Yoga ve Kadınlar

 

cropped-securedownload.jpg

YOGA ve KADINLAR

Bugün dünyaki yoga yapan insanların ezici çoğunluğunu kadınlar oluştursa da, yoga geleneğinin kadınlara özel haller için yaptığı uyarılar ve öneriler çok az sayıda hoca tarafından öğrencilere aktarılıyor. Oysa geleneksel yoga metinleri ve o metinlerin derinlemesine çalışmış ustalar, yoganın kadınlar ve erkekler tarafından aynı şekilde uygulanamayacığını hem kitaplarında, hem de konuşmalarında defalarca tekrarlamışlar.

Kadınların hayat döngülerini erkeklerden farklı kılan üç tane olay var: Mensturasyon, hamilelik ve menapoz. Bu üç hâl Hatha Yoga ile dönüşen, düzenlenen bedenin iç enerjisini doğrudan etkilediği için bahsi geçen dönemlerde yoga-asana çalışmasında kadınların değişiklik yapması icab ediyor.

Hamilelik döneminde kadınların uygulamalarını nasıl yeniden düzenleyeceklerine dair kaynaklar, dersler mevcut. Mensturasyon döneminde yapılması gerekenler ise şaşırtıcı derecede az sayıda kadın tarafından biliniyor ve uygulanıyor. Bazı hocalar regl halindeki kadınların sadece ters duruşlardan uzak durmalarının yeterli olduğunu söyleseler de işin doğrusu (hem Ayurveda hem Hatha Yoga metinleri tarafından altı çizile çizile belirtilen) kadınların regl oldukları günler boyunca yoga-asana, meditasyon, ilahi okuma gibi iç enerjiyi kalbin yukarısına çıkartacak faaliyetlere ara vermeleri gerektiği.

Menstrurasyon dönemi biz kadınlar için biz temizlenme süreci. 4-5 günlük bir sürede attığımız kan pek çok toksin yüklü. Toksinlerinden arınan beden her ay yeni, taze kan üretebiliyor. Genel olarak sağlık, ama özellikle kadınların sağlığı kanlarının sağlığı ile ölçülüyor. Kanımız sağlıklı ise iç organlarımıza, doku ve hücrelerimize sağlıklı enerji taşınıyor.

Ben yogadan önce regl olduğum dönemlere hiç aldırmazdım. Çok şükür regl dönemlerim ağrısız, sancısız geçtiği için ben orkidi taktığım gibi (hiç bir zaman tamponcu olamadım) baleye, yüzmeye, dans etmeye çıkardım. Lisedeyken regl olduğumuz günler beden eğitimi dersine girmeme hakkımız vardı, onu bile kullanmazdım. (Hem o zamanlar nasıl kanardık!) Dolayısıyla, yogaya başladığım hafta regl olduğumda hiç aldırmadım. Hocalarıma söyleme ihtiyacını bile görmedim. Onlar da bu konuda bizi uyarmadılar. Bir haftalık yoğun kursun üç gününde ben şakır şakır regl oluyor, asana, prayanama, mediyasyon ve Allah daha ne verdiyse yoga başlığı altında hepsini yapıyordum.

Büyük yanlış!  Bir ay sonra bir şeylerin ters gittiğini hisseder oldum. İki ay sonra hala regl olmamıştım. Aradan üç, dört, beş ay derken tam iki yıl geçti, benden bir damla kan akmadı. Hocalarım durumun hiç hayra alamet olmadığını söyleseler de regl sırasında yaptığım yoganın bu durumdan sorumlu olabileceğini düşünmediler. (Zaten ben onlara söylememiştim ki, nereden aklı edecekler?) Doktorlar da bir anlam veremediler, herşey yolunda görünüyordu içeride. Hindistan’daki bazı -afedersiniz- gerizekâlı sözde hocalar reglimin kesilmesinin maneviyatın ileri bir safhasına  işaret ettiğini, ancak kanaması kesilen kadınların pranayı (iç enerji) yükseltip samadi (Yoga’da aydınlanma) aşamasına geçebileceğini zırvaladılar.  Daha fenası ben onlara inandım. İnandım ve sonraki yıllar boyunca durumumu yanımda çaılıştığım hocalara söylemedim bile.

