Hoşgeldiniz!

İnsanlık Hali’ne Hoşgeldiniz!

Ziyaretiniz ve varlığınızla beni mutlu ettiniz. Bu blogda yogadan edebiyata, sosyolojiden kişisel anılara kadar pek çok konuda yazdığım deneme ve öykülerimi bulacaksınız. Kategorilere göz atıp ilginizi çeken bir konuda okumaya hemen başlayabilirsiniz.

Kimdir bu yazıların yazari diye merak ediyorsanuz, işte hakkımda bir iki bir şey:

1974 yılında doğdum. Mart ayının ortasında. Doğduğumdan beri İstanbul’un Gayrettepe mahallesinde on üç katlı yeşil bir binanın altıncı katında yaşıyorum. Mahallemizin ilkokulu Mareşal Fevzi Çakmak’tan sonra Şişli Terakki Lisesi’de, ondan sonra da Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde okudum. Yetmedi, yüksek lisans yaptım, yetmedi araştırma görevlisi olarak çalıştım. Prof. Dr. Nilüfer Göle’nin yönetmenliğinde yazdığım “Visions of Modesty, Morality and Moderniy” isimli yüksek lisans tezimi sunduktan sonra iki yıl boyunca Yeditepe Üniversitesi’nde sosyoloji ve sosyal antropoloji dersleri verdim.

Sonra birden akademik dünyadan vazgeçip yollara düştüm. Orta Asya’yı, Hindistan’ı, Laos’u geçip Tayland’ın Nong Khai adlı ufacık bir kentine demir attım.

Orada yoga ile tanıştım.

O gün bugündür dört kıtada seyahat ederek yoga öğreniyor, öğrendiğimi öğretiyor ve yogalı hayatımı yazarak yaşıyorum. Yoganın peşinde gezerken çok yer gördüm, ama esas keşfim iç dünyamın derin -bazen karanlık- köşeleri oldu. Hayatımın farklı alanlarında, kendim ve diğer insanlarla ilişkilerim, yazılarım ve derslerimde halen öğrenmekte olduğum yoga ilmi ile felsefesini deneyimleyip uygulamayı sürdürüyorum.

Tayland’daki hocalarımın gözetiminde yoga eğitimimi sürdürmek için sonraki iki yılı Nong Khai’de geçirdim. Budizm, Vedik felsefe ve Hatha Yoga’ya dair okumaya da o sırada başladım. Hindistan’da bir aşramda, Kuzey Tayland’da Vippasana tarzı meditasyonun öğretildiği Budist manastırlarında kaldım. 2005 yazında, tatilimi geçirmeye gittiğim Portland Oregon’da Aştanga Vinyasa Yoga vasıtası ile bandaları, ahengi ve Mysore stilini keşfederken, yoganın sandığımdan çok daha derin bir hayat tecrübesi olduğunu anladım. Tayland’a bir daha dönmedim.

Amerika’daki ilk zamanlarımda  çok değerli hocaların yanında tam zamanlı staj yaptım. Aştanga Vinyasa ile Gravity&Grace stilllerini öğrendiğim iki yıl boyunca çıraklık ettiğim hocalarımdan yogayı öğretmenin inceliklerini seyrettim. Bu süre zarfında Yoga felsefesi, asanaların enerji bedene etkisi, Ayurveda ve Hatha Yoga metinleri ile ilgilenmeye başladım. Nicholai Bachman’dan özel dersler alarak Sanskrit diline, Matt Huish’in YogaSutra kurslarına katılarak da Patanjali’nin felsefesine giriş yaptım.

2007 yılında Shadow Yoga’nın yaratıcı Zhander Remete ile tanıştım. Tekrarı kolay, sade hareketlerden oluşan bu sistem , barındırdığı kişisel dönüşüm potansiyeli ile beni en çok etkiledi. Shadow Yoga okulunun Portland’daki temsilcisi Matt Huish’den aldığım derslerle bir katman daha derine indim. Kısa zaman sonra Zhander Remete ile eşi Emma Balnaves’in yürüttükleri üç yıllık Shadow Yoga hocalık eğitimi programına kabul edildim. 2012 yılının Mayıs ayında bu programı tamamlayarak hocamın el verdiği sayılı Shadow Yoga öğretmenlerinden biri oldum. Yol elbette bitmedi. Halen  Zhander Remete’nin rehberliğinde yoğun olarak Shadow Yoga çalışıyor ve ders veriyorum.

Hayatım İstanbul, Atina ve Portland Oregon’da hattında gidip gelerek geçiyor. Her şehirde sevdiğim dostlarım, ailem ve hayatıma anlam katan öğrencilerim yaşıyor. Buradan hepsine şükranlarımı sunuyorum.

