Maneviyatta dahi Ataerkil

horoz

Foto: Kokia Sparis

Şimdi böyle bir erkek tipi çıktı piyasaya: Spritüel erkek. Bildiğimiz eski ataerkil-maçovari numaralara spritüel cilası çeken erkek.

Bildiğimiz eski numaralar nedir? İşte sadakatten öcü gibi korkmak, ilk kavganın akabinde kendini bir diğer kucağa atmak, sonra inkar etmek, sonra yalan söylemek, sonra sizin kollarınıza geri dönmek için ilan-ı aşklar etmek… Bir sonraki buhrana kadar sizi bulutlar üzerinde uçurup, ilk kavgada filmi başa sarmak. Bir türlü bağlanmaya, tek eşliliğe, evliliğe, söz vermelere gelememek… Bu arada yakanızı asla ama asla bırakmamak. Tam kurtuldum diye bir zafer turu atacakken kancayı takıvermek. Karşılıksız almak… Bir söz dahi veremeden almak, almak, almak…

Bu tip marifetleri olan bir erkek tipi var. Bu klasik model şehir kadınlarına yabancı değil. Hatta çoğumuz 20li yaşlarımızı bu klasik modelin koleksiyonunu yaparak  geçirdik. 30lu yaşlarda kabak tadı verdiğini hissettik, ama kancalarından takıldığımız oldu. 40lı yaşlarda da bu kancaya takılan çok kadın arkadaşım oldu, aklı selim, çok zeki kadınlar… Ben her seferinde kancanın ucunda çırpınan kendimmişim gibi yandım yakıldım.

Neyse benim dersim klasik modelden değil de bunun spritüel cilası atılmış olanından bahsetmek. Spritüel model de klasik ile aynı özellikleri gösteriyor ama arkasına dağ gibi bir söylemi almış olarak. O ki yoga, meditasyon ve daha nice New Age usülü kendini geliştir-aştır-taştır etkinliği ile iştigal ediyor ve tabii ki bu işleri hepimizden daha iyi biliyor. Daldan dala atladığı için bir tane öğretinin bile derinine giremiyor, bu ayrı bir konu, ya da belki de değil. Çünkü eli yüzü düzgün bir mistik sistemin derinine indiğinde karşılaşacağı manzaranın hoşuna gitmeyeceğini biliyor. Ya da seziyor. Kesinlikle kötü niyetli bir insan değil.

Kimsenin niyeti kötü değil zaten, herkes kendi yarasını koruma derdinde. Bu da ayrı bir konu.  Tabii bir de güya-gurular var. Bu modelin epey geliştirilmiş hali oluyor güya guru. Yoga dünyasında skandalsız gün geçmez oldu mesela. Siz daha bizim sıkıcı sıkıcı yerimizde oturduğumuz sanın. Ne dolaplar dönüyor…

Neye ileride bir gün güya-gurulara da gelir sıra elbet.

Velhasıl bu güya spritüel model sadakatsizliğini meşrulaştırmak için mesela ingilizcesi non-attachment olan bağımlılıktan bağımsızlaşma ilkesini bize hatırlatmayı sever. En sevdiği ilke budur kanımca. Oysa ki “non attachment” ilkesi bir insana sadakat sözü vermeyi engelleyen bir şey değil. Ve hatta cinsel enerjiyi sağa sola saçmayıp, idareli kullanmak; kıymetli, anlamlı ilişkilere kanalize etmek bütün mistik öğretilerin başını çekiyor. Hiç bir geleneksel mistik sistem “tek bir kadına bağlanma oğlum, bu amaç peşinde mümkün olduğun çok kadını koynuna al” gibi bir tavsiye vermiyor.

Ama bizim spritüel cilalı klasik model bunu böyle anlıyor. Zaten belki de böyle anladığı için bu işlere merak salmış. Ne de olsa yoga, meditasyon ve kişisel gelişim dünyası 1 erkeğe 10 kadının düştüğü mini sultanlıklar. Sadakat, söz verme, söz tutma gibi konularda yeterli olgunluğa erişmemiş, cinsel enerjisininin kölesi durumundan henüz sıyrılamamış erkekler için bir cennet aslında. Çünkü bir o kadar da kendi kıymetini bilmeyen, sınır çizmekten bihaber kafası karışık kadın var orada. Bir ilişkinin  yüzde elli sorumluluğu erkekte ise diğer yüzde ellisi de kadında. “Ay vallahi ben sevmekten başka bir şey etmiyorum, o hep benim kalbimi kırıyor” diyen taraf da hiç bir şey yapmayarak kalp kırıklığına meydan verdiği için karşısındaki kadar sorumludur ilişkinin geldiği noktadan. Bu konuyu daha ileride irdeleriz.

Hareme düşmüş sultan erkeğimize bakalım şimdi. Harem halkının diline pelesenk ettiği bir “şimdiki zamanı yaşama” mevhumu var. “Tek gerçek şimdi, şu an, en büyük şimdi, başka büyük yok” söylemi var. O da -çok af edersiniz- kıçından anlaşılmaya müsait bir konsept ne de olsa…

Onu da kat çorbaya. Oldu mu sana spritüel erkek?

