Türkçe Bloglar
-
Balıkçının Eleni*
“Ne bağırır durur bu çocuk böyle tellal gibi, Eleni mu, sen anlamışsındır?” Terzi Tasula’nın küçük kızı bir saattir elinde çın çın bir çıngırakla mahallenin sokaklarında dönüp duruyordu. Balıkçının Eleni elindeki daha gözünün feri sönmemiş kolyozun kıpkırmızı yüzgecini yararken ağzının içinde bir şeyler mırıldandı. Evin önü, oturduğu basamakların etrafı hep kedilerle dolmuştu. Kadının ellerinde can bulmuş… Continue reading
-
Hayatı Beklerken*
Sevgili Okur, Nasılsın? Ben, biliyorsundur belki, bir zamandır İstanbul’dayım. İstanbul’da olduğum için de hayatı nefes nefese yaşıyorum. Günümü asgari miktarda faaliyetle de doldursam yine de hep bir yetiştim, yetişemiyorum, yetişmeliyim hissi yakamı bırakmıyor. Stres dedikleri bu işte, değil mi? Bir boşluk bulamamak… Dolu, dolu dolu. Her yer, herkes, her an dolu. İstanbul’da hayat böyle dolu… Continue reading
-
Hayat Hikayesi
Öncesi Murat Gülsoy’un Yaratıcı Yazarlık kursunda öğrendiklerimden aldığım ilhamla yazmaya devam… Hikayede karakter yaratma konusuna kursun sekizinci haftasında geldik ama o noktaya kadar olay örgüsü, mekan tasvirleri ve tabi ki bakış açısı konularını işlediğimiz derslerde karakter hep bizimle birlikteydi. Birlikteydi çünkü bir mekan insansız bile olsa biz o mekanı karakterin gözünden görürüz. Zaten sadece boş… Continue reading
-
Yetimlerimden Karakterlerime
Öncesi… Yaratıcı Yazarlık Kursu‘nun ilk derslerinin birinde hocamız Murat Gülsoy, Freud’un “Yaratıcı Yazarlar ve Gündüz Düşleri”* adlı makalesine dayanarak bize kurmaca (edebiyat) yazarlığının aynı çocukken oynadığımız oyunlara benzediğini söyleyince aklıma hemen anılar üşüştü. Hocamız çocukken etrafımızdaki eşyayı kullanarak kurduğumuz dünyaları hatırlattı bize. Sahiden de onun gerçek olmadığını bile bile o dünyayı ciddiye alabiliyor, içinde zorlanmadan… Continue reading
-
Boşluk Serisi I: Boşluk ile Dolmak
Yeni ayımız kutlu olsun! Bu sefer ne şans ki bizim ay (temmuz) başı ile esas ay (luna olan) aynı anda başlıyorlar. Biz burada, Portland Oregon’da saat dilimleri açısından dünyanın en sonunda yer aldığımız için günün olaylarına son dakikada yetişiyoruz. Mesela babalar gününde kahvaltımı edeyim de babamı arayayım dediğim zaman İstanbul’a çoktan akşam inmiş, babam bütün… Continue reading