Burada okuyacağınız yazılar yoga hakkında bilgi vermeyi amaçlamıyor. Üzerime sinmiş birikimlerim ve sosyolog kimliğim ile insana, topluma ve yaşama bakıyor, gördüklerimi ”bence” ifade etmek niyeti ile yazıyorum. Sahicinin keşfi ve ifadesi peşindeyim.

Eski yazılarımı toparladığım ilk kitabım Mavi Orman Şubat 2011’de Kural Dışı yayınevinden, İstanbullu bir ailenin güzel kızı Leyla’nın esrarengiz kayboluşunu konu alan ilk romanım Saklambaç 2014 yılında Hit Kitap tarafından basıldı. 1922 İzmir’inde geçen yeni romanım ise 2016  başında Yunanistan ve Türkiye’de eş zamanlı olarak okuyucusu ile buluşacak.

Hakkımda daha fazla bilgi almak için www.defnesuman.com adresine gidebilir, ya da gönlünüze göre bir yazıyı okumaya başlayarak dostluğumuza adım atabilirsiniz.

Tekrar hoşgeldiniz. Nice yazıda karşılaşmak üzere,

Sevgilerimle,

Defne Suman (Kalemtraş)

Mayıs, 2015

16 Comments on “Hoşgeldiniz!

  1. Merhaba Defne Hanım,

    Cumhuriyet’in ‘Kitap’ ekinde ilk kitabınız Mavi Orman hakkındaki çıkan haber sonrası sizi tanıdım. Kitabınız ve sizinle ilgili yazılanların yalınlığı ilgimi çekti ve size merhaba demek bu arada bir ricada bulunmak istedim. Yoga yapmak istiyorum. Ancak Bursa’da güvenebileceğim bir mekan bulmakta zorluk çekiyorum. Üstelik ücretler çok pahalı. Bununla birlikte yoga cd ve DVD’leri aldım. Ancak Cd’lerin çoğu ya İngilizce ya da kötü tercümeyle sıradan anlatımlar içeriyor öğreticilikten çok uzak.İstanbul’a gelmek çok isterdim ama benim için zor. (İncelediğim kadarıyla rakamlar Bursa’nın da çoook ötesinde). Sizden ricam bana en azından iyi bir el tarafından hazırlanmış ticari amaçtan çok öğretmeyi hedefleyen CD veya DVD’ler önermeniz.
    Size gönülden başarılar diliyorum. Yeni kitabınızın vitrinlerde çabucak tükenmesi dileğiyle.
    Sevgiler
    Ece Timoçin
    537-6869446

  2. Tanistigim, islami budizm akimini, pozitif elektrik almacilik ve evrene vermecilik akimlariyla birlestirmis tum yoga egitmeni ve muridlerinin vaazlarindan sonra yazilarinizi okumak yuregime su serpti. yogaya olan ilgim artti bile diyebilirim. cok tesekkurler bu guzel yazilar icin.

    ugur
    http://www.cahilcesareti.org

  3. Merhaba Defne hanım,
    Sizi “Mavi Orman” kitabınızı okuduktan sonra tanıdım. Bloğunuzu çok severek takip ediyorum.
    Henüz 2 senedir yoga ile ilgileniyorum ama amacım daha derinlere inebilmek.Her gün İstanbulda bir yoga stüdyosunda vinyasa derslerine katılıyorum,gidemediğim günler ise evde yapmaya çalışıyorum yani haftada 5-6 kere pratik yapıyorum mutlaka. Yoga benim için dipsiz bir kuyu ama daha öğrenecek çok şeyim var. Yoga ve felsefesiyle ilgli muhteşem kitaplar var ama hepsi inglizce. İngilizcem var ama türkçe olarak okusam daha rahat ediceğimi düşünüyorum daha anlamını iyi kavrayabileceğim. Bana tavsiye edebileceğiniz türkçe kitap varmıdır?
    Teşekkürler

  4. Merhaba Defne Hanım,

    Sizinle Radikal gazetesinin Blog’u hakkında görüşmek istiyordum. bana mail adresimden ulaşabilir misiniz?

    İyi günler,
    Eda

  5. Merhaba. Hep merak ettiğim birşey var. Sizin gibi yoga ile uğraşan, dünyayı gezen, ya da çok tuhaf farklı hobileri olan insanlar ne iş yaparak geçimlerini sağlarlar. Rica etsem beni bu konuda benim gibi merak edenleri aydınlatır mısınız?

    • Genelde ne iş olursa Ferhat Bey. Ben üniversitede araştırma görevliliğinden tercümanlığa, kahve falından aşçılığa kadar çeşit çeşit iş sayesinde karnımı doyurmayı başardım. Şu anda yoga hocalığı ve yazarlık yaparak geçimimi sağlıyorum.

