden sonra sıkılıp ilk çöpe attım.

Sabah trink diye gözlerimi açtım. Otel odasının örtülü perdelerinin arasından ışık sızıyordu. Saatin beşi geçmiş olduğunu tahmin ettim. Uzandım baktım, 6ymış. İyi. Yanımda Char uyuyor. Yirmi dört saat süren Portland-Roma yolculuğu ve 10 saatlik saat farkı yüzünden feleği şaşmış Portland’lı arkadaşım. Fare kadar sessiz duşa girdim. Yoga yapamayacağım belli ki. Kızcağız uyusun biraz. Şemsiyemi çantama atıp usulca çıktım. Otel kahvaltısı dayanılır gibi değil. Hemen sokaklara çıkmalı…Trevi Çeşmesi’ne gitmeli. Sabahın bu erken saatinde, etrafında çiçeğe konmuş arılar gibi vızıldayan o turist kalabalığı olmadan kıyısına oturmalı.

Nasıl ihtişamlı, nasıl güçlü bir yapı bu Allahım!

Allahım, sen insanı kendi suretinde yaratmışsın, insan da senin suretinde Roma’yı yaratmış herhalde…Bu şehirde her bir bina, heykel, çeşme, kilise, katedral sokak, merdiven, Tanrılara yaraşır bir özen, ihtişam ve kudret ile inşa edilmiş! 

Yürürken yürürken hep bakıyorum. Müzelere, kiliselere, meydanlara, çeşmelere, merdivenlere değil de apartmanların pencerelerine, avlulara açılan kapılara, kapılardan çıkan bisikletlere. Yürürken yürürken o pencerelerin ardında yaşayan insanların hikayelerine bakıyorum en çok. Ve başlıyorum kendimi kandırmaya: Ben de burada yaşayan Romalı bir kadınmışım. Bir araba camından kendime göz atıyorum. Evet işte bu sezonun modası çizgili bir kazak, dar bir blucin, şık ayakkabılar, ipek bir şal ve bej trençkot. Romalı bir kadınım, evimden çıktım. Bir espresso bara gidiyorum. Sonra yazılarıma döneceğim. Romalı bir yazarım ben.

Evet, güzel, şimdi bir espresso bar bulmalı.

Bütün turistler mahmur gözlerle berbat otel kahvaltılarını ederlerken ben yine aynı düz çizgide Campo di Fiore’ye yürüyorum. Ne demişti İtalyan eski sevgili? Biz kahvaltı etmeyiz, ayak üstü bir espresso shot atıp yanında ufak bir bisküvi yeriz. Madem öyle ben de İtalyan usulü yapacağım. Zaten Ayurveda da ne diyor? Kahvaltıyı abartmayın. Sabah saatlerinde sindirim sistemi fazla mesai yapmaya hazır değil. En kuvvetli öğününüz öğle yemeği olsun.

Campo di Fiore’de pazar kuruluyor. Çiçekler, meyveler, sebzeler, mantarlar, zeytinler, zeytin yağları, domatesler, domatesler, domatesler…Yağmur dinmiş, espresso barın bahçesinde güneşli masalar var. Oturursan espressonun fiyatı iki katına çıkıyor yalnız. Olsun. Farketmez. Ama bunu Yunanca değil İtalyanca söylemek lazım. Diller birbirine girdi. Kindle’ımdan Kara Kitap’ı açıyorum. (Sağolasın Tuba!) Bir espresso lungo daha. Yanımdaki kadınların üçü de aynı anda sigara yakıyorlar. Hay Allah! Tek tek içseniz olmuyor mu? Duman da hep içmeyene eser ya!

Öbür yanımdaki masada oturan kadın eğilip diyor ki, “afedersiniz, harita üzerinde nerede olduğumuzu bana gösterebilir misiniz?” Buraya daha dün gece vardığımı hiç çaktırmadan haritayı elime alıyorum, parmağımı şıp diye olduğumuz meydana bastırıp, işte burası deyiveriyorum.

Romalı bir kadınım ya ben….

Güneşte yayılıp kitabıma dalıyorum…

Görsel

 

 

Romalı Bir Kadın” üzerine 3 yorum

  1. romaaa….avrupa da en sevdiğim şehirr…sanki ben hep burda mı yaşıyorumm duygusu…senin Romalı kadın beni ruhumda da var demek ki…
    sevgiyle
    sezin

  2. Sabah sabah bir Roma’ya götürdünüz beni, iyi geldi !!!( gerçekten ihtiyacım vardı ) Lütfen yazıların arasını fazla açmayın, çok arıyorum…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s