Gün 5

#glütensizşekersizkırkgün
Gün 5
Bugün ilk defa canım çok fena çikolata çekti. Bunun için de bir adet havuç yedim. Bugüne kadar meyve bile yememiştim. Şeker isteği (ihtiyacı diye bir şey yok, isteği var) yedikçe azalacağına çoğalan bir şey. O istek geldiğinde yemediğimizde yavaş yavaş geçiyor. Bir de bir bilge beslenme uzmanı bana demişti ki şeker isteği aslında susuzluk alametidir. Bir bardak su iç. Ben de havucun üzerine su içtim. Çikolata hayalleri suya karıştı gitti.
Bir de bugün 10km bisiklete bindim. Hiç de enercik filan hissetmiyorum kendimi Perişan yorgunum hatta. Ama ilk hafta beklenen bir şey yorgunluk. Detoks. Toksinler yüzeye çıkıyor. Su içip içip onları atmak lazım.
Aklıma bir şu geldi:
Azaltmakla bırakmak arasında çok büyük bir fark var.
Öğrencilerime hep söylediğim gibi bir şeyi yüzde 99 yapmakla yüzde 100 yapmak arasındaki farkı yaşayınız.
Bu konuda da yarın konuşuruz.
Siz ne yapıyorsunuz?

IMG_0084

Glutensiz Şekersiz Kırk Gün 2

food 1
Photo: Aisha Harley

#glutensizsekersiz40gün.

Bugün kırk günlük glütensiz ve şekersiz beslenme rejiminde ikinci gün. FaceBook aracılıyla pek çok okur bu kırk günü benimle beraber geçirmek istediklerini yazdılar. Siz de istediğiniz noktada trene atlayabilirsiniz.

Bugün ikinci gün. Kırk gün boyunca içinde glüten maddesi olan gıdalar ile taze meyve dışında şekerin her türlüsünden uzak duracağız.  Dünkü FaceBook paylaşımını da buraya koyuyorum. Bundan sonra hem blogdan hem FaceBook’dan beni takip edebilirsiniz.

Bir şey fark ettim: Bu kırk gün glütensiz, şekersiz besleneceksem hiç ama hiç aç kalmamam gerekiyor. Açlık anında gözüm dönüyor. Zevk düşkünü zihnimin kölesiyim o anda. O yüzden mideler hep dolu olsun. Çünkü sokakta aniden acıkırsak (ki bana bu sabah oldu) etrafımızda kırk günlük kürümüze uygun bir şeyler bulmamız zor olabilir.

Tecrübelerimi ve bildiklerimi buradan paylaşacağım. Beslenme uzmanı değilim o yüzden buraya yazacağınız her türlü yeni bilgiyi,  düzeltmeyi ve kişisel yorumlarınızı merakla bekliyor olacağım.

Ben her bünyenin kendine en iyi geleni deneye yanıla bulacağına inanıyorum. Glütensiz beslenmeyi denemiştim. Beş yıl önceydi. İlk kırk gün çok zor geçmişti ama bir alıştıktan sonra özellikle beyaz un içeren besinlerin yenilir şeyler olduğunu bile unuttum diyebilirim. Bütün mesele zihni programlamakta sanırım.

Bu arada glüten ile şeker arasında dağlar kadar fark var. İkisinden aynı anda vazgeçiyorum diye aynı şey sanılmasın. Glüten buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi tahılların içinde bulunan bir (aslında iki) cins protein. Bu protein bağırsakların iç çeperine yerleşip enflamasyon yaratıyor. Kimi bağırsak bu maddeyi kolayca eritip temizlerken, kimi bağırsak gluten karşısında güçsüz kalıyor. O zaman da bu proteinler bağırsakların iç çeperinde bir duvar örmeye başlıyorlar. Bu duvarı biz dışarıdan karın şişliği, gaz veya karın serliği gibi algılayabiliriz. Belki de glütene karşı bir hassasiyettir. Bir bırakıp görebiliriz. (Benim glütensiz geçen iki yılımda karnım hem minicik, hem de yumuşacıktı.)

Bu arada önemli bir bilgi: Glütensiz beslenme çok hızlı kilo verdiriyor. Zaten zayıfsanız, bünye zaten yeterince besin alamıyorsa kesinlikle tavsiye etmiyorum. Ayrıca glüten hassasiyeti bulunmayanlar için temiz, saf, tam buğday da eşsiz bir besin kaynağı.

Glütenden laf açılmışken dünyada bir glütensiz besin pazarı mevcut, malumunuz. Bisküviler, krakerler, makarnalar, ekmekler… Glütensiz sağlıklı anlamına gelmiyor. Bir çoğu beyaz pirinç, patates, mısır gibi hiç de masum olmayan besinlerden üretildikleri için tam da tersine sağlıksız gıdalar. Şekeri hiç saymıyorum bile ama nedense glütensiz ürünlerin çoğunda müthiş miktarda şeker bulunuyor.

Size tavsiyem “glütensiz”adıyla üretilmiş gıdalar yerine zaten doğal olarak içinde bu maddeyi barındırmayan gıdalarla beslenin.

Şeker konusuna da yarın geçelim….