  6. Selam,

    sana birsey soracaktim:
    Bizim üniversitede (University of applied science hamburg) yakinda bir üniversite gazetesi cikacak. Gazetenin ilk baskisi olacak.
    Ben türkiyede ki durumun ve protestolarin hakkinda birsey yazmak istedigim icin, ve senin blogda yazdiklarin benim cok hosuma gittigi icin sunu soracaktim sana: makalemde senin yazidklarindan bir kac seyi alinti yapabilirmiyim? istersen senin blog linkini de ekleriz makaleye…

  7. Merhaba Defne Hanım,

    This is Butter Fly, and I’m writing on behalf of Cacao, an international Taiwan-based independent magazine. Cacao reports topics about creativity, art, communication, alchemy and opinion, publishing in Taiwan, Hong Kong, China, Berlin and Sweden.

    I came across a reference to your articles and found them really fascinating!

    As we’d like to introduce you and those great works to our readers, I’m wondering if you may be interested in featuring your works in our next issue: Istanbul/ Dream which will be pressed this September.

    More information, please contact editor@cacaomag.com

    Thank you very much! And I am looking forward to hearing from you soon! :)

    Butter Fly

  8. TEŞEKKÜR,

    AZ ÖNCE KİTABINIZ MAVİ ORMAN’I BİTİRDİM, AMA BİTMEMİŞ GİBİ, SANKİ İÇİME FAZLA FAZLA OKSİJEN DOLDU, SANKİ ŞU ANDA İSTEDİĞİN BÜTÜN GÜZELLİKLER BENİM OLDU… BUNA BENZER BİR SÜRÜ OLUMLU HİSLERLE DOLUYUM, TEKRAR TEKRAR TEŞEKKÜRLER…

    SİBEL…

  9. Mavi Orman ve Saklambaç.ruhuma dokunabilen kitaplari hep sevdim ama genelde aglamamistim.Henüz dün Saklambaç’ı bitirdim ve aglamamin iki sebebi vardi.
    Birincisi;insan kendi özüne ait birseyler buldugunda yada hissettiginde mutluluktan agliyor bende bundan dolayi agladim..
    İkincisi ise;baska bir kitabinizin olmamasiydi.cunku ben kitaplarini okurken hep karsilikli kahvelerimizi yudumlar gibi hissettmistim ve kitap bitince sanki cok yakin bir arkadasimi uzun sure goremeyecegimin ozlemi kapladi icimi tutamadim agladim tekrardan…
    Sonsuz teşekurler samimiyetini sunabildigin icin..

    • Sevgili Berrin,
      Ne tatlı, ne içten bir yorum bu böyle! Sen de beni ağlattın! Yeni romanım bitti, Doğan Kİitap’dan 2016 yılında çıkacak. O zamana kadar da burada gördüğün Puf ve Balıkçının Eleni gibi öyküler yazıp sizinle paylaşmayı sürdüreceğim.
      Samimiyetin ve güzel sözlerin için çok teşekkür ederim. :)
      Defne

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Welcome!

IMG_4659Hello all!

Welcome to my blog “Insanlik Hali” which means The Human Condition in Turkish.

Most of entries are in Turkish but as often as i can I am trying to write some English blogs as well. You can see everything I wrote in English under the category of Blogs in English.

If you are curious to know who is writing all this stuff here is a little bit about myself.

I was born in year of 1974 in Istanbul, Turkey. Although I travelled all around the world, I have always ended up in the  the same tall green building where i was born and grew up at the centre of Istanbul.

I went to school in the same neighborhood and then to Boğazici (Bosphorus) University, that is only a few miles from my home.

Until the age of 23 I didn’t do much traveling other than camping in  the wonderful beaches of southwestern Turkey.

I majored in sociology and then completed my MA on the same subject. My graduate thesis which i have completed under the supervision of Prof. Dr. Nilufer Gole was titled as “Visions of Morality, Modesty and Modernity: The case of Fadime Sahin.” For my thesis I focused on a sex scandal that took place among the Islamic circles which ended up becoming a big splash in the mass media.

By the year 2000 two major changes took place in my life. One was that I won Green Card (USA) from the lottery, the second was that i decided to leave the academia and travel the world on my own while doing voluntary work. After a brief visit to the USA i started my journey eastbound and traveled to India, Indonesia, Malaysia, Laos and finally Thailand where i found the most amazing two people who were teaching yoga. Beatrix and Pancho were my first teachers in Thailand. They were devoted practitioners of Hatha Yoga, lovers of beauty, simplicity and the Divine. I stayed as close as possible to them for the next three years and under their guidance learned not only the practice of yoga but also Buddhism, Vedic philosophy and studied various Hatha Yoga texts.

