IMG_1852Bana sıkça sorulan sorulardan biri yoga ile yazı arasında bir bağ kurup kurmadığımdır. Acaba ciddi bir yoga öğrencisi olmasaydım da yazabilir miydim, ya da yazılarımla yogaya dokunmasaydım bunca yıl sonra hâlâ yogaya şevkle sarılabilir miydim? Tabii ki bunun cevabını kesin olarak vermeme imkan yok ama hayatımda yoga ile yazının sıkı sıkıya arasında sıkı bir ilişki bulunduğu biliyorum. Mesela yoga yapmadığım günler kelimeler kalemimden akmıyor. Ya da iyi yazdığım, ürettiğimden tatmin duyduğum akşamların ertesinde yogamı yaparken kafamın sakin, nefesimin uzun, vücudumun da hem daha yumuşak hem de daha güçlü olduğunu fark ediyorum. Birinin başlattığı akımı diğer yakalıyor, kendine katıyor ve yoga ile yazı iki nehir gibi iki koldan hayatımı besliyorlar.

Bildiğim şey şu ki yoga bana yazmam konusunda cesaret verdi. Hayır, sadece yazmam konusunda değil. Şöyle demek daha doğru: Yoga özgür bir birey olarak kendimi gerçekleştirmem konusunda ihtiyacım olan cesareti içimde bulmamı sağladı. Çünkü ben yaptıklarıyla annesinin gözüne girememiş bir kız çocuğu idim. Geçen gün annem avukat olmuş bir çocukluk arkadaşımdan bahsederken “elle tutulur bir işi var ne de olsa,” diye şaka yaptı, benim işimin (yoga hocalığı) “hafifliğine” dokundurarak . Kalabalık bir sofradaydık. Gülüşüyorduk. Aldırmadım. Hatta esas elle tutulur işin benimki olduğuna dair bir şaka da ben patlattım. Artık annemin sahiden şaka yaptığını ve benimle gurur duyduğunu biliyorum ama bu tip şakaları, hicivleri duyarak büyümüş bir kız çocuğu olarak neredeyse otuz yaşıma kadar yazdıklarımı kimseciklere okuyamadım. Hep birilerinin dalga geçtiğini düşündüm. Uzaklardan kahkahalar duydum. Durduğum yerde terleyip, kızardım. Doldurduğum saman kağıtlarını çekmecenin arkasına ittim.

Sonra işte internet hayatlarımıza girdi ve blog denen bir mecrada ben iç/dış seyahatlerimi yazarken buldum kendimi. Hiç kimse de kötü kötü gülmüyordu. Alay eden de yoktu. Eleştiren, sorgulayan, kavgaya girmek isteyen tek tük insanlar çıktıysa da genel olarak yazı benim hayatıma eşi benzeri bulunmaz bir tatmin ve pırlanta değerinde bir alay öğrenci kazandırdı. Bloğumu açışımın onuncu yılında yoga ve yazı hayatımda ve ilişkilerimde öyle bir iç içe girdiler ki  artık hangisi hangisi besliyor, ben de bilmiyorum.

Yoga zihni keskinleştirip hali hazırda duran duygunun, düşüncenin, inancın, tepkinin arkasında başka bir varoluş biçimi de mümkün mü diye sorduğu için hayatla daha derinden ilişki kurmamı sağlıyor ama edebiyat gibi bir alanım olmasa elimde acaba o ilişkiyi ifade edebilir miyim, yoksa uçar gider, yiter mi boşlukta?

Sense Writing_2.jpg

Bu arada bu sabah kalemi elime müjdeli bir haber vermek için almıştım. Sonra laf lafı açtı. Bir çoğunuzun bildiği “Sense Writing” atölye çalışması Mayıs ayında İstanbul’da tekrarlanıyor. (Biz Türkçeye “His Odaklı Yazarlık” olarak çevirdik bunu ve bence çalışmanın içeriğine de pek güzel uydu) Vücut hareketi, nefes, yaratıcılık ve yazı üzerine yıllardır çalışan ve tekniğini her sene biraz daha geliştiren dostumuz Madelyn Kent dünyayı gezerek bu eğitimi veriyor. Yazıyı bir beyin faaliyeti olmaktan çıkarıp, hislerle, hareketle, vücutla birleştirmenin tekniklerini bize sunuyor. Mayıs ayındaki duraklarından biri de İstanbul. Her zamanki gibi çalışmaya ev sahipliği edecek olan mekan da bizim Atölye Yeşil.

Ayrıca şunu da söylemeden geçmeyeyim. Bir grup içinde yoga yapmak nasıl ki insanı daha derin bir ruh haline götürüyor, bir grup içinde yazmanın etkisi de öyle güçlü. Bunu en son kitabım Yaz Sıcağı’nın yazım sürecinden biliyorum. İlk defa hayatımda bu kitabın yaratım sürecini kapalı kapılar ardında değil, bir atölye çalışması içinde geçirdim. Bir yandan yazdım, bir yandan okudum, değiştirdim, yeniden okudum, yeniden yazdım. Benzer heyecan ve tecrübenin içinden geçen dostlara insanın sırtını dayaması hem hevesini hem de yazma cesaretini arttıyor.

Yazıya, yaratıcılığa, yogaya, hislere ve bilindik kalıpların dışındaki varoluş biçimlerine meraklı dostları bu çalışmayı yapmak üzere mutlaka Atölye Yeşil’e  bekliyoruz! Bazen günü geçirmek için küçücük bir yaratıcılık kıvılcımı yeter, siz de bilirsiniz.

Ayrıntılar şöyle:

Sense Writing 1, 23-24 Mayıs Salı ve Çarşamba günleri;
Sense Writing 2 ise, 27-28 Mayıs Cumartesi ve Pazar Atölye Yeşil’de.

Diğer ayrıntılar için yesilstudyo@gmail.com veya https://www.facebook.com/events/1386708598055701/

Sense Writing_1.png

Yoga mı yazıdan, yazı mı yogadan?” üzerine 7 yorum

  1. Belki yeri bu yazı altı değil, ama, son romanınızı okuyorum. Bitirmemek için yavaş yavaş… Ancak, bu sabah aklıma geleni paylaşmak istedim (naçizane) bu romandan 4 hatta 5 roman daha olurmuş, hatta her karakter ayrı bir roman gibi :)) !

    1. Tam da yeri aslında! Çok teşekkür ederim. Evet ben de 4-5 romanlık malzeme kullandım ki, ikinci, üçüncü, dördüncü defa da okurken keyif alın…

      1. Tabii yazar sizsiniz. Teşekkürler .Ayşe Kulin’in seri haline gelen Bora’nın Hikayesi, Handan…’i kastetmiştim. Sürüklerdi bizleri. 😊

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s