Reglimin kesildiği iki yıl boyunca yüzüm ergenlikte sivilcelenmediği kadar sivilcelendi. Devamlı bir pms halindeki sinirlerim laçka, hormonların egemenliğinde bir duygudan diğerine savrulur oldum. Canım her akşam tatlı istiyor, bir tatlı bitmeden diğerine aşermeye başlıyordum. Aniden kilo verip, verdiğimin iki katı kadar kilo alıyordum. Libido sıfırlanmış, bir tabak makarnayı iyi bir sevişmeye tercih edecek duruma gelmiştim. Atamadığı kan ve toksin ile dolmuş bedenim ile zihnimi etrafta saatli bomba gibi taşıyordum.

Nihayet Aştanga yogaya başladığımda birisi bana regl sırasında yoga yapılmayacağını söyledi. “No problem”, dedim. “Ben zaten regl olmuyorum. Her gün yoga yapabilirim.”  Yine Hindistan’da gördüğüm itibarlı tepkiyi bekliyordum Aştanga hocamdan. Tabii cevabı hiç de sandığım gibi gelmedi. Soruların ardı arkası kesilmiyordu. Ne kadardır regl olmuyordum? Doktor ne demişti? Nasıl başladığını hatırlıyor muydum? O sordukça ben de -nihayet- durumun vehametini kavramaya başladım. Söylediklerimi dinleyen hocam bana özel bir seri gösterdi ve ilk damla geldiği anda yoga, meditasyon vs ne varsa hepsinden el ayak çekmem söylendi. İki ay sonra yeniden regl olmaya başladım. Sivilcelerim yok oldu, balon gibi şişmiş yüzüm indi, elmacık kemiklerim belirdi. Kanım temizlendi.

O gün bugündür regl olduğum günlerde yogaya mola vermenin ne kadar önemli olduğunu anladım. Kimi zamanlar reglim en pahalı, en nadir ve kısa dönemli eğitimin en can alıcı günlerine denk geldi. Gittim, sınıfın en arkasında oturup dersi seyretmekle yetindim. Bu vücut benim ve ona iyi bakmak benim sorumluluğum. Bilgisizlikten ve aptallıktan yapılan yanlışların, bedenin doğal döngüsüne karşı çıkışların hesabının şimdi değilse bile, ileride, hamilelik ve menapoz dönemlerinde kesileceğini artık iyi biliyorum.

Regl başlamadan önce yumurtalıklar etrafında şişkinlik meydana geldiği için karna baskı yapan mayurasana ve udiyanabandha hareketlerin bırakılması gerekiyor.  Bu durum hamile ve hamile kalmak isteyen kadınlar için de geçerli. Regl bittikten sonra (5. veya 6. gün) yogaya geri dönüşümüz de yavaş yavaş olmalı. Ayakta yapılan kısa bir seriden sonra, sırtı, göğsü ve karnı destekleyen minderler yardımı ile yapılan hafif bir restoratif seri. Kanı kesen derin burgular (twistler) ile, iç ısıyı arttıran hanumasana, kaundinyasana gibi hareketlere de geçiş ise iyice ağırdan alınmalı. Mayurasana, udiyanabanda kanama tamamen bittikten sonra verilen bir günlük aradan sonra uygulanmaya başlamalı.

Bu arada Ayurveda, yoganın kadınlar tarafından nasıl uygulanması konusunda zengin bilgiler içeren bir alan. Benim şahsi görüşüm, ciddi bir yoga öğrencisinin az biraz Ayurveda bimesi yolunda. Yoga felsefesinde 25-50 yaş arası yaşanan hayat dönem hayata en çok dahil olduğumuz, aile kurup çocuk yaptığımız, iş güç sahibi olup hayata, insanlığa katkı sağladığımız, tabiri yerindeyse dünyaya çeşnimizi bıraktığımız  yıllar.  Bu dönemde yoga çalışmamız ağırlıklı olarak asana (fiziksel hareketler) ve bu dönemin ikinci yarısında başlamak üzere pranayama (nefes çalışmaları oluşmalı. Asana ve pranayama iç enerjiyi düzenleyip, organlarımızın sağlığını korumamızı sağlıyor.  

Ayurveda (Hayat Bilgisi) asanaların bedeni ve iç organları nasıl etkilediğine dair zengin bilgiler içeren bir alan. Agni (sindirimi sağlayan ve bedenin ısınmasını sağlayan ateş) nin arttırılması ve düzenlenmesi, mensturasyondan, döllenmeye, hamilelikten  menapoza kadar bir çok kadınlık halinin sağlıklı ve sorunuz yaşamamızı sağlıyor. Agniyi nasıl koruyup, nasıl besleyeceğimiz Ayuveda metinleri tarafından etraflıca anlatılıyor. Pitta, vata, kapha gibi maddenin ateş, hava, su yapısını belirleyen elemanların, bedeni nasıl etkilediği de, hangi asanaların hangi maddeyi düzenlediği gibi bilgileri de Ayurveda ile elele giden iyi bir Hatha Yoga eğitiminde öğrenilebilir.