On one of my  trips  to USA, in Portland, Oregon I was introduced to Shadow Yoga, a system of Hatha Yoga that was established by Zhander Remete.  With its uncomplicated yet deeply effective movements, its potential for transformation and the vast amount of information on Ayurveda, Marmastana, Vedic philosophy, Shadow school of Hatha Yoga impressed me very much.. As I started to understand the workings of bandhas and the rhythm in the deeper layers of my own body and self, I decided to stay in Portland instead of returning Thailand.  For three years I stayed as an apprentice to my teacher in Portland who was teaching Shadow Yoga at that time and regularly attended the courses and workshops that Zhander Remete and Emma Balnaves were offering in different parts of the world.

Today I am continuing my studies with my Zhander and Emma and with their permission  teaching the system of Shadow Yoga in Istanbul and in Portland.

Apart from yoga, writing holds an important space in my life. My first book Mavi Orman (Blue Forest- only in Turkish -yet-) was published in 2011. It is a compilation of essays and journal entries of mine during my travels. My second book Saklambac (Hide and Seek- in Turkish) is a mystery novel which reveals the inner dynamics of an upper middle class family in Istanbul. Inevitably , like all first novels Saklambac has an autobiographic quality! My third book the Silence of Scheherazade is a historical fiction which takes place in Smyrna, a cosmopolitan harbor town of Ottoman Empire. Silence of Scheherazade will be published in Greece and in Turkey in early 2016.

The blogs  I write here are not intended to give information about yoga. On the contrary I try to write as little as possible about yoga as i believe one can learn yoga only by studying under a well-established teacher. The blogs here vary from memoirs to short stories, from sociological articles to travel journals. As a young woman who live in Turkey inevitably I am passionate about women’s rights, freedom, justice and democracy. The blog i wrote during the Gezi Park Resistance in 2013  “What is Happening in Istanbul” has reached to millions of readers all around the world and help them to understand the inner dynamics of the social movement in Turkey.

Here,my hope is to explore the “human condition” and the life.  Beyond and above our local identities, I believe that there is a common ground in which we understand each other. I believe there is a universal human condition that could be expressed and transferred from one to the other regardless of culture, class, race, religion or time.

Even though most entries tell about ”my” story, through them I intend to explore the Human Condtion in my blogs.

Thank you for visiting my blog! I hope you enjoy yourselves…

Defne Suman

May, 2015

For more information about my classes and schedules please go to:

www.defnesumanyoga.com

For more information about my books see:

http://www.defnesuman.com

33 Comments on “Welcome!

  1. Hi Sumandef,

    My name is Monis Khan, and I work as an Interview Producer for Al Jazeera English. I’d like to speak to you about coming on our show, The Stream, to discuss the Gezi protests. Could you email me at Monis.Khan@aljazeera.net for more information.

  2. Hi Sumandef,

    I have translated your blog into Spanish about what is happening in Turkey at Gezi Park. How can I send it to you?

    Juan Soto

  3. Български

    Какво става в Истанбул?

    До приятелите ми, които живеят извън Турция

    Пиша ви за да разберете какво се случва в Истанбул през последните пет дни. Налага се лично да напиша това защото повечето от източниците на информация са затворени от правителството и единствените начини да обясним какво се случва и да искаме помощ са чрез интернет и от уста на уста.

