çocukluk

  • Atina Günlükleri 3

    14 Şubat 2020 Atina Bugün size Kaldi kahvesinden yazıyorum. Kaldi bizim mahallede sayılır. On dakika yürüyerek geliyorum. Yürürken Salman Rushdie’nin Geceyarısı Çocukları’nı dinliyorum bu ara. Bu kitabı 2000li yılların başında bir defa Sundance’de okumuştum. Türkçesinden. Sonra Tayland’daki mahallemizin kitapçısından İngilizcesini buldum. Mahallemizin kitapçısı yaman bir yerdi. Şehrin tek ingilizce kitap satan dükkanıydı bir defa. Yoga Continue reading

  • Prana akışı

    Anne babamı şaşırtacak kadar disiplinli bir çocuktum. Cuma akşamından bütün ödevlerimi bitirirsem hafta sonunun müthiş mutlu geçtiğini kendi başıma keşfetmiştim mesela. Kuşlar gibi özgür bir hafta sonu öyle heyecan verici bir ödüldü ki Cuma akşamı yemeğe kadarki süreyi ödevlerimin başında geçirmekte zorlanmazdım. Aynı şekilde akşam yemeğinden sonra televizyon seyretmeyi o kadar çok severdim ki, sırf o hazzın Continue reading

  • Yetimlerimden Karakterlerime

    Öncesi… Yaratıcı Yazarlık Kursu‘nun ilk derslerinin birinde hocamız Murat Gülsoy, Freud’un “Yaratıcı Yazarlar ve Gündüz Düşleri”* adlı makalesine dayanarak bize kurmaca (edebiyat) yazarlığının aynı çocukken oynadığımız oyunlara benzediğini söyleyince aklıma hemen anılar üşüştü. Hocamız çocukken etrafımızdaki eşyayı kullanarak kurduğumuz dünyaları hatırlattı bize. Sahiden de onun gerçek olmadığını bile bile o dünyayı ciddiye alabiliyor,  içinde zorlanmadan Continue reading

  • Walkman Anıları

    Bir kahve söylüyorum, sonra kulaklarımı takıyorum. Müzik başlıyor. Telefondan karışık. Bir kitap açıyorum. Genelde bir roman. Ya da defterimi açıyorum. İçimi dökmeye, geçen günleri not etmeye, yazdıkça açılmaya, açıldıkça yazmaya doğru… En sevdiğim sabahlar böyle sabahlar. Evde oturmayı hiç sevmiyorum. Gözümü açayım, sokağa atayım kendimi o denli… Neyse yine öyle bir sabah. Yeni ay üstelik. Bari yeni Continue reading

  • 1984 Nostaljisi

    Atina’da bu sabah… Bahar habercisi bir gün. Üstelik 21. Yüzyıla değil, daha eski ilk gençlik ve çocukluk zamanlarımıza ait bir baharın habercisi. Hani havaların birden ısınıp da önlüklerimizin altına giydiğimiz külotlu çorapların çıktığı, yerine diz hizasında (ajurlu) beyaz çorapların giyildiği bir zaman vardı. Hani, bazı uyanık dondurmacılar (Durak Büfe) havayı fırsat bilip külahları da dizerlerdi Continue reading