Şimdilik bu kadar…Sorularınızı lütfen yazın. Sizin sorulardan yeni konulara yelken açacağımıza eminim.

Sevgiler,

Defne S.

Yoga ve Kadınları konusunda daha kapsamlı bilgi edinmek için:

Emma Balnaves, Yoga for Women

Bu konuda yapılmış yorumlara ve sorulmuş sorulara cevaben aklıma gelen bir kaç noktayı aşağıya yorum olarak yazdım.

Maneviyatta dahi Ataerkil

horoz
Foto: Kokia Sparis

Şimdi böyle bir erkek tipi çıktı piyasaya: Spritüel erkek. Bildiğimiz eski ataerkil-maçovari numaralara spritüel cilası çeken erkek.

Bildiğimiz eski numaralar nedir? İşte sadakatten öcü gibi korkmak, ilk kavganın akabinde kendini bir diğer kucağa atmak, sonra inkar etmek, sonra yalan söylemek, sonra sizin kollarınıza geri dönmek için ilan-ı aşklar etmek… Bir sonraki buhrana kadar sizi bulutlar üzerinde uçurup, ilk kavgada filmi başa sarmak. Bir türlü bağlanmaya, tek eşliliğe, evliliğe, söz vermelere gelememek… Bu arada yakanızı asla ama asla bırakmamak. Tam kurtuldum diye bir zafer turu atacakken kancayı takıvermek. Karşılıksız almak… Bir söz dahi veremeden almak, almak, almak…

Bu tip marifetleri olan bir erkek tipi var. Bu klasik model şehir kadınlarına yabancı değil. Hatta çoğumuz 20li yaşlarımızı bu klasik modelin koleksiyonunu yaparak  geçirdik. 30lu yaşlarda kabak tadı verdiğini hissettik, ama kancalarından takıldığımız oldu. 40lı yaşlarda da bu kancaya takılan çok kadın arkadaşım oldu, aklı selim, çok zeki kadınlar… Ben her seferinde kancanın ucunda çırpınan kendimmişim gibi yandım yakıldım.

Neyse benim dersim klasik modelden değil de bunun spritüel cilası atılmış olanından bahsetmek. Spritüel model de klasik ile aynı özellikleri gösteriyor ama arkasına dağ gibi bir söylemi almış olarak. O ki yoga, meditasyon ve daha nice New Age usülü kendini geliştir-aştır-taştır etkinliği ile iştigal ediyor ve tabii ki bu işleri hepimizden daha iyi biliyor. Daldan dala atladığı için bir tane öğretinin bile derinine giremiyor, bu ayrı bir konu, ya da belki de değil. Çünkü eli yüzü düzgün bir mistik sistemin derinine indiğinde karşılaşacağı manzaranın hoşuna gitmeyeceğini biliyor. Ya da seziyor. Kesinlikle kötü niyetli bir insan değil.

Kimsenin niyeti kötü değil zaten, herkes kendi yarasını koruma derdinde. Bu da ayrı bir konu.  Tabii bir de güya-gurular var. Bu modelin epey geliştirilmiş hali oluyor güya guru. Yoga dünyasında skandalsız gün geçmez oldu mesela. Siz daha bizim sıkıcı sıkıcı yerimizde oturduğumuz sanın. Ne dolaplar dönüyor…

Neye ileride bir gün güya-gurulara da gelir sıra elbet.

Velhasıl bu güya spritüel model sadakatsizliğini meşrulaştırmak için mesela ingilizcesi non-attachment olan bağımlılıktan bağımsızlaşma ilkesini bize hatırlatmayı sever. En sevdiği ilke budur kanımca. Oysa ki “non attachment” ilkesi bir insana sadakat sözü vermeyi engelleyen bir şey değil. Ve hatta cinsel enerjiyi sağa sola saçmayıp, idareli kullanmak; kıymetli, anlamlı ilişkilere kanalize etmek bütün mistik öğretilerin başını çekiyor. Hiç bir geleneksel mistik sistem “tek bir kadına bağlanma oğlum, bu amaç peşinde mümkün olduğun çok kadını koynuna al” gibi bir tavsiye vermiyor.