    Преди четири дни хора, които не принадлежат към нито една специфична организация или идеология се събират в Гези Парк в Истанбул. Сред тях са много от моите приятели и студенти. Причината е проста: Да се предотврати и да се протестира срещу предстоящото разрушаване на парка за построяването на още един търговски мол право в центъра на града. Има много молове в Истанбул – поне по един във всеки квартал. Унищожаването на дърветата трябваше да започне в четвъртък сутринта. Хората отидоха в парка с одеала, книги и деца. Опънаха палатките си и прекараха нощта под дърветата. Рано сутринта, когато булдозерите трябваше да изкореняват вековните дървета от земята, хората се изправиха срещу тях за да спрат операцията.
    Не направиха ни освен да застанат пред машините.
    Нито един вестник, нито един телевизионен канал беше там за да отрази протеста. Беше тотално медиино затъмнение.
    Полицията пристигна с водни оръдия и сълзотворен газ и изгони протестиращите от парка.
    Вечерта протестиращите се умножиха. Умножиха се и полицейските сили около парка. Медувременно местната власт в Истанбул затвори всички пътища към площад Тексим, където се намира Гези парк. Метрото бе затворено, фериботите бяха спрени, пътищата бяха блокирани.
    Въпреки това повече и повече хора дойдоха в центъра на града просто ходейки.
    Те идваха отвсякъде около Истанбул. Бяха различни хора, с различни идеологии, различни религии. Всички се събраха за да предотвратят разрушаването на нещо по-голямо от парка:
    Правото да се живее като достойни граждани на страната.
    Те се събираха и протестираха. Полицията ги гонеше със сълзотворен газ, газеше с танковете си хора, които им предлагаха храна. Двама млади бяха прегазени и убити от танковете. Млада жена, моя приятелка, бе ударена по главата от граната със сълзотворен газ – полицията ги изстрелваше право в тълпата. След тричасова операция тя все още е в интензивното отделение в критично състояние. Докато пиша това не знам дали ще оцелее. Този блог е посветен на нея.
    Тези хора са мои приятели. Те са мои ученици, мои роднини. Те нямат “Скрити помисли”, както казва правителството. Помислите и са открити и са кристално ясни. Цялата държава бива продавана на крпорациите от правителството за построяването на молове, лускозни комплекси, магистрали и ядрени централи. Правителството търси (и когато трябва създава) поводи да напада Сирия против волята на народа.
    Освен това контролът на правителството над личния живот е станал непоносим. Държавата, заради консервативизма си, е приела много закони и регулации относно аборта, раждането с цезарово сечение, продажбата и употребата на алкохол, дори цвета на червилото на стюардесите в авиокомпаниите.
    Хората, които протестират в центъра на Истанбул търсят правата си да живеят свободно и да получават правосъдие, защита и уважение от държавата. Те искат да бъдат включени в процесите на вземане на решения за града, в който живеят.
    Вместо това те получават излишна сила и чудовищни количества сълзотворен газ право в очите. Трима души останаха без очи!
    Но въпреки това те протестират. Стотици хиляди се присъединяват към тях. Още няколко хиляди преминаха Босфорския мост пеша за да подкрепят хората в Таксим.
    Нито един вестник или телевизионна програма не отрази събитията. Те бяха твърде заети с излъчвания за Мис Турция и “Най-странната котка в света”.
    Полицията продължи да гони хората и да ги пръска със сълзотворен газ дотолкова, че уличните кучета и котки бяха отровени и започнаха да умират.
    Училища, болници, дори 5-звездн хотели около Таксим отвориха вратите си за пострадалите. Лекари изпълниха класните стаи и хотелските стаи за да предоставят първа помощ. Някои полицаи отказаха да пръскат невинни хора със сълзотворен газ и напуснаха работа. Около площада бяха поставени заглушители за да предотвратят връзката с интернет чрез 3G мрежите. Жители и предприятия в района предоставиха безжичен интернет за хората по улиците. Ресторантите предлагаха храна и вода безплатно.
    Хората в Анкара и Измир се събраха на улиците за да подкрепят съпротивата в Истанбул.
    Медиите продължиха да дават Мис Турция и “Най-странната котка в света”
    Пиша това писмо за да знаете какво се случва в Истанбул. Масмедиите няма да ви разкажат за това. Поне не в моята държава. Моля ви публикувайте колкото се може повече статии в Интернет и разпространявайте новините.
    Снощи докато пусках новини във Фейсбук, някой попита:
    “Какво се надяваш да спечелиш, като се оплакваш за страната ни на чужденци?”
    Този блог е моят отговор. Чрез “оплакването” за страната ни се надявам да спечеля:
    – Свобода на словото
    – Уважение към човешките права
    – Контрол над решенията, които правя, отнасящи се за мен в моето тяло
    – Правото законно да се събираме във всяка част на града без да бъдем приемани за терористи.
    Но най-вече, като това достига до вас – моите приятели, които живеят в други части на света, аз се надявам да бъдете осведомени и да получа вашата подкрепа и помощ.
    Моля ви разпространявайте новините, разпространявайте този блог.
    Благодаря!

    За повече информация и нещата, които можете да направите, моля вижте статията “Вик за помощ” на Амнести Интернешанъл http://humanrightsturkey.org/2013/06/01/abuses-against-protestors-in-turkey-amnesty-calls-for-urgent-action/

  4. Hi, I’m from Mexico and we support your cause. I would like to share with you some social proyects, we have real interest in helping you. Where can I send to you an email?

  5. Hi, is there any translation in French please?
    If not, I would do it. Although I am fluent, I am not a professional.
    Many thanks for your answer.
    ML

  6. I hope you are ok and things are working in favor of the people. Power to the people. Love and light be with you!

  7. I can also do a German translation, if needed! Just email me!
    I’d like to spread the word as well. I think Germany and Turkey have a special relationship and the German public should know as well!