Oldu oldu.

Öyle bir oldu ki kapanın elinde kalıyor.

Ne yapsın, onun da egosu var. Gider mi gider. Bu egonun ne menem bir şey olduğunu idrak edemiş ise henüz, spritüel sandığı çalışmaların o egonun emrinde gerçekleşen faaliyet zinciri olduğunu anlamayabilir.

Burada bir ara veriyorum. Çok alakalı değil ama bu spiritüel kelimesine biraz sinir oluyorum. Pek azımız tarafından bilinen türkçesi tinsel. Manevi de diyebiliriz. Müsade ederseniz bu noktadan sonra bu ikisini kullanalım. (Atlas Dergisi’nde çıkan bir yazımda “yoga tinsel bir çalışmadır” dedim diye çok fena saldırıya uğramıştım. Dinsel dediğim sanılmış. Dinsel değil, tinsel. Spiritüelin öz Türkçesi.)

Evet tinsel ya da manevi… Bu tip çalışmaların ilk adımıdır sadakat. Önce hocamıza sadakat sözü veririz, sonra o hocanın hocalarına, mistik sülalemize. “Sizden bana akan öğretiyi sulandırmandan, sızdırmadan, azimle çalışacağım” dersiniz. Bu söz bilinmeyene atılan bir adımdır. “Dur bir bakayım, hoşuma giderse devam ederim” mantığının ters ucunda durur.

Bilinmeyenin uçurumundan aşağı atlamak bütün dönüşümlerin başını tutar.

Sonra yine eski metinlerin bize hatırlattığı üzere yoga (ya da hangi tinsel çalışma ile tamama erme yoluna baş koyduysanız o sistem) ancak ilişkide yaşanır. Ben’in Öteki ile karşılaştığı yerde yoga başlar.

Ben’in öteki ile karşılaşması da öyle “kendimizi akışa bırakalım, bir miktar hoş beş edelim sonra ama sakın ola ki bağlanmayalım” ile özetlenecek bir durum değildir. Tinsel model erkeğimizi korkutmak istemem ama bu kendini keşif süreci evliliğe  benzer. İnsan kendi içine kapandığı yerde değil, ötekine açıldığı yerde kendini keşfeder. Kendi içimize kapandığımız o mağarada çünkü hep ama hep aynı film gösterilmektedir.

Evet Ben ile Öteki’nin buluşması bir düğündür. Resmi ya da imam nikahı değil, yürek nikahı kıyılması icab edilir. Sadece hoşbeş esnasında değil, kanlı ve ısdıraplı zamanlarda da yan yana olmaya verilen sözdür. Bilinmeyenin uçurumdan aşağı kendini beraber bırakmaktır. O düşüş anında karşındakinin aynasında gördüğün surettir.

Zaman denen o bilinmeze öteki ile dalabilmektir yoga.

Hayatı çalmak değil, paylaşmaktır.

Bu tinsel işler cesaret ister yani.

Non-attachment use yanlış anlaşıldığı şeyden çok başka bir şeydir. Onu da başka bir yazıda konuşuruz.

Hepinize çok sevgiler.

Defne

Bu yazı Diren İnsanlık, Türkçe Yazılar, Yaşama Dair, Yoga içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

15 Responses to Maneviyatta dahi Ataerkil

  1. Doğukan dedi ki:

    Merhabalar!

    “Spiritüel” ve Yoga yapan bir erkek olarak yazınızı büyük bir keyifle ama biraz da rahatsızlık duyarak okudum.

    Keyifle okudum çünkü; tam da “bağlanma/bağlanmama” konusunda düşüncelerimin çok güzel bir şekilde yazıya döküldüğünü gördüm. Arada sırada dönüp hatırlamak istediğim bir yazı kesinlikle.

    Rahatsızlık duydum çünkü bu hatalı “non-attachment” ilkesini kendine şiar edinenlerin sadece Yogilerimiz olduğuna katılmıyorum. Böyle Yoginilerimiz de var, maalesef.

    Tabii kadın/erkek paritesinin 10/1 olması sebebiyle bunu yapan sadece erkeklermiş gibi görünüyor, diyecek bir şey yok. Ama yine de gönül isterdi ki bunu cinsiyete indirgemeden her iki tarafı da kapsayacak şekilde ele alabilsek.

    Kaleminize sağlık,
    Namaste.