Ama bizim spritüel cilalı klasik model bunu böyle anlıyor. Zaten belki de böyle anladığı için bu işlere merak salmış. Ne de olsa yoga, meditasyon ve kişisel gelişim dünyası 1 erkeğe 10 kadının düştüğü mini sultanlıklar. Sadakat, söz verme, söz tutma gibi konularda yeterli olgunluğa erişmemiş, cinsel enerjisininin kölesi durumundan henüz sıyrılamamış erkekler için bir cennet aslında. Çünkü bir o kadar da kendi kıymetini bilmeyen, sınır çizmekten bihaber kafası karışık kadın var orada. Bir ilişkinin  yüzde elli sorumluluğu erkekte ise diğer yüzde ellisi de kadında. “Ay vallahi ben sevmekten başka bir şey etmiyorum, o hep benim kalbimi kırıyor” diyen taraf da hiç bir şey yapmayarak kalp kırıklığına meydan verdiği için karşısındaki kadar sorumludur ilişkinin geldiği noktadan. Bu konuyu daha ileride irdeleriz.

Hareme düşmüş sultan erkeğimize bakalım şimdi. Harem halkının diline pelesenk ettiği bir “şimdiki zamanı yaşama” mevhumu var. “Tek gerçek şimdi, şu an, en büyük şimdi, başka büyük yok” söylemi var. O da -çok af edersiniz- kıçından anlaşılmaya müsait bir konsept ne de olsa…

Onu da kat çorbaya. Oldu mu sana spritüel erkek?

Oldu oldu.

Öyle bir oldu ki kapanın elinde kalıyor.

Ne yapsın, onun da egosu var. Gider mi gider. Bu egonun ne menem bir şey olduğunu idrak edemiş ise henüz, spritüel sandığı çalışmaların o egonun emrinde gerçekleşen faaliyet zinciri olduğunu anlamayabilir.

Burada bir ara veriyorum. Çok alakalı değil ama bu spiritüel kelimesine biraz sinir oluyorum. Pek azımız tarafından bilinen türkçesi tinsel. Manevi de diyebiliriz. Müsade ederseniz bu noktadan sonra bu ikisini kullanalım. (Atlas Dergisi’nde çıkan bir yazımda “yoga tinsel bir çalışmadır” dedim diye çok fena saldırıya uğramıştım. Dinsel dediğim sanılmış. Dinsel değil, tinsel. Spiritüelin öz Türkçesi.)

Evet tinsel ya da manevi… Bu tip çalışmaların ilk adımıdır sadakat. Önce hocamıza sadakat sözü veririz, sonra o hocanın hocalarına, mistik sülalemize. “Sizden bana akan öğretiyi sulandırmandan, sızdırmadan, azimle çalışacağım” dersiniz. Bu söz bilinmeyene atılan bir adımdır. “Dur bir bakayım, hoşuma giderse devam ederim” mantığının ters ucunda durur.

Bilinmeyenin uçurumundan aşağı atlamak bütün dönüşümlerin başını tutar.

Sonra yine eski metinlerin bize hatırlattığı üzere yoga (ya da hangi tinsel çalışma ile tamama erme yoluna baş koyduysanız o sistem) ancak ilişkide yaşanır. Ben’in Öteki ile karşılaştığı yerde yoga başlar.

Ben’in öteki ile karşılaşması da öyle “kendimizi akışa bırakalım, bir miktar hoş beş edelim sonra ama sakın ola ki bağlanmayalım” ile özetlenecek bir durum değildir. Tinsel model erkeğimizi korkutmak istemem ama bu kendini keşif süreci evliliğe  benzer. İnsan kendi içine kapandığı yerde değil, ötekine açıldığı yerde kendini keşfeder. Kendi içimize kapandığımız o mağarada çünkü hep ama hep aynı film gösterilmektedir.

Evet Ben ile Öteki’nin buluşması bir düğündür. Resmi ya da imam nikahı değil, yürek nikahı kıyılması icab edilir. Sadece hoşbeş esnasında değil, kanlı ve ısdıraplı zamanlarda da yan yana olmaya verilen sözdür. Bilinmeyenin uçurumdan aşağı kendini beraber bırakmaktır. O düşüş anında karşındakinin aynasında gördüğün surettir.

Zaman denen o bilinmeze öteki ile dalabilmektir yoga.

Hayatı çalmak değil, paylaşmaktır.

Bu tinsel işler cesaret ister yani.

Non-attachment use yanlış anlaşıldığı şeyden çok başka bir şeydir. Onu da başka bir yazıda konuşuruz.