  8. Hi Sumandef
    My name is Florence Fischer an I work for Swiss National Radio. I am writing you on behalf of your article about whats happening in Istanbul. Could you please email me florence.fischer@srf.ch
    Or can I call you?
    Thank you and best
    Florence

  9. Hi Sumandef,
    My name is Juliane Frisse and I work for German Public Radio in Bavaria. I’d like to speak to you about whats happening in Istanbul. Could you please email me: juliane.frisse@br.de – or can I call you?
    Thanks a lot!
    Juliane

  10. Hi Sumandef, following the Italian translation to your last post. Good luck

    vtesei@gmail.com

    “Ai miei amici che vivono fuori dalla Turchia: scrivo per farvi sapere cosa sta succedendo a Istanbul da cinque giorni. Quattro giorni fa un gruppo di persone non appartenenti a nessuna specifica organizzazione o ideologia si sono ritrovate nel parco Gezi di Istanbul. Tra loro c’erano molti miei amici e miei studenti. Il loro obiettivo era semplice: evitare la demolizione del parco per la costruzione di un altro centro commerciale nel centro della città. Il taglio degli alberi sarebbe dovuto cominciare giovedì mattina. La gente è andata al parco con le coperte, i libri e i bambini. Hanno messo su delle tende e passato la notte sotto gli alberi. La mattina presto quando i bulldozer hanno iniziato a radere al suolo alberi secolari, la gente si e’ messa di mezzo per fermare l’operazione. Non hanno fatto altro che restare in piedi di fronte alle macchine.Nessun giornale né emittente televisivaera lì per raccontare la protesta. Un blackout informativo totale. Ma la polizia è attivata con i cannoni d’acqua e lo spray al peperoncino. Hanno spinto la folla fuori dal parco. Nel pomeriggio il numero di manifestanti si è moltiplicato. Così anche il numero di poliziotti, mentre il governo locale di Istanbul chiudeva tutte le vie d’accesso a piazza Taksim, dove si trova il parco Gezi. La metro è stata chiusa, i treni cancellati, le strade bloccate. Ma sempre più gente ha raggiunto a piedi il centro della città. Sono arrivati da tutta Istanbul. Sono giunti da diversi background, da diverse ideologie, da diverse religioni. Queste persone sono miei amici. Sono i miei studenti, i miei familiari. Non hanno “un’agenda nascosta”, come dice lo Stato. La loro agenda è là fuori, è chiara. L’intero Paese viene venduto alle corporazioni dal governo, per la costruzione di centri commerciali, condomini di lusso, autostrade, dighe e impianti nucleari. Si sono ritrovati per fermare la demolizione di qualcosa di più grande di un parco: il diritto a vivere dignitosamente come cittadini di questo Paese.”

  11. Good morning Insanlik. Thank you for writing the letter on what is happening with the protests in Istanbul. Your letter is circulating widely on Tumblr where I first read it. I am learning about the issues in this region of the world and I am curious about the connection you made between the state’s heavy-handed response to the protests and its connection to Syria, another area I am beginning to learn more about.

  12. Dear Turkish people, We in the Netherlands have correspondents with their own cameracrew in Istanbul so we know what is going on. Turkish people and Dutch people demonstrated yesterday in The Hague (more than thousand). Some people speak of a Turkish spring. We folllow what is going on on radio and television and I am sure questions will be asked in our Parliament as well as in the European Parliament . Hang on, be strong, we are with you and everybody who is fighting for their freedom.