    • kalemtıraş dedi ki:

      Sevgili Doğukan,

      Sözlerin için çok teşekkür ederim. Non Attachemnt ilkesini öne sürerek bağlanmaktan kaçan kadınların hikayelerini dinlemek isterim. Paylaşmak istersen bana info@defnesumanyoga.com adresine yazabilirsin. Genel olarak söyleyebileceğim, erkek olsun kadın olsun bu ilkeyi ya da başka bir şeyi öne sürerek bağlanmaktan kaçıyorsa o ilişkiyi istemiyordur. Hepimiz biliyoruz ki hayatı beraber yaşamayı arzu ettiğimiz bir insan karşımıza çıkınca bütün engeller ve ilkeler bir anda yerle bir oluyor.
      Sevgiler,

      Defne

  2. ozgurzeytin dedi ki:

    Ha ha, çok güldüm bu yazıya. Şahane olmuş tabirler. “Onu da kat çorbaya. Oldu mu sana spritüel erkek? Oldu oldu. Öyle bir oldu ki kapanın elinde kalıyor.”

    5h4rflilerde bu modelin solcu versiyon için bir tartışma dönüyordu, okumuş muydun?
    http://www.5harfliler.com/dar-alanlari-genisletmek-icin-bu-adamlari-ne-yapmali/

    • kalemtıraş dedi ki:

      Şİmdi okudum. Çok teşekkürler. Hiç de haberim yoktu bu olaylardan. Aynı zamanlarda aynı meselenin çoğumuzun canına tak demesi de ilginç bir kozmik gelişme!

  3. obsesif dedi ki:

    çok eğlenceli olmuş. sürekli sakız haline getirilen farkındalık kelimesi de bu kesimin araçlarından. mizahi olarak bu yazının zıddı bir benzerini seneler önce derki’de hakan sonsuz çeliktaş yazmıştı. o da eğlenceli:
    http://www.derki.com/komik/spirituel-kadin-nasil-tavlanir

  4. Dılara Bas dedi ki:

    Bu yazı gercekten harika olmus

  5. Gülhan dedi ki:

    Bir ‘plaza çalışanı’ modern maço arkadaşım (klasik modele uyuyor kendisi) yogaya başladığımı duyunca, ‘ben de geleyim seninle, çok kadın vardır şimdi orda’ demişti. ve şaka yapmıyordu, çok ciddiydi. Dilim tutulmuştu…Duyan da yıllarca kadın yüzü görmediğini sanır.

  6. Sadakat dedi ki:

    Sadakat bir anlaşma bir mutabık olma durumudur. iki kişinin arasında ki anlaşmazlığın genelleştirilmiş bir yazıya dönüşmesi ilginç.

  7. gözde akış dedi ki:

    Bir sözle kim sevgilisine ulaştı? Kim bir gonca ile bahara erişti?
    Hiç zahmetsiz define bulunur mu? Çok kimse zahmet çektiği halde defineyi ele geçiremedi
    Hiç güzele kavuşmak söz ile olur mu? Lütfet de bu sözü bir daha söylemeTaç başını ortaya koyanlar içindir. Sen de bu yolda başını verirsen baş olursun.
    Hüsn’e nikâhlanmanın değeri fazladır; önce senin kimyayı bulman gerekli
    Durma, kalp ülkesine doğru yola çık, Kalb’in yoluna canını, başını koy
    O şehirde bir iksir bulunurmuş; yolu çok tehlikeli ve belalıymış
    Oradaki iksiri ele geçir; işte, gel burada Hüsn’e kavuş
    Aşk bu müjdeden sevindi. Coşkunluğundan üstünü başını parçaladı
    Hemen Kalp ülkesinin yolunu soruşturdu ve Kalb’in gidilip gelinen yolunu tuttu

    Galib Dede

  8. Balasana dedi ki:

    Bence hepimiz çok aceleciyiz, pek tabi ki yoganın tinsel (sipiritüel) bir yanı var. Ama aslolan yoga bedende ve pratikte, pratikte belli bir seviyeye gelinmeden takınılan tinsel tavır yavan kalıyor. Benim aklım almıyor 92 yaşındaki guru, ” I am still progressing” derken, burada 20 li yaşta insanlar “ileri seviye” yoga eğitimi vermeye cesaret ediyorlar. Bir kere biyoloji müsait değil daha hoca olmaya… Şehir Yogası tinselleşmeye çalışırken ne kadar yozlaştı, herkes “farkında”, O kadar farkındaki, yoga yetmedi bize, şimdi deconstruct etmeye başladık. Böyle bir ortamda, tinsel çokeşli yogik erkek modeli de hiç süpriz değil.

  9. Anonim dedi ki:

    Çok anlamlı bir yazı, sprituel cilası harika bir benzetme:)

  10. ozgurzeytin dedi ki:

    Defnecim, bu aralar dönen tartışmalarda kafası karışana bu yazıyı okuyun diyorum. Adam taciz yaptı mı etti mi bilemem, ama çevresindekilerle böyle abuk bir ilişki içinde olduğu kesin. Hani bir laf varmış, arkan kalabalık diye coşma seni takip mi ediyorlar, kovalıyorlar mı bilemezsin diye, o hesap.

    • kalemtıraş dedi ki:

      Doğru dedin. Kafası karışanlara bir de Yoga’da Hoca Yitirmek serisini tavisye edebilirsin. O da aynı minval….Desteğin için teşekkürler!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s