Hepinize çok sevgiler.

Defne

Kadınlar Nasıl Ölürler?

https://seresysimios.wordpress.com
https://seresysimios.wordpress.com

Türkiye’de kadınlar en çok cinayete kurban giderek ölüyorlar.

Hastalık, trafik kazası, yaşlılık değil de cinayet.

Ve bu cinayete kurban giden kadınların büyük çoğunluğu sevgilileri, eşleri ya da aileleri tarafından öldürülüyor.

* Türkiye’de kadın cinayetlerinin sayısı yedi yılda %1400 arttı. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de kadınlara yönelik cinayet oranı son istatistiklere göre 2002 ile 2009 yılları arasında %1400 artış gösterdi. 2002 yılında öldürülen kadın sayısı 66 iken bu rakam 2009’ın ilk yedi ayında 953’e çıktı. Resmi kayıtlara göre, 2003’te 83, 2004’te 128, 2005’te 317, 2006’da 663, 2007’de 1011, 2008’de ise 806 kadın cinayete kurban gitti. (http://bianet.org/bianet/kadin/132742-kadin-cinayetleri-14-kat-artti)

***

Şimdi belki bu sayıları dehşet içinde okuyorsunuz. Benim gibi her seferinde kanınız çekiliyor, omuzlarınız düşüyor, kötülüğün gücü karşısında yaşam gücünüz elinizden alınmış gibi oluyorsunuz. Ama bir yandan da kendinizi güvende hissediyorsunuz. Bana böyle şeyler olmaz, diyorsunuz. Erkek cinayetlerine kurban giden kadınlarla aranızda bir fark olduğunu düşünüyorsunuz. Belki kendinizi “onlara” göre daha modern, daha özgür, ve hatta kim bilir için için belki daha akıllı buluyorsunuz. Sevgilinizin, eşinizin o kasap heriflerle ortak bir yanı olmadığına eminsiniz.  Bir “Bizler ve Ötekiler” dünyası yaratıp, orada güvende olduğunuzu düşünüyorsunuz.

Belki gerçekten öylesiniz. Sizi, kendini ve hayatı seven, düşünceleri ile duygularını ayırmayı bilen, benliğini, başarısını ve namusunu öteki ve ötekinin davranışları üzerinden değil de, kendi iç gücünden kuran dürüst, özgüvenli insanların kollarındasınız. O zaman ne kadar şanslı olduğunuzu bilin.

Ama belki siz de tehdit altındasınız ve bunun farkında değilsiniz.

O zaman lütfen okumaya devam edin.

Evet, belki sevgiliniz onu terk ettiniz diye kapınıza dayanıp sizi öldürecek bir adam değil,  ama onun yerine içinizdeki bir şeyleri, bir ihtimal kendinize güveninizi, bir ihtimal yaşama sevincinizi, bir ihtimal hayallerinizi hunharca ya da ustaca öldürecek. Ve ben bu yazı boyunca iddia edeceğim ki, eşini/sevgilisini öldüren/yaralayan erkek ile onun özgüvenini öldüren/yaralayan erkek aynı spektrum üzerinde birbirlerinden bir kaç derece açı ile uzak durmaktadırlar. Sadece ve sadece bir kaç derece. O bir kaç derece bir hamlede yutulabilir.

Ve biz, bir yandan gazetelerde okuduğumuz zavallı kadınların hikayelerine ağlar, diğer yandan kendi erkeklerimizin hatalarını durmadan ve durmadan affederken, o küfrettiğimiz kasap herifleri (yüceltmiyorsak bile) yeniden ve yeniden ürettiğimizi fark etmeden sevmeye devam ederiz .

Öldüğümüzü bilmeden ölürüz aslında.

***

Konu başlığımız “Sevgilinizin Psikopat Olduğunu Nasıl Anlarsınız?”olacaktı ama yazının sonuna gelince yeni bir başlık istedi benden. Biz yine de şimdi psikopat nedir, kime denir, oradan başlayalım.

Karısını boşanmak istedi diye, sevgilisini kendi ile evlenmek istemedi diye öldürme hakkını kendinde gören erkek, psikiyatri terminolojisini kullanacak olursak, evet, psikopati sendromundan mustariptir.

Psikopati, psikiyatride empati ve vicdan eksikliği ile karakterize edilen bir kişilik bozukluğu olarak tanımlanıyor.

Duydunuz mu? Empati ve vicdan eksikliği.