  13. Ai miei amici che non vivono in Turchia:
    Vi scrivo per raccontarvi cosa è successo a Istanbul negli ultimi 5 giorni. Devo raccontarvelo io perché il governo ha oscurato la maggior parte delle fonti di informazione, e il passaparola e internet sono gli unici mezzi che ci sono rimasti per spiegare le nostre motivazioni e chiedere aiuto e sostegno.
    Quattro giorni fa, un gruppo di persone, molte delle quali non appartenenti a nessun tipo di organizzazione o ideologia, si sono riunite al Parco Gezi di Istanbul. Tra questi si trovavano molti miei amici e studenti. La ragione era semplice: protestare e impedire che il parco venisse distrutto per lasciar spazio alla costruzione dell’ennesimo centro commerciale proprio nel centro della città. Ci sono moltissimi centri commerciali a Istanbul, almeno uno per quartiere! L’abbattimento degli alberi era previsto per giovedì mattina. Muniti di lenzuola e libri, queste persone si sono recate al parco insieme ai propri figli. Hanno piantato delle tende e trascorso la notte sotto gli alberi. E quando alle prime ore del mattino i bulldozer hanno iniziato a sradicare gli alberi centenari, vi si sono parati d’innanzi per fermare l’operazione.
    Non hanno fatto altro che schierarsi di fronte alle macchine.
    Non c’erano né giornali né televisioni a riprendere la manifestazione. Era un vero e proprio black out mediatico.
    In compenso è arrivata la polizia con i cannoni ad acqua e gli spray al peperoncino e ha cacciato la folla dal parco.
    Quella sera il numero dei manifestanti era raddoppiato, così come il numero delle forze di polizia attorno al parco. Nel frattempo le autorità locali di Istanbul hanno chiuso tutte le vie di accesso alla piazza Taksim, dove si trova il parco. La metropolitana è stata chiusa, i traghetti cancellati e le strade interrotte.
    Eppure erano sempre più le persone che raggiungevano il centro della città a piedi.
    Provenivano da tutta Istanbul. Avevano estrazioni diverse, ideologie diverse, religioni diverse. Ma erano tutti lì, riuniti per evitare la distruzione di qualcosa che andava bel oltre il parco:
    il diritto di vivere da dignitosi cittadini di questo paese.
    Si sono riuniti e hanno manifestato. I poliziotti li hanno cacciati con spray e gas lacrimogeno e hanno spinto i carri armati contro la gente, che in cambio dava loro del cibo. Due giovani sono stati investiti dai carri armati e hanno perso la vita. Un’altra ragazza, una mia amica, è stata colpita alla testa da una bomboletta di gas lacrimogeno che la polizia lanciava direttamente sulla folla. Dopo un intervento durato tre ore, la mia amica si trova ora in terapia intensiva in condizioni critiche. Mentre scrivo, non so ancora se ce la farà. Questo blog è dedicato a lei.
    Queste persone sono miei amici. Sono miei studenti, miei parenti. Non hanno un “piano segreto”, come piace dire allo stato. Il loro piano è là fuori. È chiaro. Il nostro paese è stato venduto dal governo alle multinazionali per costruire centri commerciali, condomini lussuosi, autostrade, dighe e centrali nucleari. Il governo sta cercando (e, quando necessario, inventando) un scusa qualunque per attaccare la Siria contro la volontà del suo popolo.
    Come se non bastasse, il controllo del governo sulla vita dei cittadini è diventato insopportabile. Lo stato, sta perseguendo una agenda di politica conservatrice e ha approvato molte leggi e normative sull’aborto, sul parto cesareo, sulla vendita e il consumo di alcol, e persino sul
    colore del rossetto indossato dalle hostess.
    I manifestanti che marciano verso il centro di Istanbul rivendicano il proprio diritto di vivere liberi e di ricevere giustizia, protezione e rispetto da parte dello stato. Chiedono di essere coinvolti nei processi decisionali della città in cui vivono.
    Quello che hanno ricevuto, invece, non sono altro che una risposta eccessivamente violenta e moltissime bombolette di gas lacrimogeno in faccia. Tre persone hanno perso la vista.
    Eppure continuano a marchiare. Centinaia di migliaia si sono uniti a loro. Due migliaia di persone hanno attraversato il Bosforo a piedi per sostenere i manifestanti di Taksim.
    Nessun giornale e nessuna televisione si trovava sul luogo per raccontare cosa stesse accadendo. Erano tutti impegnati a trasmettere Miss Turchia e “Il gatto più strano del mondo”.
    La polizia ha continuato a scacciare i manifestanti e a sparare spray al peperoncino, al punto che molti cani e
    gatti randagi sono morti per avvelenamento.
    Le scuole, gli ospedali e persino vari hotel a 5 stelle nelle vicinanze della piazza Taksim hanno aperto le proprie porte ai feriti. I dottori hanno riempito le classi e le stanze degli hotel per prestare i primi soccorsi. Alcuni poliziotti si sono rifiutati di attaccare persone innocenti con il gas lascimogeno e hanno lasciato il loro lavoro. Tutt’attorno alla piazza sono stati installati disturbatori di frequenze per impedire l’accesso a internet, e sono state bloccate le reti 3g. I residenti e le aziende della zona hanno messo a disposizione dei manifestanti delle reti wifi. I ristoranti offrono cibo e acqua gratis.
    Ad Ankara e a Smirne altri si sono riuniti nelle strade per sostenere la resistenza a Istanbul.
    I media nazionali continuano a trasmettere Miss Turchia e “il gatto più strano del mondo”.
    ***
    Vi scrivo questa lettera perché sappiate cosa sta succedendo a Istanbul. I mass media non ve ne parleranno. Per lo meno non nel mio paese. Vi prego,
    postate più articoli che potete e che leggete su Internet, e fare girare la voce.
    Ieri sera, mentre postavo degli articoli sul mio profilo Facebook per spiegare cosa stesse accadendo a Istanbul, qualcuno mi ha chiesto:
    “cosa speri di ottenere continuando a lamentarti con gli stranieri del nostro paese?”
    Continuando a “lamentarmi” del mio paese spero di ottenere:
    La libertà di espressione e di parola,
    Il rispetto per i diritti umani
    Il controllo delle decisioni che riguardano me e il mio corpo
    Il diritto di libera associazione in qualunque zona della città senza essere considerata una terrorista.
    Ma soprattutto, attraverso il passaparola spero, amici miei, che vivete in altre parti del mondo, di potervi fare conoscere la situazione, di ottenere il vostro sostegno e il vostro aiuto!

    Vi prego di diffondere la parola e condividere il blog.

