Yogada Hoca Yitirmek 7.Bölüm: Eve Dönüş

Foto: Aisha Harley

Υoga yolunu hocasız yürüyebileceğimi hiç düşünmedim. Hala da düşünmüyorum. En azından şimdilik. Güvendiğim, saygı duyduğum ve rehberliğine yüzde yüz teslim olduğum bir hocam var şimdi. Onunla yılda iki defa bir araya geliyor ve diğer zamanlarda bana verdiği ödevleri çalışıyorum. Sıkıştığım zaman ona yazıyor, muhakkak soruma bir yanıt alıyorum. İlişkimizin sınırları son derece net. Arkadaşlık, asistanlık, çömezlik gibi farklı ilişki modlarını aynı anda yürütmeye çalışmıyoruz. O hoca, ben ise yüzlerce öğrencisinden biri.

Bir gün gelecek belki yollarımız ayrılacak. Belki değil muhtemelen ayrılacak. Ben kendi orjinal sistemimi kurmak isteyeceğim. O bana kızacak, ya da serbest bırakacak. Kopuş nasıl olacak bilmiyorum. Doğal bir şekilde, acısız olmasını diliyorum. Ve yıllar yıllar sonra olmasını tabii ki. Daha öğrenecek çok şeyim var.

Hocalık eğitimindeyken birisi nize şöyle bir şey söylemişti: Yoga öğretmeye başladığınız zaman öğrencileriniz sizi sadece öğretmen olarak görmeyecekler. Siz onların terapisti, ana-babası ve hatta sevgililerinin yerine geçeceksiniz. Buna hazırlıklı olun ve sınırlarınızı baştan iyi çizin.

***

T. Hoca öğrencileri ile ilişkisinde sınılarını iyi çizen bir hoca değildi. Ayrılığın tadı T Hoca’nın hocam olarak kalacağına, terapistim, ev arkadaşım, dostum, abim, sırdaşım haline geldiği için de çok acılaştı.  Ondan açlığımı, mahrumiyetlerimi tatmin etmesini bekledim. Bekledim ama aslında bunu hiç dile getirmedim. Onun da bildiğini farz ettim. Farz etmek fena bir şey.

Ama sadece bu değil. Yani sadece takdir, beğenilme, sevilme, özel bir yere konma vs ihtiyaçlarımı tatmin ediyor diye bağlanmadım ben T. Hoca’ya. Bana açtığı yola da sevdalandım. Bazı hocalar insanın ruhunu şeffafmış gibi görebiliyor, tek kelimeleri ile bir ömür karanlıkta kalmış bir noktasınızı aydınlatabiliyorlar. Kör noktalarımızı bize gösterecek aynalar işte böyle hocaların, sağlam dostların veya güvenilir büyüklerin tarafından yüzümüze tutulur.

T.Hoca da bu insanlardan biri idi. Beni Tayland’daki manastır hayatımdan çıkarıp sahici insan ilişkilerine zorlaması, aşka, şefkate, yumuşamaya ve dolayısı ile yogaya nasıl da direndiğimi bir bir gözlerimin önüne sermesi bana verdiği hediyelerin sadece bir ikisi.

Sonrasında yaşadıklarımız ve takdir etmediğim davranışları ona karşı duyduğum sevgi ve şükran hislerini asla değiştirmedi. Kendine ve etrafına zararı büyük insanları, davranışlarından bağımsız sevebileceğimi de  bana T. Hoca öğretti.

Belki de bana verdiği en değerli hediye de bu idi.

***

Gelecekten o günlere baktığımda, yaşanmış bir tek tecrübenin bile ziyan veya yanlış olmadığını görüyorum. Yaşarken elbette ki pişmanlık, öfke, lanetleme hallerinden geçtim. O anın “öyle” değil de  “böyle” olması gerektiğini kendime tekrarlayıp durdum. Oysa şimdi buradan o vakitlere bakarken biliyorum ki,  o an tam da olması gerektiği gibi yaşandı. Geçmişin bir saniyesinde bile bir değişiklik olsaydı, mesela P.Hoca’nın Santa Fe’deki kursu iptal edilmeseydi, belki de şu andan bulunduğum Albina Press kahvesinde, karşımda Kokia ile bir masada oturmuş bunları yazmıyordum.

Dolayısı ile şu anda başımıza gelenler, aslında en iyisi. Sonraki adımı enine boyunca çok da düşünmeden atmak gerek. Gelecekten geçmişe bakınca görüyorum ki hayatımdaki keskin virajları inceden inceye düşünüp verdiğim kararlarda değil, hasbelkader attığım adımlarda almışım!

Bana öyle geliyor ki düzen incecik ipek iplikle örülmüş olağanüstü karmaşık ama mükemmel bir tığ işi örtüye benziyor.

***

Uçakta eve dönüyorum.

Göğüs kafesimde boşluk alanını epey genişletmiş ama yine de çoğunluğun oyları darlıktan yana. Eve dönünce karşılaşacaklarımdan korkuyorum. Hep korktum zaten. Başı sonu belli bir planım olmadan uçaktan inmekten, “eh sen şimdi ne yapacaksın”, sorularından daha şimdiden sıkılıyorum.

Olsun. Yanımdaki koltuk boş, yayılıyorum.

Cebimde print etmiş olduğum bir e-posta var. Zeynep Aksoy’dan gelmiş:

Sevgili Defne,

Biz bu yaz altı haftalığına Hindistan’a gitmek istiyoruz. Yokluğumuzda dersleri sana ve Mey’e bırakmayı konuştuk. Aklına yatarsa lütfen bizi ara. 

Ve sonunda David’in notu:

Bir de Cihangir Yoga web sitesinde bir yoga bloğu başlatmayı düşünüyoruz. Yazarı sen olur musun? 

Yorgun bacaklarımı uzatıp uyuyabilirm.

Yolum uzun çünkü.

Eve dönüyorum.

***SON***

Bu hikayenin devamı Mavi Orman'da!