Empati nedir? Ona bakalım şimdi:

“Empati veya eşduyum, bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir.”

Benim bu tanımdan anladığım şöyle bir şey:

Birisinin eline iğne batırıyorsunuz ve onun ne hissettiğini aşağı yukarı biliyor (kendi tecrübenizden yola çıkarak) ve hatta belki acısını kendi teninizde hissediyorsunuz.

Empati eksikliği bu hissin varolmadığı durumlar.

Erkek kadını aldatıyor ve onun acısını anlamıyor. Empati eksikliği kendi zevkine odaklanmış insanlarda iyice yükseliyor ki zaten psikopatı psikopat yapan başlıca özelliği de dünyayı kendi çevresinde dönen bir şey sanması. Psikopatlar egosantrik ve narsist oluyorlar. Peki başka ne oluyorlar? Gelin psikopatların genel özellikleri için kaynaklar* ne diyor bir  bakalım:

1.Empati ve vicdan eksikliği

2. Egosantrik ve narsist eğilimler

3. Kendi davranışlarının sorumluluğunu almamak.

4. Kontrolsüz, aniden parlayan davranışlar. İstediği yerine gelmeyice obsesifleşme.

5. Düşünceleri duygulardan ayıramama. Düşünceye duygusal olarak bağlanma. İnsanlarla sahici bir bağ kuramama

6. Gerçekci uzun dönem plan eksikliği

7. Parazit olarak yaşama (işlerini hep başkalarına yaptırma)

8. Manipülasyon- İnsanları parmağında oynatma

9. Suçunu kabul ya da fark etmemek.

10. Cinsel tatminsizlik, kısa dönemde çok sayıda cinsel partner değiştirme, aldatma.

11. Zeka ve karizma.

12. Patalojik olarak yalan söyleme.

13. Aklın sınırlarının ötesine geçememe.

14. Antisosyallik

15. İntihar tehditleri (nadiren yerine getirilen)

16. Tecrübeden ders alamama ve kendini geliştirememe

***

Uzun lafın kısası psikopatları o kadar da ötekileştirmemek lazım.

Hepimizin hayatından bir kere geçmiştir bir psikopat. Onu tamir etmeye, iyileştirmeye, sevmeye çalışmışızdır. O bizi aldatmıştır. Sonra inkar etmiş, yalanlar söylemiş, inkar imkansız hale gelince yalvarmış ve hatta yeminler etmiştir ki bir daha aldatmayacağına. Onun da bir hikayesi vardır. Bir kere dinlemenizi istemiştir. Dinlerseniz ikna olacağınızı bilir. Oyununu da çok iyi bilir zaten. Ama bu arada siz –haşa- başka bir adama göz çevirdiyseniz haliniz bitiktir. Eteğinizin boyu, göğüs dekolteniz, türbanınızın rengi, makyaj yapıp yapmayacağınız onun onayını alır. Sizin hikayeniz varsa bile, ona kulak veren yoktur. Bir psikopatın hayatında ne sizin, ne de başkasının hikayesine yer vardır. (çoğu roman okumaz bu yüzden) O hayatta sadece kendi hikayesi anlatılır. Önce annesi tarafından eşe dosta, sonra kendisi, en son da sizin tarafınızdan bu hikayenin yüceltilmesini ve dünya aleme anlatılmasını bekler.

Onunki yerine kendinizinkini anlatırsanız hırçınlaşır, susturur. Çünkü sizin kendinize güveniniz onun varlığına bir tehdittir. Bağımsızlığınız ise onun ölüm fermanıdır. Öz güveni tam bağımsız kadınlar bu yüzden onun gözünde ya çirkindir ya da orospu. Özgüveniniz nice aşağılama, münakaşa, alay ve inceden dalga geçme ile özenle dövülür. Özgüveninizi dövüle dövüle hala ölmediyse, sizi öldürebilir. Bunu da cümle alem onaylar. Erkekliğe hakaret maddesinden suçu hafifler, bir kaç yıl yatar çıkar, yeni birini bulur.

***

Bazı kadınlar psikopatlarla zorla evlendirilir.

Bazı kadınlar bilerek ve isteyerek psikopatların kollarına atarlar kendilerini.

Psikopattan paçasını kurtaramayan kadınların canları silahla alınmamışsa eğer, ruhları muhakkak sözle ellerinden alınacaktır.

Her iki durumda da yani, psikopattan paçasını kurtaramayan kadınlar ölürler.

*Hervey M. Cleckley- Psikopatinin 16 temel özelliği.