    Grazie!

    Per ulteriori informazioni o per dare una mano consultate la pagina Call for Urgent Help di Amnesty International (http://humanrightsturkey.org/2013/06/01/abuses-against-protestors-in-turkey-amnesty-calls-for-urgent-action/)

  14. Hello! I am working for a big television show in Germany - and I wonder how the young woman in red is doing and who she is? Do you have more information about her? Maybe you could contact me at caroline_rudelt@mhoch2.de. Thank you so much and all the best

    Hello! I am working for a big television show in Germany – and I wonder how the young woman in red is doing and who she is? Do you have more information about her? Maybe you could contact me at caroline_rudelt@mhoch2.de. Thank you so much and all the best for you!!!!

  15. Hello, My Name is Ramona, I work as an Editor at the german online magazine ZEITjUNG.de. We want to support occupy gezi. I wondered whether you can send me some (about 15) pictures of the protest via Email? And wanted to ask you, if you could answer me some questions?
    Is there any willingness to cooperate on the governments side?
    How many people got hurt by now, or even died?
    Is there any protest against the governements reaction by the local media by now?
    What was the worst moment until now?
    Are there any violent reactions by the people against the police?
    Is the protest still a concern for Trees? Or do you think they will build the shopping center anyway, even after this? Thank you very much for your answers! I hope you´ll win the protest shortly!!
    With best regards, ramona :
    mail: ramona.drosner@t-online.de

  16. Hello, My Name is Ramona, I work as an Editor at the german online magazine ZEITjUNG.de. We want to support occupy gezi. I wondered whether you can send me some (about 15) pictures of the protest via Email? Aswell I wanted to ask you, if you could answer me some questions?
    Is there any willingness to cooperate on the governments side by now?
    How many people got hurt by now, or even died?
    Is there any protest against the governements reaction by the local media?
    What was the worst moment until now?
    Are there violent reactions by the people against the police/government?
    Is the protest still about Trees? Or do you think they will build the shopping center altough the protest? Thank you very much for your answers! All the best for you! ramona

  17. Hi, my name is Collie, I shared you on FB about what is going on. if you need a place to get away to, I live in the south of France.. you can come and stay and do some yoga with some people I know. my address is colliewarrior at gmail dot com

  18. solidarity from India. We love Orhan Pamuk. we love turkish clture. Turkish people have always been bravehearts and free spirits. They shall continue to be so, we know. I have shared your blog link on my facebook page.

  19. Hi, Sumandef
    There are two reasons I am writing this to you tonight:
    First: it’s wonderful what you are doing here. I almost cryied the first time i’ve read “what’s happening in Istanbul”. I can see by now that the ammount of people that are against their governments and are not afraid of showing it to the world is bigger than I thought. as i live in brazil, i’ve translated your blog to portuguese so everybody could read it. until last week all my ”energies” were sent to turkey, but now something really serious happened in my country and it is the 2nd reason i am writing to you. some time ago the government decided they would raise the transport fares in brazil (and believe me, it is already way too expensive for the quality of our buses and trains). it began in my city (porto alegre) just like in istanbul: few people, no violence against police. for the first time in years we could stop the government, but it didnt last long. last week they came back with this idea about the fares. this time all the country got together in the big cities for protesting. and apparently we are not welcome in our own country. i can’t say there wasn’t any kind of vandalism on our part as protesters. some of the guys wrote stuff like “violence is what the government is doing” or “R$ 3,05 – robbery”. some of them blocked the streets. few broke the banks’ windows. but that was ALL. we didn’t hurt anybody. we got TEAR GAS in our face. the cops sprayed the hell out of the people with pepper spray. they shot us with rubber bullets IN THE HEAD – at least 1 person is blind right now because of one of those “harmless” bullets. they broke into a pub were a group of young people got together after the manifestations and they almost tore it down.
    when the protests started there we were like “turkey’s government has gone too far”. we used to criticize middle eastern governments as well. brazil was also seen as a free place. but now we have just found out that our system here is no different from yours. it’s exactly the same story.
    i know that there is not much you can do for us right now cause you are also fighting for a great cause. i just needed to share it with someone i know that would think the same way out there. if possible, spread it.
    thank you – and never lose hope!

  20. Hi, Defne, I am Sergio Mastretta, from Puebla, México. I read your text about Turkey and the massive protest against Endorgan. I am asking you for your permission to publish it in spanish on our web site (http://mundonuestro.e-consulta.com) This site is a non profit making, and it is about narrative journalism.
    Thank you very much.

  21. I want to thank you all, people who have visited this blog and left a comment, translated my entries to different languages and spread the word for a better world!
    You may say we are dreamers… but we are not the only ones!
    Thank you so much for your support dear friends!
    Hugs to you all!
    Defne.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 7.808 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: